<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492</id><updated>2010-02-09T23:55:25.398+02:00</updated><title type='text'>viranvebahar e-edebiyat dergisi I şiir, öykü, deneme...</title><subtitle type='html'>viranvebahar e-dergisi şiir, öykü, deneme...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>359</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-4893401589306851704</id><published>2010-02-09T23:50:00.003+02:00</published><updated>2010-02-09T23:54:22.035+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edb'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>Necip Fazıl'dan Dört Yeni Kitap!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S3HYZuCkJII/AAAAAAAACME/1OidVlAJdSM/s1600-h/nfk.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" kt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S3HYZuCkJII/AAAAAAAACME/1OidVlAJdSM/s200/nfk.jpg" width="159" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sessiz ve derinden yürüyen bir yayın politikası içinde, 1983 yılından bugüne Necip Fazıl Kısakürek’in Bütün Eserleri’nin yayımını sürdüren Büyük Doğu Yayınları, bundan bir süre önce çıkardığı 4 yeni kitap ile bir defa daha dikkatlerimizin Üstad ve O’nun sosyal-siyasi mücadelesi üzerinde yoğunlaşmasını temin etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necip Fazıl’ın belli başlıklar altında Büyük Doğu dergilerinde yayınladığı yazılarından derlenmiş olan bu eserler&lt;span class="fullpost"&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Vesikalar Konuşuyor&lt;br /&gt;2- Büyük Doğu Cemiyeti&lt;br /&gt;3- Bediüzzaman Said Nursi&lt;br /&gt;4- Nasreddin Hoca&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;Vesikalar Konuşuyor&lt;/h2&gt;Bu kitaptaki, her biri bir vesikaya bağlı yazılar, Türk cemiyetinin sahip olduğu bütün kıymetlerin ve maddi-manevi değerlerinin Cumhuriyet tarihi boyunca belli zümre ve şahıslar tarafından nasıl istismar edildiğini, sistemli ve planlı biçimde nasıl çiğnendiğini gösterici mahiyette ifşa ve teşhisler içeriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin Lozan antlaşması ile elde edilen istiklalin, ne pahaya Emperyalistlere kabul ettirildiğini, olayları fikri bir temel üzerinde ele alan Necip Fazıl’dan öğreniyoruz. Ona göre, Lozan’da şekli bir istiklal elde edebilmek için, Türk milletinin, dünyaya bedel bir kıymeti olan mukaddesat alakası ve manevi kurumları feda edilmiş ve bu işin gizli aktörü olarak bir Hahambaşı aktif rol oynamıştır. Bu tarihi gerçeği bilmeden, Türk istiklalinin ne anlama geldiğini çözebilmenin mümkün olmadığını söyliyen Necip Fazıl, bir başka ifşasında, geçtiğimiz günler içinde gündeme gelen Dersim Faciasını, ilk defa gözler önüne sermiş olarak tarih boyunca gelen faciaların en büyüğü olarak gösteriyor; ve Doğu Faciasını bütün hikayesi, sorumluları ve sebep-sonuçları ile açıklığa kavuşturuyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiyede Komünizmin nasıl iş gördüğü… Bütün gerçekliği içinde Köy Enstitüleri… Milli Şef döneminin suistimal hikayeleri… Ali Şükrü Cinayeti… Rejimin Din Düşmanlığının tarihçesi ve CHP karşısındaki Muhalefet Partilerinin içyüzü, ele alınan ve düğümleri çözülen mevzular içinde… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve daha neler; Rejimin, örtüler altında tutmaya gayret ettiği yakın geçmişin cevabı gizlenen birçok meselesi (Vesikalar Konuşuyor) kitabı içinde…&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;Büyük Doğu Cemiyeti&lt;/h2&gt;Bir idealin mana ve eylem ocağı olarak kurulan Büyük Doğu Cemiyeti, Necip Fazıl’ın sosyal-siyasi mücadelesi içinde önemli bir yer tutar. 28 Haziran 1949 - 26 Mayıs 1951 tarihleri arasında faaliyet gösteren Büyük Doğu Cemiyeti, seçimlere katılımı mümkün bir Parti olarak kurulmuş, ancak başta kadro zaafı ve dönemin baskıcı siyasi şartları sebebiyle, erken bir çıkış olarak tarihe intikal etmek zorunda kalmıştır. Bu kitapta, Büyük Doğu Cemiyetinin, bütün oluş ve olamayış sebeplerini içeren teferruatlı hikayesi, Necip Fazıl’ın kaleminden takip edilebilir. &lt;br /&gt;&lt;h2&gt;Bediüzzaman Said Nursi&lt;/h2&gt;Necip Fazıl’ın gözünde Said Nursi, müşterek bir dava birliği ve beraberliği içinde bulunduğu, muhterem bir din adamıdır ve sahte şeyh ve kalpazan alimlerin ortalığı kapladığı bir devirde emin bir şahsiyettir. Bu sebeple, o tarihlerde (1950) geniş ve aktif aydınlar kalabalığına Said Nursi hazretlerini daha yakından tanıtmak lüzumunu duyan Necip Fazıl, Nur Risalelerinden bazı parçaları Büyük Doğu dergisinde yayınlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla bu eser, Said Nursinin hayat ve eserini tanıtan bir biyografi ve Nur Risalesinden yapılan sadeleştirmeleri içermekte.&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;Nasreddin Hoca&lt;/h2&gt;Ağızdan ağıza nakledilen fıkralarıyla halkın, hikmetinden gafil olarak sadece bir güldürücü olarak tanıdığı Nasreddin Hoca, Necip Fazıl’a göre yeniden ele alınması ve özüne nüfuz edilmesi gereken milli bir kahramandır. Onun menkıbeleri, muhtevalarındaki ince tenkid ve tahlil kıymetleriyle tek tek yeniden izah ve tespit edilmelidir. Nasreddin Hoca fıkralarına el atan Necip Fazıl, bu eserde, onu hikmet cephesiyle göstermek gayesinde…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-4893401589306851704?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/4893401589306851704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/02/necip-fazldan-dort-yeni-kitap.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4893401589306851704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4893401589306851704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/02/necip-fazldan-dort-yeni-kitap.html' title='Necip Fazıl&apos;dan Dört Yeni Kitap!'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S3HYZuCkJII/AAAAAAAACME/1OidVlAJdSM/s72-c/nfk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-7376129839579820765</id><published>2010-02-07T16:47:00.000+02:00</published><updated>2010-02-07T16:47:07.797+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Selim Belviranli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>İstanbul Gibi Sevdim Seni</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S27R1Cb4IUI/AAAAAAAACLc/Pxj_qJQG95g/s1600-h/istanbul.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" kt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S27R1Cb4IUI/AAAAAAAACLc/Pxj_qJQG95g/s200/istanbul.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Selim Belviranlı&lt;/h2&gt;Karanlıktan korkardım bilirsin&lt;br /&gt;Her köşe başı acılar sızlatırdı yüreğimi&lt;br /&gt;Ve her dönüşte yaşlar akardı gözümden&lt;br /&gt;İstanbul gibi severdim seni&lt;br /&gt;Yedi tepesinde yetmiş aşk&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Karanlıktan korkardım bilirsin&lt;br /&gt;Bir kez olsun bir anlık gelmezdin&lt;br /&gt;Boğazdan öylesine bir selam çakardın&lt;br /&gt;Yaldızlı şaşaalıydı bakışların&lt;br /&gt;İstanbul kadar gururluydu saçların&lt;br /&gt;Karanlıktan korkardım bilirdin,&lt;br /&gt;Belki de bu yüzden benden giderdin&lt;br /&gt;Tüm hesabı alt alta dizerdin &lt;br /&gt;Altına bir çizik çekerdin&lt;br /&gt;Faturayı dürerdin bükerdin &lt;br /&gt;Hepsini bana yıkar giderdin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul aşktır bilirsin&lt;br /&gt;Sülaymaniye aşk Kadıköy aşk&lt;br /&gt;Fatihten kalmadır bu altı yüz yıllık kır at&lt;br /&gt;Kim dizginini tutabilir &lt;br /&gt;Kim namusuna dil uzatabilir&lt;br /&gt;Ayasofyanın nazlı gelini&lt;br /&gt;Beyazlar sana ne de çok yakışır&lt;br /&gt;Buna aşk derler bu coğrafyada&lt;br /&gt;Sulu kuleden surlara &lt;br /&gt;Bu aşkın adı İstanbul’dur&lt;br /&gt;Karanlıktan korkardım bilirsin&lt;br /&gt;Arka sokaklarda kaybettim gönlümü sen bulamazsın&lt;br /&gt;Senin ayakların alışık değildir bizim kaldırımlarımıza &lt;br /&gt;Soğuğumuz dudaklarını çatlatır&lt;br /&gt;Topraklarımız ellerini&lt;br /&gt;Karanlıktan korkardım bilirsin&lt;br /&gt;Karanlıklarıma gelme çıldırırsın &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-7376129839579820765?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/7376129839579820765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/02/istanbul-gibi-sevdim-seni.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/7376129839579820765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/7376129839579820765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/02/istanbul-gibi-sevdim-seni.html' title='İstanbul Gibi Sevdim Seni'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S27R1Cb4IUI/AAAAAAAACLc/Pxj_qJQG95g/s72-c/istanbul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-6588812222234019327</id><published>2010-01-30T17:42:00.000+02:00</published><updated>2010-01-30T17:42:31.581+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mehmet sari'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>Aborjin Yarası</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S2RSwm5ZTcI/AAAAAAAACLM/d32dYWfShTU/s1600-h/aborjin+yaras%C4%B1.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" kt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S2RSwm5ZTcI/AAAAAAAACLM/d32dYWfShTU/s200/aborjin+yaras%C4%B1.bmp" width="138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Mehmet Sarı&lt;/h2&gt;Ben bir aborjin yarasıyım&lt;br /&gt;mazluma zalimin reva gördüğü&lt;br /&gt;Kanayıp akar ömür maceram&lt;br /&gt;tutsak yurdumun son iki yüz yılında&lt;br /&gt;Avustralya karasının ortasından.&lt;br /&gt;Gecelerim buz keser&lt;br /&gt;yanar gündüzlerim&lt;br /&gt;ağartamam karanlığımı&lt;br /&gt;ala kargalar istilasından...&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Ben bir aborjin yarasıyım&lt;br /&gt;gözlerim bile ışıldamaz kara bahtıma,&lt;br /&gt;Çekirgeler diş biler yeşil günlere&lt;br /&gt;bunaltan gecelerin esintisizliğinde&lt;br /&gt;Çöl çiçekleri büyütür kan sızıntılarım&lt;br /&gt;Ölü bir ay doğar dikenler üstüne&lt;br /&gt;yaşanmaz bir gezegene doğarcasına&lt;br /&gt;tedirgin yalnızlıklarında uzun gecelerin.&lt;br /&gt;Ben bir aborjin ağıtıyım güftesiz - bestesiz&lt;br /&gt;sesimde umudu yeşerir gelecek günlerin...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-6588812222234019327?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/6588812222234019327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/aborjin-yaras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/6588812222234019327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/6588812222234019327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/aborjin-yaras.html' title='Aborjin Yarası'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S2RSwm5ZTcI/AAAAAAAACLM/d32dYWfShTU/s72-c/aborjin+yaras%C4%B1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3540796191432133565</id><published>2010-01-26T09:44:00.000+02:00</published><updated>2010-01-26T09:44:58.397+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hızır İrfan Önder'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>Ağlayamadım</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S16dISi2S4I/AAAAAAAACLE/lMFRwBXEimI/s1600-h/a%C4%9Flayamad%C4%B1m.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="198" mt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S16dISi2S4I/AAAAAAAACLE/lMFRwBXEimI/s200/a%C4%9Flayamad%C4%B1m.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Hızır İrfan Önder&lt;/h2&gt;Çoğu insan gibi korktum ölümden&lt;br /&gt;Ölmeden ölmeyi kavrayamadım!..&lt;br /&gt;Neler geçti neler şaşkın gönlümden&lt;br /&gt;Bir türlü nefsimi bağlayamadım!..&lt;br /&gt;Oturup bir güzel ağlayamadım!..&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Mala gönül verip dünyaya kandım&lt;br /&gt;Sınırsız yaşamak özgürlük sandım&lt;br /&gt;Hırsımın peşinden koşmaktan yandım&lt;br /&gt;Hakk’ın boyasıyla boyayamadım!..&lt;br /&gt;Oturup bir güzel ağlayamadım!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şan şöhret peşinde geçti yıllarım&lt;br /&gt;Zillete düştükçe battı çullarım&lt;br /&gt;Günaha girdikçe soldu güllerim&lt;br /&gt;Kendimi haramdan koruyamadım!..&lt;br /&gt;Oturup bir güzel ağlayamadım!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrümü tükettim bir hiç uğruna&lt;br /&gt;Basmadı ki felek beni bağrına&lt;br /&gt;Sapladım hançeri nefsin böğrüne&lt;br /&gt;Yine de ben onu avlayamadım!..&lt;br /&gt;Oturup bir güzel ağlayamadım!.. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3540796191432133565?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3540796191432133565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/aglayamadm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3540796191432133565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3540796191432133565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/aglayamadm.html' title='Ağlayamadım'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S16dISi2S4I/AAAAAAAACLE/lMFRwBXEimI/s72-c/a%C4%9Flayamad%C4%B1m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-5450471042003239083</id><published>2010-01-19T15:50:00.000+02:00</published><updated>2010-01-19T15:50:46.253+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Orhan Kılıg'/><title type='text'>Marangoz Sokak</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S1W4SvMducI/AAAAAAAACKk/EwxiuK1w9eQ/s1600-h/sokak_oyunlari.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S1W4SvMducI/AAAAAAAACKk/EwxiuK1w9eQ/s200/sokak_oyunlari.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Orhan Kılıg&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;Biz marangoz sokağının,&lt;br /&gt;Perde arkasındaki çıraklarıydık aslında,&lt;br /&gt;Sevgiyi öğreniyorduk.&lt;br /&gt;Bir avuç talaş gibi,&lt;br /&gt;Çil çil dağılırken ,&lt;br /&gt;Kasabanın bir avuç toprağına...&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Marangoz sokağının anılarıyla orta gençliğimiz,&lt;br /&gt;Son gençliğimize daha çok zaman vardı.&lt;br /&gt;Ama daha az yaşanılması gereken şey,&lt;br /&gt;Talaş olduyüreğimizde hayata karıştı.&lt;br /&gt;Oysa hep ustalar karlı çıktı...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-5450471042003239083?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/5450471042003239083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/marangoz-sokak.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5450471042003239083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5450471042003239083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/marangoz-sokak.html' title='Marangoz Sokak'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S1W4SvMducI/AAAAAAAACKk/EwxiuK1w9eQ/s72-c/sokak_oyunlari.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-4908576291576312489</id><published>2010-01-15T17:09:00.000+02:00</published><updated>2010-01-15T17:09:54.020+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hky'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Asude Zeynep Toprak'/><title type='text'>Ağzı Bozuk Bir Yağmur</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S1CEsthGxhI/AAAAAAAACKc/TUAgREBPqis/s1600-h/1222589_wet_car.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S1CEsthGxhI/AAAAAAAACKc/TUAgREBPqis/s200/1222589_wet_car.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Asude Zeynep Toprak&lt;/h2&gt;Eline kalemi alıp bir şeyler karaladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…Kaç tanesini yakamdan sıyırıp geçmiştim acıların. Kaç tanesini yuyup- yıkamıştım. Bir daha karşıma seni hiçbir kasım çıkaramaz, diyordum. Ezber bozan bir rüzgâr esiyor üzerime… Hangi yarımı tam edeceğimi şaşırdım gayrı. Beti bereketi kaçtı mevsimlerin, dön…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usulca katladı yazdığı satırları.&lt;span class="fullpost"&gt; Acıyla, mutluluk üst üste gelmeyecek şekli aldığında kitabının arasına yerleştirdi kelimelerini. Modern bir unutkanlık süsü verdi dinlediği türkülere. Arkasına bakmaktan çekinmediği bir aşk beslemişti damında… Kapıyı çekti büyük bir hızla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir sessizlik hâkimdi adımlarına. İfadesiz adımlar atıyor ve imgesiz gözyaşlarını gizliyordu acıyla yüklü avuçlarında. Peşine takılan rüzgârı atlatmak isteyen saçlarını sağ yana savurup, gökyüzüne çaktırmadan gözyaşlarını siliverdi. Ağzı bozuk bir yağmur bekliyordu bu kasımı, ardına saklandığı güneşin renginden anlamıştı bunu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgârın dindiği anda adım atmaktan vazgeçti. Uçuyordu dememek için tek sebep kuşlara fütursuzluk etmekti. Koşar-adım girdi parktan içeri. Kasım günü olduğu belliydi. Yapraklar, yaprakların altında kalanlar, kapıya dayanan bir aşk ve dönmesi beklenen bir yaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usulca yanaştı yanına, oturdu sessizce… Uzun uzun şiirler dinlemeye geldiğini söyledi ardından, dinledi de. elinde sıkıca tuttuğu kitabı uzattı. Farkında mıydı ki “kasım gidiyordu”, farkında mıydı ki gitmek için gelmişti yanında ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayağa kalktılar, yürümek, nefes almakla eş değerdi. Ağzı bozuk bir yağmur başladı. Sövdü kadının eteklerine, şair bir erkek gibiydi sonbahar, bir kez daha aldanmıştı imgelerine; yaprak, rüzgâr ve yağmura…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-4908576291576312489?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/4908576291576312489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/agz-bozuk-bir-yagmur.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4908576291576312489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4908576291576312489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/agz-bozuk-bir-yagmur.html' title='Ağzı Bozuk Bir Yağmur'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S1CEsthGxhI/AAAAAAAACKc/TUAgREBPqis/s72-c/1222589_wet_car.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-2402350327879654231</id><published>2010-01-11T00:00:00.002+02:00</published><updated>2010-01-11T00:00:00.899+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayhan Çoban'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><title type='text'>Nefisle Söyleşi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S0h718Z4l_I/AAAAAAAACKU/4kDQWadYe9s/s1600-h/nefisle+s%C3%B6yle%C5%9Fi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S0h718Z4l_I/AAAAAAAACKU/4kDQWadYe9s/s200/nefisle+s%C3%B6yle%C5%9Fi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Ayhan Çoban&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;Kitabı solundan bekle ey nefis&lt;br /&gt;Bir ömür geçer mi böyle tevbesiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Battığın çamur mu, cirif mi, zift mi&lt;br /&gt;Hatadan dönüşün yolu girift mi&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Sen küçük dağların mimarı mısın&lt;br /&gt;İblisin müridlik umarı mısın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne sebep virandır ruhum elinden&lt;br /&gt;Ya benden geç artık ya emelinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıkıldı sayende gönül sarayım&lt;br /&gt;Günahlar elinde öyle karayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaktidir bir azap müjdelemenin&lt;br /&gt;Vaktidir “ölüm var, ölüm” demenin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabrin çukurudur ilacın senin&lt;br /&gt;Kabrin çukurudur ilacın senin&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-2402350327879654231?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/2402350327879654231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/nefisle-soylesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2402350327879654231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2402350327879654231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/nefisle-soylesi.html' title='Nefisle Söyleşi'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S0h718Z4l_I/AAAAAAAACKU/4kDQWadYe9s/s72-c/nefisle+s%C3%B6yle%C5%9Fi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-891293808851751086</id><published>2010-01-09T14:41:00.001+02:00</published><updated>2010-01-09T14:42:28.877+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bekir Bicer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>Kaderi Sana Bırakıyorum</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S0h5Wp4aqwI/AAAAAAAACKM/bmtcYE-3VkQ/s1600-h/kaderi+sana+b%C4%B1rak%C4%B1yorum.gif" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S0h5Wp4aqwI/AAAAAAAACKM/bmtcYE-3VkQ/s200/kaderi+sana+b%C4%B1rak%C4%B1yorum.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Bekir Biçer&lt;/h2&gt;Hâlâ gidiyorum.&lt;br /&gt;Hâlâ, senden kaçıyorum.&lt;br /&gt;Götürebildiğim kadar uzaklara, çok uzaklara taşımaya çalışacağım bu yorgun bedenimi.&lt;br /&gt;Korka korka arayacağım ayak izlerini bana yabancı coğrafyalarda.&lt;br /&gt;Seni bulma umudum kaybolsa da aramayı ara vermeden sürdüreceğim.&lt;br /&gt;Ben ömrüm olduğunca aramanın ordusuna nefer yazıldım zaten.&lt;br /&gt;Ama sen korkma, kader var.&lt;br /&gt;“Kadere itimat eden kederden emin olur.”&lt;br /&gt;Ben, kaderi sana bırakarak gidiyorum.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Kendime yeni bir kader buluncaya kadar da dönmeyeceğim muhtemelen.&lt;br /&gt;Ve muhtemelen, dönersem sen bir gün kendisine kaderimi bıraktığım o ürkek kalbin sahibi olmayacaksın.&lt;br /&gt;Senden kaçırıp sürgüne çıkarırken kalbimi, kalbimin duvarına yapıştırdığım o gözleri gülümseyen resmini de kalbimle taşıyacağım.&lt;br /&gt;Çok uzaklarda bir yerde resmini koynumdan çıkarıp bakmayı aklıma getirdiğimde ellerim titreyecek ve resmine bakamayacağım. Tekrar kaldıracağım kalbimin en aydınlık odasına ve yeniden yapıştıracağım kalbimin duvarına. Resmine bakabilir miyim sence? Bilmiyorum.&lt;br /&gt;Seni kalbimde bir sızı gibi gezdirirken ya senin dışında bir dünya kalmazsa bana, benim olan ne varsa sen olursa ve hiçliğe karışırsam, varlığından haberdar etmek için bulup getirir misin beni kaybolduğum yerden? &lt;br /&gt;Aradığım şeyin sen olduğunu biliyorsun, üzerine çömeldiğim, acıyla suretine baktığım ve üzerine ağladığım sen. Ben hep seni arıyorum. Bazen çiçek tarlasında yüzünü açığa çıkarmak için demet demet çiçek topluyorum. Bazen yüzünü çiçeklerle yapmaya çalışıyorum sil baştan.&lt;br /&gt;Seni bulduğumu düşündüğüm bir an bile saadetler diyarında senelerce kör kandil mesut yaşamama yetebilir.&lt;br /&gt;N’olur, çiçeklerle yüklü bir bahçede yanıma gelsen. Gözlerimi kapayıp yüze kadar sayarken, sen bir ağacın ardına saklansan ve ben seni saklandığın yerden bulup sobelesem. Kendini bana sobeletir misin? &lt;br /&gt;Sonra ben koşsam koşsam ve yakalansam sana. Sonra bir kere daha yakalansam. Hep yaklansam.&lt;br /&gt;Senden kaçarken sana ulaşmış olabilir miyim? Sana ulaştığımda bana bunu söyleyebilir misin?&lt;br /&gt;Ama sen ve ben bunu nereden bilebiliriz ki…&lt;br /&gt;Ben hâlâ gidiyorum.&lt;br /&gt;Ürpermene, korkmana neden yok çünkü kader var.&lt;br /&gt;Onu sana bırakıyorum.&lt;br /&gt;Kaderim seni asla yalnız bırakmayacak. Ürpersen de üşümeyeceksin.&lt;br /&gt;Benim seni sevdiğim kadar sen de benim kaderimi seveceksin.&lt;br /&gt;Birgün, yorgun ve yıpranmış bedenim uzaklarda tükenince, yaralarına bedenimin dokunacaksın ve güle dönüşecek yaralarımın hepsi.&lt;br /&gt;Senin için ne kadar yaralandığımı düşünüp üzülme sakın. İyi bir kalbin talihi acıyla yaralanmaktır.&lt;br /&gt;Kalbime kalbimle sakladığım o gözleri gülümseyen resmini söküp alabilirsin orada. &lt;br /&gt;Benim yokluğumda kaderime kaderin gibi bakar mısın?&lt;br /&gt;Ben ömrüm olduğunca aramanın ordusuna nefer yazıldım zaten.&lt;br /&gt;Korkmana neden yok çünkü kaderimi sana bırakıyorum.&lt;br /&gt;Kader acıtsa da amacı zulüm değildir.&lt;br /&gt;“Zulüm içinde bile adalet tecelli eder.”dememiş miydi Üstad.&lt;br /&gt;Acı, iyi insanların kalbine takılan bir madalyadır.&lt;br /&gt;Çünkü insan bu dünyaya “olmak” için gelmiştir, durmak için değil.&lt;br /&gt;Ben hâlâ yürüyorum, &lt;br /&gt;Hayatın seline verdiğim her saniye ile biraz daha ol’uyorum.&lt;br /&gt;Çıktığım bu sefer sonlanırsa, biliyorum ki ölümdür varacağım yer.&lt;br /&gt;Ve her seferin son durağı ölüm.&lt;br /&gt;Ki insan, ol’unca ölür.&lt;br /&gt;Ölünceye kadar ol’ur.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-891293808851751086?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/891293808851751086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/kaderi-sana-brakyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/891293808851751086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/891293808851751086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/kaderi-sana-brakyorum.html' title='Kaderi Sana Bırakıyorum'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S0h5Wp4aqwI/AAAAAAAACKM/bmtcYE-3VkQ/s72-c/kaderi+sana+b%C4%B1rak%C4%B1yorum.gif' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3042074933981653382</id><published>2010-01-02T09:00:00.004+02:00</published><updated>2010-01-09T14:25:49.399+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hky'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mehmet Büyükşahin'/><title type='text'>Yetim Kuş</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S0h1snLWY1I/AAAAAAAACKE/Oi1_YAfQRwY/s1600-h/blue-bird-missouri.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S0h1snLWY1I/AAAAAAAACKE/Oi1_YAfQRwY/s200/blue-bird-missouri.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Mehmet Büyükşahin&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;Çok uzak köylerin birinde, iyiliğiyle nam salmış Lütfiye Nine diye ihtiyar bir kadın yaşardı. Onun evinin damına, bir kuş gelip barınak yaptı. Hiç kimse halinden şikâyetçi değildi. Lütfiye Nine de kuşcağız da hayatlarından memnun bir halde yaşıyorlardı.&lt;br /&gt;Bir hayli zaman geçtikten sonra, küçük kuşun güzel mi güzel, şirin mi şirin bir yavrusu oldu. Yavru olur da evde mutluluk olmaz mı hiç? &lt;br /&gt;Lütfiye Nine’nin bu sevimli komşuları çok mutluydular. Anne kuş, yavrusuyla oyunlar oynar, ona şarkılarını dinletirdi. Yavru kuş da:&lt;br /&gt;-Cik, cik diye öter, annesine karşılık verirdi. &lt;br /&gt;Burada Lütfiye Nine’yi unutmayalım. O da kuşların mutluluğundan nasibini alırdı. İhtiyarlığını unutur, mutlu olurdu. &lt;br /&gt;Gel gör ki bu mutluluk çok fazla sürmedi. Anne kuş, bir sabah barınaktan uçup gitti. Nedendir bilinmez bir daha geri dönmedi. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Yavru kuş, annesini çok bekledi ama annesi gelmedi. Zaman su gibi akıp geçti. Minik yavrunun karnı acıktı. Ağzını açtı. Derin derin soluk alıp verdi. Sağına bakındı, soluna bakındı… Kimse yoktu.&lt;br /&gt;Yürümeye çalıştı, uçmayı denedi. Küçücüktü. Daha el kadar bile değildi. Kuvveti yoktu. O, çaresizlik içinde kıvranırken vakit iyice ilerlemiş, akşam olmuş, karanlık çökmüştü. Fakat anne yoktu ortalıkta. Dönmemişti geriye. &lt;br /&gt;Gecenin karanlığında minnacık bir yavru, yapayalnız ne yapabilir değil mi? Yavru kuş da zaten bir şey yapamıyordu. Fakat onu korkutan sadece karanlık da değildi. &lt;br /&gt;Annesiz bir yavru, aç susuz yaşayabilir miydi? Elbette ki bu da mümkün değildi. &lt;br /&gt;Yavru kuş ağlamaya başladı. Onun sesini duyan Lütfiye Nine merak etti. Hemencecik dama çıktı. Yavru kuşa baktı. Onu yalnız görünce derdini anladı.&lt;br /&gt;-Acıkmıştır gariban, dedi. &lt;br /&gt;Heban geri döndü. &lt;br /&gt;Yavru kuş, Lütfiye Nine’yi görünce korkmuştu fakat korkusunun ne kadar yersiz olduğunu çok zaman geçmeden anlayacaktı. &lt;br /&gt;Az sonra Lütfiye Nine, elinde kâse, kâsede susamla tekrar geldi. &lt;br /&gt;Susam da ne olacak, demeyin? Yavru kuş bitki tohumlarıyla beslenirdi. Annesi de zaten ona buğday, arpa getirirdi. Lütfiye Nine, bunu bildiği için küçük kuşa göre yiyecek bulmakta zorluk çekmedi. Getirdiği kâseyi yavru kuşcağızın önüne koydu. Minik yavru, önce biraz çekingen davrandı. Sonra kâseyi gagalamaya başladı. Susamları iştahla yedi, bitirdi. Karnı doyurup aklı başına gelince:&lt;br /&gt;-Cik, cik diye ötmeye başladı. &lt;br /&gt;Lütfiye Nine, onun ne demek istediğini anlamıştı. Yavrucak teşekkür ediyordu. Çünkü annesi ona iyilik edene teşekkür edilmesi gerektiğini öğretmişti.&lt;br /&gt;Lütfiye Nine:&lt;br /&gt;-Bir şey değil, küçük kuşum, bir şey değil, diye karşılık verdi. &lt;br /&gt;Kuşcağız başını salladı. İşte tam bu sırada Lütfiye Nine, bir şey unuttuğunu hatırladı. &lt;br /&gt;Yağlı susamı yiyince susamaz mıydı hayvancağız? Susardı elbet…&lt;br /&gt;Lütfiye Nine, heban koştu, indi aşağıya. Bir kaba su doldurdu. Hemen dama çıkardı, yavru kuşun yanına koydu.&lt;br /&gt;Yavru kuşcağız o geceyi annesiz geçirse de aç susuz kalmaktan kurtulmuştu. Ertesi sabah annesinin geleceğini sanıyordu ama boşunaydı. Anne kuş yine gelmemişti. &lt;br /&gt;İkinci gün de annesiz geçince yavru kuş annesinden ümidini iyice kesti. Artık Lütfiye Nine’den gelen yiyecek ve içeceğe razı olmaktan başka bir çaresi yoktu.&lt;br /&gt;Allah, hiçbir varlığı aç, susuz bırakmaz, derler ya… Meğer ne kadar da doğruymuş. İhtiyar kadın, kendinin ne yiyip içtiğine bakmaz her gün minik kuşun yiyeceğini, içeceğini de ayırıyordu. &lt;br /&gt;-Yetimlik kötüdür, deyip kuşcağızı asla aç susuz bırakmıyordu. Onu bir dost, bir arkadaştan öte bir evlat gibi görmeye başladı. Hatta kendince bir isim bile koydu. Yetim Kuş, diyordu ona. &lt;br /&gt;Yetim Kuş, Lütfiye Nine’yle geçirdiği süre içinde insan dilini bile öğrendi. Bir acayip varlık oldu. Üstüne üstlük, günden güne kuvvetlendi. Hatta uçmaya bile başladı. Ama yine de onun yemini, suyunu Lütfiye Nine, veriyordu. &lt;br /&gt;Yetim bir kuştu ama gürbüzdü. Emsallerine göre iriyarıydı. Anasına hiç benzemiyordu. Kısa sürede boyu kartal gibi oldu. Fakat hayatın zorluklarını hiç bilmiyordu. Tüm ihtiyaçları Lütfiye Nine tarafından karşılanıyordu. Artık yemleri de beğenmez olmuştu. Bir gün kendi kendine: &lt;br /&gt;-Yemimi, suyumu artık kendim bulacağım, dedi. &lt;br /&gt;Bir sabah barınaktan uçup gitti. Fakat her zaman hazır yiyip içtiği için yemi suyu nereden bulacağını bilmiyordu. Akşama kadar aylak aylak dolaştı. Hiçbir şey bulamadı. Yine geri döndü. &lt;br /&gt;Kuş barınaktan uçunca ona güven olmazdı. Yine kaçardı. Başına buyruk bir kuş olurdu. Lütfiye Nine, onun böyle olmasını istemiyordu. Çünkü onu canı gibi seviyordu. Bu yetim kuşu sonuna kadar bakıp beslemek istiyordu. Bu yüzden ona bir kafes yaptı. Kafese kapattı. Günlerce, aylarca kuşa gözbebeği gibi baktı. &lt;br /&gt;Yaşlılık bu ya bir gün kafesin kapısını açık unuttu. Yetim kuş, bunu fırsat bildi. Kafesten kaçtı. Artık özgürlüğünün tadını çıkaracaktı. Düşündüğünü de yaptı. Nerede, ne bulduysa yedi, içti. İyice semizledi. Artık kuşluktan çıkmış, bir acayip mahlûk olmuştu. Bir gün bir çalılığa girdi. Çalılıkta eşinirken ayağına bir diken battı. Ne yapıp ne edeceğini düşünürken aklına Lütfiye Nine geldi. Hemen ona gitmeliydi. Kendine yardım edecek tek insan oydu. Gerçi kafesten kaçmıştı ama olsundu. Biraz ağlar, sızlar Lütfiye Nine’nin gönlünü alırdı. Nasıl olsa o, saf kalpli bir kadındı. Yüreğinde kötülük taşımazdı. Her şeye çabucak kanıverirdi.&lt;br /&gt;Birkaç kanat hareketinin ardından yerden yükseldi. Süzüle süzüle Lütfiye Nine’nin evinin üzerine geldi. Lütfiye Nine, ekmek yapmak için dışarıya ateş yakmış, onunla uğraşıyordu. Onun yanı başına indi. Ayağını gösterdi. Dikeni çıkarması için yalvardı. Hatta biraz da ağladı. Lütfiye Nine, onu sesinden tanımıştı. Onun perişan halini görünce ona olan kırgınlığını unutuverdi. İşini gücünü bıraktı. Onun ayağındaki dikeni çıkardı. &lt;br /&gt;-Hain diken, ne arıyorsun kuşumun ayağında deyip dikeni ateşe attı. &lt;br /&gt;Yetim kuşun ayağını temizledi. Merhem sürdü. Güzelce sardı ve salıverdi. &lt;br /&gt;Yetim kuş, pır, diye uçup gitti. Teşekkür bile etmedi. &lt;br /&gt;Lütfiye Nine, onun ardından bakakaldı. Sonra kendi kendine söylendi.&lt;br /&gt;-Anne terbiyesi görmemiş kuştan başka ne beklenir ki, dedi.&lt;br /&gt;Fakat Yetim Kuş, çok geçmeden yine dönüp geldi. Lütfiye Nine, onun teşekkür etmek için geldiğini sandı. Fakat ne teşekkürü? Lütfiye Nine’yi daha da üzdü. Ondan, ayağına batan dikeni istedi.&lt;br /&gt;Lütfiye Nine ne diyeceğini bilemedi. Bir kuşa bir de ateşe baktı. Yetim Kuş, dikeni ne yapacaktı? Hem de yanan diken ateşten nasıl kurtarılırdı? &lt;br /&gt;Lütfiye Nine:&lt;br /&gt;-A kuşum, sen dikeni ne yapacaksın, dedi.&lt;br /&gt;Kuş:&lt;br /&gt;-O bana lazımdı. Niye ateşe attın, dedi.&lt;br /&gt;Lütfiye Nine:&lt;br /&gt;-O senin ayağını incitiyordu. Uçmanı zorlaştırıyordu. Ona kızdım. Ben bu yüzden onu ateşe attım. Artık geri gelmez, yandı, dedi.&lt;br /&gt;Lütfiye Nine, ne kadar dil dökse de yakın zamana kadar beslediği bu kuş, ille de:&lt;br /&gt;-Dikenim de dikenim, deyip huysuzlaşıyordu.&lt;br /&gt;Ne işe yarardı ki diken? Ne iş görürdü? Hem de önemli bir şey olsa ormanda bol çalı, çalılarda da diken vardı. Yetim kuşun niyeti başkaydı. Ama ne olabilirdi. Lütfiye nine kuşun söylediklerinin şaka olabileceğini düşündü.&lt;br /&gt;-Şaka yapmıyorsun değil mi, dedi.&lt;br /&gt;Yetim kuş parladı. Gözleri ileriye fırladı. &lt;br /&gt;-Ne şakası? Bende şaka yapacak bir hal var mı, dedi.&lt;br /&gt;İnanılacak gibi değildi. Nasıl olurdu da Lütfiye Nine gibi birisine böyle davranılırdı.&lt;br /&gt;Lütfiye Nine’nin kalbi duracak gibi oldu. Öfkeden elleri titriyordu. Gözleri barınaksından fırlayacak gibiydi. Sert olmanın hiçbir şeye fayda vermeyeceğini düşündü. Yetim kuşa içini döktü.&lt;br /&gt;-Vefa denilen şey bu mu? Benden hangi kötülüğü gördün ki böyle davranıyorsun, dedi.&lt;br /&gt;Yetim kuşun inadı inattı. &lt;br /&gt;-Ben anlamam. Dikenimi bana ver. O bana lazımdı. Eğer vermezsen başına gelecekleri sen düşün, diyordu. &lt;br /&gt;Lütfiye Nine, &lt;br /&gt;-Bak hele şuna! Şimdi de kalkmış tehdit ediyor. Beni tehditlerinle korkutacağını sanıyorsan yanılıyorsun, dedi.&lt;br /&gt;Yetim kuş, tekrar:&lt;br /&gt;-Dediğimi yap! Benim dikenimi geri ver, dedi.&lt;br /&gt;Lütfiye Nine kendi kendine,&lt;br /&gt;-Kuş aklı işte… Nuh deyip peygamber demiyor. Diken ne işine yarayacaksa… Diye mırıldandıktan sonra aklına başka bir fikir geldi.&lt;br /&gt;-Ey kuşum, madem dikene ihtiyacın var. Şu ekmekleri yapayım. Ormana gideyim. Sana istemediğin kadar diken bulayım, dedi.&lt;br /&gt;-Olmaz, dedi yetim kuş. Ardından ekledi.&lt;br /&gt;-Olmaz, ben ateşe attığın dikeni istiyorum, dedi.&lt;br /&gt;Lütfiye Nine, en sonunda dayanamadı. &lt;br /&gt;-Ne yaparsan yap! Yeter ki başımdan git, dedi. &lt;br /&gt;Yetim kuş, bir o yana, bir bu yana uçtu. Evin üzerinde birkaç tur attı. Barınaksının etrafında dolaştı. Yem kâsesini, susağı didikledi. Ardından kanat çırptı, ayaklarını açtı. Lütfiye Nine’nin yaptığı ekmeklerin üzerine atladı. Alabildiği kadar ekmek aldı. Kendince yaptığı kahramanlığı el âleme duyurmak istercesine nara atarak gözden kayboldu. Lütfiye Nine, başına gelenlerin şokunu uzun süre atamadı. Bir hayli zaman geçtikten sonra kendi kendine:&lt;br /&gt;-Başa gelen çekilir. İyilik yap, denize at, balık bilmezse Halik bilir, dedi. Yeniden hamur yoğurdu. Tekrar ekmek pişirdi. &lt;br /&gt;Bu arada bizim yetim kuşa ne oldu dersiniz? Lütfiye Nine’ye yaptığı bu kötülük yaptığı ilk büyük fenalıktı. Bunu başarmış olması onun cesaretini iyice arttırdı. Bu şekilde yaşarsa rahat edeceğini sandı. Bu düşüncelerle az gitti, uz gitti, dere tepe düz gitti. Bir vadide oğlak otlatan bir çoban gördü. Hemen çobanın yakındaki bir kayanın başına kondu. Baktı ki çoban, bir şey içiyor. Ağzı sulandı. Hemen çobana yaklaştı.&lt;br /&gt;-Çoban kardeş, o içtiğin beyaz şey ne, dedi.&lt;br /&gt;Çoban, ilk defa konuşan bir kuş görüyordu. Korkudan eli ayağı birbirine dolaştı. Ne diyeceğini bilemedi. Yetim kuş, onun halinden korktuğunu anlamıştı. &lt;br /&gt;-Çoban kardeş korkma! Benden sana zarar gelmez, dedi. &lt;br /&gt;Çoban cevap verdi.&lt;br /&gt;-Süt!&lt;br /&gt;Yetim Kuş:&lt;br /&gt;-Peki, senin ekmeğin yok mu, dedi. &lt;br /&gt;Çoban:&lt;br /&gt;-Ben gariban bir adamım. Evimde kolay kolay ekmek aş pişmez. Bu yüzden sütle beslenirim, dedi. &lt;br /&gt;Yetim Kuş:&lt;br /&gt;-Bende ekmek var, deyip ekmeği uzattı. &lt;br /&gt;Çobanın sevincine diyecek yoktu. Hemen ekmeği sütün içine doğradı. Kuş ile birlikte yedi. &lt;br /&gt;-Kuş kardeş, sen Hızır mısın nesin? Ağzıma bir lokma ekmek almayalı ne kadar zaman oldu bilmiyorum, dedi.&lt;br /&gt;Yetim Kuş:&lt;br /&gt;-İlginç… Ben de ömrümde süt içmemiştim, dedi.&lt;br /&gt;Çoban:&lt;br /&gt;-Sütü nasıl buldun? Güzel miymiş, dedi.&lt;br /&gt;-Fena değil… Hatta güzel. &lt;br /&gt;Yetim Kuş’la, çoban bir hayli sohbet ettiler. Neredeyse karınları tekrar acıkacaktı. &lt;br /&gt;Yetim Kuş:&lt;br /&gt;-Çoban kardeş, yolcu yolunda gerek! Artık ben gitmeliyim, dedi.&lt;br /&gt;Çoban:&lt;br /&gt;-Tanıştığımıza memnun oldum. Ben oğlakları genellikle buralarda otlatırım. İstediğin zaman gel, sohbet edelim, dedi.&lt;br /&gt;Yetim Kuş, gagasını taşa biledi. Ayaklarıyla yeri eşeledi. Tam uçacakken:&lt;br /&gt;-Az kalsın unutuyordum, dedi.&lt;br /&gt;Çoban:&lt;br /&gt;-Neyi, diye sordu.&lt;br /&gt;Yetim Kuş:&lt;br /&gt;-Neyi olacak? Sana verdiğim ekmeği. Onu bana geri ver, dedi.&lt;br /&gt;Çoban, gülümsedi. Yetim Kuş’un başını okşadı. &lt;br /&gt;-Çok şakacısın, dedi.&lt;br /&gt;Yetim Kuş:&lt;br /&gt;-Şu insanoğlu ne garip! Akıllarına yatmayan her şeye şaka gözüyle bakıyorlar. Lütfiye Nine de öyle dediydi. Ekmeğinden olunca her şeyi anlamıştır sanırım, diye homurdandı.&lt;br /&gt;Çoban, onun söylediklerini can kulağıyla dinledi. Yetim Kuş’un ekmeği nasıl elde ettiğini anladı. İçinde hafiften bir ürperti başladı. &lt;br /&gt;-Ey kuş kardeşim, ekmeği birlikte yedik. Unuttun galiba, dedi.&lt;br /&gt;Yetim Kuş, &lt;br /&gt;-Unutmadım, dedikten sonra sözünü tekrar etti. Kuş, yine ikna olmayınca çoban, ne yapacağını iyice şaşırdı. Yalvarmaya başladı.&lt;br /&gt;-Süt benden, ekmek sendendi. Ekmeği, süte doğradık. Bir güzel yedik. İgibiz de karnımızı doyurduk. Şimdi ekmeği ben nerden bulacağım, dedi. &lt;br /&gt;Yetim Kuş:&lt;br /&gt;-Bilmiyorum… Nerden bulursan bul ekmeğimi getir, dedi. Arkasından ekledi. &lt;br /&gt;-Yoksa oğlaklarından birine el koyacağım, dedi. &lt;br /&gt;Yetim Kuşun, söylediklerini çoban inandırıcı bulmadı. Onu küçümsedi. Bir kuş, koskoca oğlağı nasıl alabilirdi? Bir kuşa bir de oğlaklara baktı. Güldü.&lt;br /&gt;-İstediğini yap. Beni öyle tehditle filan korkutamazsın, dedi.&lt;br /&gt;Yetim Kuş:&lt;br /&gt;-Demek öyle… Sen şimdi görürsün, dedi.&lt;br /&gt;Yetim Kuş, olduğu yerden havalandı. Ardından bir toz bulutu yükseldi. Az sonra sürü içinde en besili, en gürbüz olan sarı oğlağı belinden yakaladı. Tırnaklarını oğlağın karnına batırdı. Oğlak, kurtulmak için çırpınsa da beceremedi. Yetim Kuş, oğlağı bağırta bağırta gökyüzüne yükseldi. Çoban, çaresizce onların arkası sıra bakmaktan başka bir şey yapmadı. &lt;br /&gt;Yetim Kuş, doğuya doğru uçtu. Maksadı Güneş’e ulaşmaktı. Güneş’e hangi canlı ulaşabilir ki? Bunu düşünecek halde değildi. Gitti de gitti. Bulutların üstünden geçti. Yemyeşil ovalar, masmavi göller, uçsuz bucaksız sahra gördü. Fakat bir türlü Güneş’e ulaşamadı. Sonunda zengin mi zengin, güzel mi güzel bir ülkeye geldi. Ne yapıp edeceğini düşünürken uzakta muhteşem bir yapı gördü. Orası padişahın sarayıydı. Hemen saraya gitti. Baktı ki sarayın bahçesinde bir düğün var. Kanatlarını saldı. Bahçenin tam ortasına indi. Davetliler şaşırdı. Bu kuş da nerden çıkmıştı? Elindeki koça oğlak da neyin nesiydi? &lt;br /&gt;Herkes ağzı açık ona bakadursun bizim yetim kuş padişaha yaklaştı.&lt;br /&gt;-Padişah kardeş, düğün gibindir, dedi.&lt;br /&gt;Padişah, ona kızdı, bağırdı. &lt;br /&gt;-Senin burada ne işin var! Sen buraya nasıl girdin?&lt;br /&gt;Kuş, sakin bir şekilde konuştu.&lt;br /&gt;-Sarayda yapıldığına göre düğün, sizin olmalı.&lt;br /&gt;Padişah:&lt;br /&gt;-Kızımı evlendiriyorum, dedi.&lt;br /&gt;Yetim Kuş, yapmacıktan olduğu yerde birkaç kez hopladı. Sevinç çığlıkları attı. &lt;br /&gt;-Senin düğününe hediye olarak koç gibi bir oğlak getirdim, dedi.&lt;br /&gt;Padişah, hediye lafını duyunca yumuşadı. Gözleri ışıldadı. &lt;br /&gt;-Kuş kardeşim sağ ol, dedi. &lt;br /&gt;Hemen oğlak kesildi. Aşçılar, güzel bir oğlak çevirme yaptı. Kuş da sofranın başucuna davet edildi. Oğlağın eti yendi, tükendi. &lt;br /&gt;Düğün bitmek üzereyken kuş kalkıp padişahın yanına gitti. Lütfiye Nine’ye, çobana yaptığı gibi: &lt;br /&gt;-Benim oğlağımı ver, dedi.&lt;br /&gt;Padişah:&lt;br /&gt;-Ne oğlağı akılsız kuş? Onu kesip hep birlikte yemedik mi, dedi.&lt;br /&gt;Kuş bu ya… Padişahı dinler mi hiç? Çığlık atmaya başladı.&lt;br /&gt;-Ben bilmem… Ya oğlağı verirsiniz ya da şu kızınızı kaçırırım, dedi.&lt;br /&gt;Padişah ve etrafındakiler kuşa gülmeye başladılar. Onun söylediklerini hafife aldılar. &lt;br /&gt;Kuş, kararını verdi. Birkaç kanat çırptı ve uçtu. Sarayın üstünde birkaç tur attıktan sonra ok hızıyla geldi. Gelini ayaklarının arasına aldı. Aynı hızla havalandı. Gidiş o gidiş… &lt;br /&gt;Arkasından oklar atıldı. Hiçbirisi isabet etmedi. Muhafızlar, atlı askerler peşi sıra gittiler. Yakalayamadılar. &lt;br /&gt;Kuş, dağlar, denizler aştı, saraydan iyice uzaklaştı. Hiç kimsenin artık kendini yakalayamayacağını anlayınca düşünmeye başladı. Kız, artık ayağına iyice ağırlık yapmaya başlamıştı. Düşünmeye başladı. Kızı, kime verse karşılığında ne alsaydı acaba? Yere bakınca bir kayanın dibinde oturup saz çalan bir âşık gördü. Hemen onun yanına indi. &lt;br /&gt;-Sazı ver, bu kızı al, dedi.&lt;br /&gt;Dertli dertli saz çalan Âşığın gözleri fıldır fıldır oldu. Sorup soruşturmadan kuşun teklifini kabul etti. Sazı verdi, kızı aldı. &lt;br /&gt;Yetim Kuş, sazı ayağının arasına alıp gitti. Hava iyice ısınınca koyu gölgeli bir ağacın dibine indi. Bu bir ceviz ağacıydı. &lt;br /&gt;Sırtını ağacın gölgesine dayadı. Gagasıyla sazın tellerine dokunup kendince uydurduğu türküyü söylemeye başladı.&lt;br /&gt;Ben bir yetim kuş idim, &lt;br /&gt;Nine verdi, ben yedim,&lt;br /&gt;Ayağıma bir diken battı, &lt;br /&gt;Beni ne çok perişan etti&lt;br /&gt;Diken verdim, ekmek aldım, &lt;br /&gt;Ekmek verdim, oğlak aldım, &lt;br /&gt;Oğlağı verdim, kızı aldım, &lt;br /&gt;Kızı da verdim, sazı aldım, &lt;br /&gt;Ben bir yetim kuş idim, &lt;br /&gt;Artık şimdi bir yiğidim…&lt;br /&gt;Bir sincap, ağacın dalında ceviz yiyordu. Yetim kuş, saz çalmaya başlayınca ceviz yemeyi bıraktı. Onun söylediklerini dinlemeye başladı. Sincap, kuşun söylediklerini baştan sona dinledikten sonra:&lt;br /&gt;-Kendini övme, övülecek bir yanın varsa başkası övsün! Yiğit olan kendini övmez. Hem sen ne zaman yiğit oldun? Sen kuş değil misin, dedi. &lt;br /&gt;Eline aldığı irice bir cevizi kuşa attı. Ceviz, kuşun başına değdi. Kuş olduğu yere yığılıp kaldı. &lt;br /&gt;Bizim yetim kuş, kendinden güçlü kişileri dize getirdi. Hileyle amacına ulaştı. Ama sonunda küçük bir cevize kurban gitti. &lt;br /&gt;Küçük menfaatler için olmadık kılığa girenlerin cezası büyük olur. Nefis de bu kuşa benzer. Eğer serbest kalırsa canavarlaşır. Hak hukuk tanımaz hale gelir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3042074933981653382?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3042074933981653382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/yetim-kus_02.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3042074933981653382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3042074933981653382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2010/01/yetim-kus_02.html' title='Yetim Kuş'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/S0h1snLWY1I/AAAAAAAACKE/Oi1_YAfQRwY/s72-c/blue-bird-missouri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-8323375790620935201</id><published>2009-12-31T20:25:00.000+02:00</published><updated>2009-12-31T20:25:51.496+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hasan Parlak'/><title type='text'>Yaratmak</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Szzsfwovx7I/AAAAAAAACJw/aPKMxrmD2LE/s1600-h/yaratmak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Szzsfwovx7I/AAAAAAAACJw/aPKMxrmD2LE/s200/yaratmak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Hasan Parlak&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;Tefekkürün nurlu damlası önce benlik deryasına düşer. Bir sırlı cevhere kavuştuğunda, dış âleme açılıp yayılan ışıktan halkalara dönüşür. Bu merhalede, bir derinleşen yolculuk başlar varlık gerçeğine. Sınırlı zaman yolcularının, sonsuzlukla nasıl tanış olabildiğinin hikmetidir mesele. Bunca bilinenler karşısına, nice sırlı sorular ve cevapsızlıkların çıkmasıdır. &lt;br /&gt;Görünen delillerin, beş duyunun kavrayamadığı gerçeklerle anlamlanabilmesi, neye işaret etmektedir? Bir bilinmeyen âlemi keşfetmenin yetkin kaynağı soruldukta; O kutlu uyarıcının, insanlara ilettiği bir hikmetli beyandadır çözüme giden aydınlık yol: &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;“Nefsini bilen Rabbini bilir” hadisi şerifidir akıl ve iman beraberliğini perçinleyen. &lt;br /&gt;Bedensel varlık, mükemmel bir yaratılış manzumesine hayran kılsa da idrakleri, zirvelere giden seviyeler vardır keşfedilmesi gereken. İnsana lütfedilen cevherler vardır. Ruh hazinesinden pırıltısını alan harikulade özelliklerle de donatılmıştır Âdemoğlu. İşte sanat, bu yükselişlerden birini temsil eder. &lt;br /&gt;İnsan, sanatçılık vasfını; sancılı tutkular, arzu girdapları ve kurulmamış hayal kâşifliğinden beslenen bir ruh halinden alır. En iyiyi yapma çabası ile tatmin etmeyen sonuçlar arasında, sanatçıyı zorlayan med cezirler yaşanır. Güzelliklerden etkilenme durumundayken, tabloya yeni renk ve çizgiler katabilme yetisi bir ayrıcalık hissi bahşeder sanatçıya. Yeteneğin aynasından sunulsa da eserler, sanatçı başarısının algılara yansıması farklı olur bazen. Başarılması zor bir işin üstesinden gelmek, maksadı aşan bir gücü vehmettirir. Bu vadide bir büyük iddianın yankısı duyulur bazen. Eser oluşturma eylemi, zirve bir tanımla ifade edilir: Yaratmak! &lt;br /&gt;Sanatçı övünme ve takdir görme arzularının tatminini böylesi özgüvenli bir tavırla ifadeye kalkışmalı mıdır? Bu neviden bir büyüklenmeyi haklı kılacak tüm etkenlerin kaynağını kendi nefsiyle özdeşleştirmeli midir? Kendisi için takdir edilmiş olan ilham zenginliği, estetik yetkinlik ve beceri imtiyazının, şahsına doğuştan verilmesinde ne derece hisse sahibidir? Etki edecek olanın daima etkilenmeye ihtiyaç duyduğu ve genel kuraların da bu doğrultuda işlediği bir dünyada yaşadığımız bu denli kolayca göz ardı edilmeli midir? &lt;br /&gt;“Hayır” olmalıdır bütün cevaplar. “Hayır” olmalıdır, şunun için:&lt;br /&gt;Güzellikler, bahşedilene sınırını bilme sorumluluğunu yüklemektedir. Güzellik, renk ve kokular içerisindeki şu gül fidanı mı yaratmıştır dallarında açılmış harikulade goncalarını? &lt;br /&gt;Sanatçı, bir tefekkürle aydınlanacak düşünce ufkuna ne denli yakın olursa, o derece anlamlı ve değerli işler yapacak demektir. &lt;br /&gt;“Mermerin fazlasını alırım, geriye heykel kalır” demiştir, o sanatkâr ellerin sahibi. &lt;br /&gt;Gücünün vehmine kapılmış ey gafil benlik; bilmelisin ki:&lt;br /&gt;Mermerin olmadığı yerde, heykelin de heykeltıraşın da olamayacağı bir dünyada yaşıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-8323375790620935201?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/8323375790620935201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/yaratmak.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8323375790620935201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8323375790620935201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/yaratmak.html' title='Yaratmak'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Szzsfwovx7I/AAAAAAAACJw/aPKMxrmD2LE/s72-c/yaratmak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-5982080835542216826</id><published>2009-12-27T15:29:00.000+02:00</published><updated>2009-12-27T15:29:05.862+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='M.Mustafa Üftadeoğlu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>Adını Duyurmak Adına</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Szdg1T1TY-I/AAAAAAAACJo/P8TZRuLCigY/s1600-h/ad%C4%B1n%C4%B1+duyurmak+ad%C4%B1na.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Szdg1T1TY-I/AAAAAAAACJo/P8TZRuLCigY/s200/ad%C4%B1n%C4%B1+duyurmak+ad%C4%B1na.jpg" width="186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;M. Mustafa ÜFTADEOĞLU&lt;/h2&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Alan sensin, veren sensin, kılan sen…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Ne verdinse odur dahi nemiz var.”Aziz Mahmut Hüdai&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin kimin hesabına çalışıyoruz. Biz kimiz ve kimin namına işliyoruz. Neyi temellük edebiliriz. Konuşmasını bilmeyen, yürüyemeyen bir çocuktuk. Konuşmasını hele hele yazmasını nereden öğrendik. Edebi yazma tamamen irademizin dışında gelişti. Elimizde, bedenimizde ne bize ait. Kelem elimize nasıl da yakışıyor… Hayatımız, aklımız, duygularımız O’nun. Üstümüzdeki nişanlar hep O’nun. Bize bütün unvanları veren O. Üstümüzde ne kadar güzel parlıyor. Kapatma benliğinle onları. Güneşe açık tut ki parlasın ve hiçbir zamanda unutma O’ndan geldiğini. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Biz, bütün bu imkanları gasp ettik veya güzel kullanmadığımızdan; O’nun bize doğal olarak verdiklerini enemizi karıştırdığımızdan çirkinleştirdik. Öyle yapmamalıydık; benliğimizle işe karışmamalıydık. Bu yetmiyormuş gibi kendimizi asıl zannettik. Biz asıl değil bir aynaydık. Sadece aksedeni göstermekle görevliydik. Nereden girdi içimize bu kara nokta. Karartı bütün meziyetlerimizi. Şimdi içimizdekiler de sönmekte. &lt;br /&gt;Bilemedik; kendimizi ifna etmeliydik; ta ki bizde tecelli edenin adını duyurmak için. Kendi adını duyurma hesabına hevamıza tabi olduk. Bu yüzden de yok olmaya, silinmeye mahkum… Nice adları bile bilinmeyen kişiler vardı ki Hak katında değerleri büyüktü. Kendilerini hiç saymışlardı onlar. “Vücudumuzu ve manevi kazanımlarımızı mucidimize feda etmediğimizden” kaybedenlerden olduk. Oysa baki olmanın yolu kendini yok etmekti.&lt;br /&gt;Yazdıklarınla adını duyurmaya çalıştın. Hadi dünyada senden bahsettiler diyelim; dünya sana yetecek mi. Sonsuzluk isteklerin, adının devamlılığı nerede? Dünyanın yıkıldığı gün sen de gideceksin; o gün ne efendi kalacak ne köle… Herkes kendi derdinde… &lt;br /&gt;Ey nefsim, sana bu ad duyurmalar sonsuz âlemde azabına sebep olmasın. “Sen dünyada mükafatını aldın; buraya bir şey kalmadı.” denmesin. &lt;br /&gt;Yazdıkların yayınlanmıyorsa da önemi yok. Bunu zaten O’nun adına yaptınsa amelin zayi olmadı. O, onun mükafatını verecek. Meşhur olmamışsın boş ver. Sen de tecelli edenin adını duyurmaya çalış. Senin kendi başına hiçbir değerin yok. Bunu anlasan yeter ey nefsim. O’nun bekasına dayalı senin bekan. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-5982080835542216826?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/5982080835542216826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/adn-duyurmak-adna.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5982080835542216826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5982080835542216826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/adn-duyurmak-adna.html' title='Adını Duyurmak Adına'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Szdg1T1TY-I/AAAAAAAACJo/P8TZRuLCigY/s72-c/ad%C4%B1n%C4%B1+duyurmak+ad%C4%B1na.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-2021778167224121815</id><published>2009-12-25T20:57:00.000+02:00</published><updated>2009-12-25T20:57:09.562+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fatih Mehmet Mirza'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>Yaşam Sofrasında Bir Figüran “Ben(cil)lik”</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SzUKeVVneHI/AAAAAAAACJg/mGS-jX7TKq4/s1600-h/bencillik.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SzUKeVVneHI/AAAAAAAACJg/mGS-jX7TKq4/s200/bencillik.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Fatih Mehmet Mirza&lt;/h2&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;em&gt;“Yalnız kendisini düşünen adam, yumurtasını pişirmek için komşusunun evini yakar.” &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;em&gt;Francis Bacon&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bacon bencilliği bu şekilde tarif ediyor. “Ene” yani “ben” kelimesi, insanı insanlıktan çıkaran en etkin mana, hele bir de başına “önce” gelirse tablo tamamlanmış oluyor. Ötekileştirilen yaşamların başlangıç noktasıdır “ben”. Bir bireyi diğerinden ayıran, toplumu toplumla yozlaştıran, ötekilerin berikilerin kavram kargaşasına sebep olan ulvi (!) değerdir “ben”. &lt;br /&gt;Nefis dediğimiz olgunun akla seslenişi ile hayat bulur, harekete geçer. Söylemlerin başını çeker hep, arzuların hepsinde ilk o vardır. Diğerleri diye bir kavramı ortaya çıkaran eşsiz değerdir (!). &lt;br /&gt;Dostluklara zehir iksirini akıtan, gözleri perdelenmiş ve yalnızlıkla yaren olan bir duygu haliyle, her insanın içinde vücut bulur. Adını hepimiz biliriz aslında, en çokta “ben(cil)lik” ismini yakıştırırız o zalime. Vahyini Nefs’ten alır, “ene” ile güç bulur, toplumda bencil diye sıfat olur.&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Gururludur, kibirlidir, zalimdir, acımasızdır, haindir, cimridir, nerede olursa olsun insanı esir alır, kölesi eder. Kaçınılmaz sonlara sebep olan seyahatlere çıkarır, gözleri kör eder çağrılara, nidalara, kutsal inançlara. Kulakları tıkalı, bakışları kör, söylemleri yaralayıcıdır. Ben demek ne de haz verir, köşe başında itibar görmüş serkeş yaşamlara. Sevdiğini “ben” için sevmektir, bencillerin inancında. &lt;br /&gt;Adalet denildiğinde hemen hüküm verenler tayfasında yer alır bu “ben”ciler, benciller. Adil olmak demek “ben”im demektir zihinlerinde, hepsine sahip olun diye vahiy alır Nefs’ten –Şeytandan-, aslında karar verilmiştir çoktan. &lt;br /&gt;Nefs’ten gelen bir vahiyde vesvesedir çoğu zaman. İnançtan arınmış yüreklerde hayat bulur her an. “Ben”lerin dünyasındaki en güzel söylemdir vesvese. “Ben”i ve “diğerleri” kavramlarını vesvese ile ortaya çıkarır Nefs. Bütün kutsalların aksine inandığı tek kutsaldır “ben” olma duygusu, olgusu. &lt;br /&gt;Nefs, öyle yaralayıcıdır ki, yaşayanı metruk bir yaşamın içine savurur, bunu fani çok geç anlar, belki de anlamadan veda eder yaşama. Nefs, köle ettiği insanı, insanlık mertebesinden çıkarır, düşürür, hiç eder. Nefs’e köle olan, kula kul olur, varlığının yegâne sahibini unutur, yaşama mana katan değerleri siler, kurutur. Nefs, faninin hasmıdır, hısım zannedenlerin aksine.&lt;br /&gt;Hayat içinde savrulur “ben”le yaşayan, Nefs’in kölesi olan. Yabancılaşır kendisine zaman zaman; lakin azdır bu durumun farkına varan. Unutmuştur asıl olanı, tek gerçeği, kutsal mesajı. Sorumsuzlukların, bananecilerin, bahanecilerin, yoldaşı olmuştur çoktan. Bir gün kapı çalınır, bir ziyaretçi hâsıl olur. Şaşırır “ben”, kimdir bu gelen, ne de çabuk geçmiştir ezelden olduğunu zannettiği heves, birden. Nefs’ten vahiy gelmez olur o an, çünkü esas kudretin gücü, hükmeden oradadır ve elçi okur fermanı tekrardan. “Ben” karanlık bir yol görür uzunca, derince, korkuyla karışık. Hayatını seyreyler bir anda, kendisini fildişi kulelerinde görür, “ötekiler”in üzerinde, Nefs’in kanatları altında. Daha dikkatli bakınca “ötekiler”in aslında kendisi olduğunu görür. Güzel ahlakını, samimiyetini, dostluğunu, yardım severliğini, sevgiyi ve her şeyden önemlisi inancını görür ayakları altında. Eyvah! Diye bir nida haykırır ortalığa, oysaki elçi yapacaktır görevini az sonra. İşte o an kulaklarında çalkalanır, o unuttuğu, yüz çevirdiği, Nefs’e köle olmayı tercih ettiği asıl gerçek:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şah damarından daha yakınız.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaf, 16&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Elçi yerine getirir görevini kusursuzca ve sahne son bulur bu yaşam sofrasında. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-2021778167224121815?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/2021778167224121815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/yasam-sofrasnda-bir-figuran-bencillik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2021778167224121815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2021778167224121815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/yasam-sofrasnda-bir-figuran-bencillik.html' title='Yaşam Sofrasında Bir Figüran “Ben(cil)lik”'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SzUKeVVneHI/AAAAAAAACJg/mGS-jX7TKq4/s72-c/bencillik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-2010363717993969986</id><published>2009-12-19T17:07:00.000+02:00</published><updated>2009-12-19T17:07:45.856+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mehmet Öztuna'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>Sihirli Ayna</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Syzr64k_0sI/AAAAAAAACJY/TK6mkLOqghY/s1600-h/sihirli+ayna.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Syzr64k_0sI/AAAAAAAACJY/TK6mkLOqghY/s200/sihirli+ayna.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Mehmet Öztunç&lt;/h2&gt;Modern Türkçe edebiyat yazık ki edebiyatın en temel beslenme kaynaklarından olan dine küslüğü, hesaplaşıp, helalleşmemesi ve Yeşilçam yönetmeninin Erol Taş’a biçtiği rolün daha beterini dine biçmesi din etrafında sarmalanmış birçok kavramın hakkıyla bilinip işlenememesine sebep oldu. Bugün seküler sığlığımızın uzantıları dinsel sığlığımız içinde aranmalı ve mutlaka bulunup sorgulanmalıdır. Dinsel edebiyatın bir vaaz metni olmaktan öte bir biçime ve derinliğe kavuşamaması, erememesi de has edebiyatın boynunda hala dine karşı ödeyemediği borcun devam ettiğini gösteriyor. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Nefis kelimesi kadar beni kendimle bu denli çırılçıplak karşı karşıya bırakan, üzerime düşünmemi sağlayan, beni kendimle bu kadar derinden yüzleştiren başka bir kelime yok. İsmet Özel “özgürlük” ve “hürriyet” sözcükleri arasında semantik bir tartışma sürdürür ve özgürlüğü hürriyete yeğler, çünkü öz’ün gürleşmesi adına özgürlük kelimesinin daha isabetli bir anlamı barındırdığına inanır. Özümüzde duran o nüve nefistir. Bu haliyle masumdur ama özellikle bünyesindeki “i” harfini kaybedip “nefs” biçimine dönüştüğünde yıkıcı ve tahripkâr bir vasıf edinir. &lt;br /&gt;Hududuna çizgi atamadığımız, her zaman temas halinde olmamıza rağmen istediğimiz hiçbir zaman dokunamadığımız, bazen tastamam biz; bazen kabul etmek istemediğimiz kendimiz, bizi bir cenderenin içine sıkıştırırken kabza cennet vadilerine götürürken basta dönüşen müphem, muğlâk bir varlık nefis. Kuyuda Yusuf şeklinde Yakub’a görünürken bıçağın ağzında İsmail biçiminde İbrahim’e bakarken yazık ki Âdem’de hem Kabil hem de Habil suretine bürünmüşken hepimizi sarsan bir manaya da açılmış, ‘bir yanınız Kabil bir yanınız Habil’dir.’ Nefsini kullukta terbiye eden bazı insanların ahir nefeslerinde kaybetmeleri ya da ahir ömrüne kadar dünyaya rağbet göstermişken imanla şereflenen kimseleri görünce aklımızdan: “Allah’u yar yar! Allah’u yar yar!” sözleri geçmez mi? Demek ki imanı lutfeden, kalplerde hıfzeden de O’dur. Yoksa: “Ya Rabbi beni bir an bile nefsimle baş başa bırakma.” ikazına nasıl nüfuz edebiliriz. Ebu Talip için üzülen Efendimiz’e Allah’ın “asıl akrabalarının iman edip, inananlar” olduğunu söylemesi ve Efendimiz’in (sav): “Selman Ehl-i Beytten’dir.” demesiyle bizlere nefsimizi değil imanımızı, imandaşımızı tercih etmemiz gerektiğini söylemezler mi? &lt;br /&gt;Nefsini hakkıyla ilzam edenin elinde hep daha fazla ilzam edilmesi gereken bir nefis kalır. Günde yetmiş kez istiğfar eden Efendimiz (sav)yanına 63 yıllık kullukla taçlı hayatında bile hala kendisini en tok sözlerle ilzam ve Resulallah’ın 64 yıl basmadığı dünyaya 63 yıldan fazla basmaktan ar ettiği için kazdığı çukurda hayatını sürdüren Hoca Ahmet Yesevi nasıl da güzel yaraşır. &lt;br /&gt;Kötülük nefsi azdırırken iyilik de şımartabilir. “Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi” düsturu bu yüzden değil midir? Demek ki varlığın cilvesi, nazı nefistir. Nefis katlarına tırmandıkça yere çakılıp parçalanma riski de artar. Biz kaçıncı kattan seyrediyoruz dünyayı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-2010363717993969986?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/2010363717993969986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/sihirli-ayna.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2010363717993969986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2010363717993969986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/sihirli-ayna.html' title='Sihirli Ayna'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Syzr64k_0sI/AAAAAAAACJY/TK6mkLOqghY/s72-c/sihirli+ayna.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-1818018029324195828</id><published>2009-12-08T23:30:00.000+02:00</published><updated>2009-12-08T23:30:05.351+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sadiye ekiz'/><title type='text'>Sırrı Eda</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sx7FAVR8YlI/AAAAAAAACJQ/SRBOcY4lyG4/s1600-h/sadiye+ekiz+s%C4%B1rr%C4%B1+eda.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sx7FAVR8YlI/AAAAAAAACJQ/SRBOcY4lyG4/s200/sadiye+ekiz+s%C4%B1rr%C4%B1+eda.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Sadiye Ekiz&lt;/h2&gt;Ben; bir uçurum, gölgelerin seyrinde. Ben; bir şehzade bedenin çehresinde. Ben; bir günah çıplağı. Hüllesi ruhun dimağı. Hakka kaçan ak küheylanı, ben; kahreden zavallı. Ve ben; bir seyahat, inşiraha giden dününden. &lt;br /&gt;Ben; bir ahu, sorgulayan zihinde. Cebrin her safhası bile sehl olur, akıl çemberinde. Nefs, sual sual abıçeşm ile cevaba düşünce, akıbet âyân; ben, O’nun sanatında sehl-i mümteni bürhan. Nefs, çirkinliğin çamuru, her yana sıçrayıp duran. Cemil ‘in tane tanımayan gölgelerine, lutf ile çizdiği ihsan. Ve nefs “ben” diyen cihan. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Ben; imtihanı kaybetmeye meyilli irade. Nefs, bilirim cahili, evvelinde. Efendisine kardeş, üstadına talebe, hocasına dershan sanisinde. Salise ermeyen ahirinde, noksansıza dönük; boynu bükük, alnı toprak, fikri pak, gönlü hakk… &lt;br /&gt;Arzusuna vuslat için sızlanan yürek. Acziyetin merkezinde, avuç açan ellerde dilek. İtminan-ı kalp, ah u enin, münasip hakir nefse . &lt;br /&gt;Ben, acziyete ait ahvalin zıddıyyla ayna O’ na. Doğmasıyla; ezele, duymasıyla; zerrelerin isteğini işitene, gözleriyle; kalbin her anını “ Ben orda mıyım? “ sualiyle yoklayana, acziyle; her şeyi kabza-i tasarrufunda kılana, fakrıyla; her zenginliğin varisi olana âyine. &lt;br /&gt;Ben; takvim, Sani’in ruh izinli duyurusundan. İyiliğin verilmesinden sonra, doymak bilmeyen hayır yaprakları çevrilen. &lt;br /&gt;Ben, nimetlerin açlığında uslanmış afacan. Sade tad almayı tercih edişle, sonu yok âlemde izzete eren can.&lt;br /&gt;Nefs, ölüm sancısına dost, “Ey Sevgili” hasretinde.&lt;br /&gt;Ben; nağme sera, Hu dilinde, sueda. Nefs; ben ve ben; hu cezbesinde, sırrı edâ.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-1818018029324195828?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/1818018029324195828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/srr-eda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/1818018029324195828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/1818018029324195828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/srr-eda.html' title='Sırrı Eda'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sx7FAVR8YlI/AAAAAAAACJQ/SRBOcY4lyG4/s72-c/sadiye+ekiz+s%C4%B1rr%C4%B1+eda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-8531158534124683948</id><published>2009-12-06T01:44:00.004+02:00</published><updated>2010-01-25T14:28:43.823+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilhan uygül'/><title type='text'>Ben</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sxrv2V_N_MI/AAAAAAAACJI/9OeetzYeWjI/s1600-h/ben+ilhan+uygul" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sxrv2V_N_MI/AAAAAAAACJI/9OeetzYeWjI/s200/ben+ilhan+uygul" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;İlhan Uygül&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;Kendini arayan divane gezgin&lt;br /&gt;Ben derdine derman peşinde hasta&lt;br /&gt;Bir koşu tutturan akşama değin&lt;br /&gt;Sabahlara kadar simsiyah yasta&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkın kapısında miskin dilenci&lt;br /&gt;Dostun bahçesini bekleyen köpek&lt;br /&gt;Solgun yapraklarda üşüyen bir çiğ&lt;br /&gt;Bitmeyen umuda doğan bir bebek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonsuz emellerin düştüğü kuyu&lt;br /&gt;Arzular peşinde çatlayan kova&lt;br /&gt;Balçık belasına saplanan kuğu&lt;br /&gt;Sorular altında zonklayan kafa&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-8531158534124683948?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/8531158534124683948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/ben.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8531158534124683948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8531158534124683948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/ben.html' title='Ben'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sxrv2V_N_MI/AAAAAAAACJI/9OeetzYeWjI/s72-c/ben+ilhan+uygul' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-2156347375223761396</id><published>2009-12-04T10:48:00.008+02:00</published><updated>2010-01-25T14:30:55.624+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='h.nese kocak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><title type='text'>Ben Kimim?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SxjMMV_voeI/AAAAAAAACJA/CRtvnm-XBiY/s1600-h/ne%C5%9Fe+kocak+ben+kimim.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SxjMMV_voeI/AAAAAAAACJA/CRtvnm-XBiY/s200/ne%C5%9Fe+kocak+ben+kimim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;H. Neşe Koçak&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;“Ey Rabbim, bana (doğruyla eğrinin ne olduğuna hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat ve gerçeği benden sonrakilere ulaştırabilme gücü ver bana; ve beni o nimetlerle dolu bahçenin varislerinden biri yap.”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;(Kur’an M.Esed Meali, Şu’ara Suresi; 83-84-85. Ayet)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göze, gönle hoş geleni faydalıdan, ihtiyaç olanı lüzumsuz olandan, geçici iyiliği, asıl iyilikten ayırabilecek kadar akıllıca hareket etmeyen ve bize gölgemizden daha yakın olan benliğimiz midir nefs? Nedir nefs? Çoğumuzun zannettiği gibi kötü bir şey mi ya da iyisi kötüsü şimdilik şöyle dursun “şey” midir? Aslında nefse somut bir anlam yüklemek doğru bir bakış açısı olmasa gerek. Her şeyin bir nefsi vardır. Nefesi olmayanın nefsi olmaz. Ancak ölüm gelip bizi bulduğunda nefs denen varlık da bizi terk edip gidecektir. O nedenle biz ölmeden nefsi öldürmek de mümkün değildir. Aslolan tıpkı bir çocuğu terbiye eder gibi, nefsi terbiye edip geliştirmektir. Bu, içimizdeki asi, söz dinlemez, doymayan, haylazlık peşinde olan “Ben” çocuğunun terbiyesidir. O öyle bir çocuktur ki, yaratılış itibariyle zaten bencil tutkulara, kıskançlığa, hep daha fazla istemeye meyyaldir. &lt;strong&gt;Nefisler kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır(elverişli) tutulmuştur. (Nisa suresi 128. ayet)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Tüm İslam felsefesinde hatta Hıristiyanlık ve Musevilik’den başka Budizm Hinduizm gibi batıl dinlerin özünde bile nefsle mücadele ve onun terbiyesi esas alınmıştır. Çünkü Kenan Rıfai Hazretlerinin söylediği gibi &lt;strong&gt;“Nefs mücadelesi olmadan insanlık olmaz.”&lt;/strong&gt; Allah-ü Teala tüm kâinatı olanca katmanları ve karmaşasıyla “insan denen meçhul” ün içine gizlemiştir. O öyle bir karmaşadır ki, çoğu zaman insanoğlu bu kaosun içinde debelenip durur. Etrafındakileri çözmeye uğraştıkça daha çok dolanır binlerce düğümün içine. Aslında yapılması gereken şey, karşımızdakini değil kendi düğümlerimizi çözmeye uğraşmaktır. Kendimizi tanımaya çalışmak, kendi içimize dönmektir. Bu açıdan bakıldığında “nefs” nedir sorusunu sormak yerine &lt;strong&gt;“Ben kimim?”&lt;/strong&gt; sorusunu sormak gerekir. Kişinin kendisine böyle bir soru sorması ve karşılığında yine kendisinin bu soruya cevaplar araması &lt;strong&gt;kendinden haberdar olmaya&lt;/strong&gt; yani “&lt;strong&gt;öz-bilinç&lt;/strong&gt;”e götüren zorlu bir yolculuktur. Bu zorlu yolculuğun sonunda kalp nurlanır, Rabb oraya tecelli eder ve vücut aydınlığa kavuşur. Karanlıklar içinde kendisini biricik zanneden nefs, bu aydınlanma ile görür ki orada yalnız değilmiş. Ve hatta bir hiçmiş. İnsanın dünyaya olan gözü kapanıp kendi içine ve elbette ki Rabb’ine olan gözü açılınca ki işte orda “&lt;strong&gt;Nefsini bilen Rabbini bilir&lt;/strong&gt;” hadis-i şerifi vücuda gelmiş olur. O halde, nefs, Bediüzzaman'ın dediği gibi Rabb’in bilinmesinde bir anahtar işlevi görür. &lt;br /&gt;Muhyiddin ibnü’l- Arabi bu aydınlanmadaki nefsi Hz. Yusuf’la sembolize eder. Hikâyede Hz. Yakup akıl, Hz. Yusuf nefstir. Akıl neftsen ayrılınca hüzünlenir ve acı çeker. O kadar çok gözyaşı döker ki gözleri görmez olur. Elbette ki bu körlük İlahi hakikati görebilmek adına dünya nimetlerine ve arzularına karşı meydana gelen bir körlüktür. Bu imtihandan yüz akıyla çıkan Yakup Rabb’den gelen birçok nimetle ödüllendirilir, güzelliklere mazhar olur. Kuyudan çıkıp karanlıktan aydınlığa kavuşan Yusuf, yani nefs arınmış, temizlenmiş haliyle sultanlık makamını hak eder. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Her kim benliğini arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir. Onu, karanlığa gömen ise hüsrandadır.” (Şems Suresi 8–9. ayet)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hâlbuki bir dinlenme yerine benzetilen dünya hayatında çoğu zaman kalp ve nefs mücadele halindedir. Hep yemeyi, içmeyi, gezmeyi, iltifatlar almayı, beğenilmeyi, hazzetmeyi, kısaca menfaati arzu eden nefsin diğer yanında sürekli onu frenleyen, ikaz eden kalp durur. Birbirinden ayrılmaz ama geçinemez iki kardeş gibi mütemadiyen çatışma halindedirler. Tıpkı Habil ile Kabil gibi, kişinin kendi dünyasının, iç âleminin Habil ve Kabil’leri vardır. Ve ne acı bir hakikattir ki birçok kez Habil(kalp), Kabil(nefs) tarafından öldürülür. &lt;br /&gt;Üstat Necip Fazıl Kısakürek, “&lt;strong&gt;Madem ki nefs had tanımaz, doymaz, kanmaz ve razı olmaz, sen de kes onun bütün istihkaklarını&lt;/strong&gt;” der. Ve nefsi şöyle tanımlar: “Her ferdin tepesinden geçmiş, çelikten, mahrut şeklinde kalın bir çadır var… İlahi nura yol vermeyen bir çadır… Bu nefstir! Ne mutlu onu incelte incelte sigara kağıdına çevirenlere ve içeriye nuru sızdıranlara!... Ve ne mutlu onu delip ileriye geçenlere.”(Kısakürek, 1986: 79) &lt;br /&gt;Üstadın dediği gibi, onu delip ileriye geçebilme ya da en azından inceltebilme başarısını gösterenler, hayata karşı olan beklentilerini, umutlarını en aza indirebilen, azla yetinebilen, nefs sahiplerinin işidir. Aslında zannettiğimiz gibi özgürlük, canımızın(nefsimizin) her istediğini kimseye hesap vermeden yapabilme gücü değildir. Asıl özgürlük günahlarla kirlenen benliği iyilik, güzellik ve ibadetlerle yıkayarak günah yükünden hafifletip, bir nevi kanatlandırmak, özgürlüğe kavuşturmaktır. “Dünyaya yönelik arzu ve isteklerin azalması ruhun letafet kazanıp giderek bedene olan bağımlılığından uzaklaşması insana hep arayıp da bulamadığı gerçek bir özgürlük duygusunu tattırır. İnsanlık tarihinin, başından beri gelmiş geçmiş tüm medeniyetlerde bazen hayatını verme pahasına aranan bütün gerçekler Sokrat’ın, Aristo’nun, Kant’ın, Schopenhauer’in, Kierkegaard’ın, Nietsche’nin, Heidegger’in, Sartre’ın can çekişerek aradıkları cevaplar aslında her birimizin içinde, kalbimizin derinliklerindedir.”(Merter, 2006:201)&lt;br /&gt;Psikiyatr Dr. Mustafa Merter, “Dokuz Yüz Katlı İnsan” isimli kitabında, benötesi psikolojisini tasavvufi açıdan ele alırken, insanın benliğini sonu olmayan bir gökdelene benzetir. Aşağı katlara indikçe bayağılaşan, basitleşen, yaptığı yanlışlar neticesinde tedirginliği artan ben, yukarı çıktıkça saflaşır, arınır, huzura kavuşur. &lt;br /&gt;“Yükseliş ve bir üst kata çıkış, terk edilen kattaki alt kişiliğimizin ‘ölümünü’ temsil eder. O zaman usulca o kata inip o rolü oynayan oyuncunun kulağına sevgi, anlayış ve muhabbetle, ‘evet sen bensin ama ben sadece sen değilim!” diyerek hayatımızda o rolün hükmüne son verebiliriz. İnsan bilinmezini çözmeye çalışan insanın kullandığı enstrüman yine kendi alt kişilikleri, yani benliğinin kısıtlı görüşü, bir başka deyişle kendi nefsidir.&lt;br /&gt;Hiç şüphe yok ki içimizde bir yerlerde bilge bir sanatkâr gizli ve bu sanatkâr her gece bizlere, birbirinden değişik oyunlar sunuyor. Amacı, içinde bulunduğumuz hayat sahnesinin sadece bir oyunda ibaret olduğunu, ve bu sahnede bizi temsil eden kişilerin sadece birer oyuncu olduğunu bize göstermek…”( Merter, 2006: 190) &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aziz Dost! Sen tek bir kişi değilsin; sen bir âlemsin! Sen derin ve çok büyük bir denizsin. Ey insan-ı kâmil! O senin muazzam varlığın, belki dokuz yüz kattır; dibi, kıyısı olmayan bir denizdir. Yüzlerce âlem, o denize gark olup gitmiştir! (Hz. Mevlana)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;Kaynakça&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;Camcı Selçuk “Mümin Kimdir”, Rehber Yayınları, İstanbul, 2005. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;Carrel Alexis, (Çev: Leyla Yazıcıoğlu) “İnsanlar Uyanın”, Hamle Matbaası, İstanbul 1959.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;Chittick William, (Çev: Turan Koç) “Tasavvuf”, İz Yayıncılık, İstanbul, 2008.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;İnançer Tuğrul, “Gönül Sohbetleri”, Timaş Yayınları, İstanbul, 2005.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;Kısakürek Necip Fazıl, “Mümin Kâfir”, b.d. Yayınları, İstanbul, 1986.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;Merter Mustafa, “Dokuz Yüz Katlı İnsan”, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2006.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;strong&gt;Sargut Cemalnur, “Kenan Rifai ile Aşka Yolculuk”, Timaş Yayınları, İstanbul, 2006. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-2156347375223761396?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/2156347375223761396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/ben-kimim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2156347375223761396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2156347375223761396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/ben-kimim.html' title='Ben Kimim?'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SxjMMV_voeI/AAAAAAAACJA/CRtvnm-XBiY/s72-c/ne%C5%9Fe+kocak+ben+kimim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-2302821612802876821</id><published>2009-12-02T06:34:00.002+02:00</published><updated>2009-12-02T06:41:46.993+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Editör Yazısı'/><title type='text'>Viranvebahar'da Nefs/Benlik Günleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SxXu3zhVFhI/AAAAAAAACI4/NVPs7Xoncys/s1600-h/1162115_45570979.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SxXu3zhVFhI/AAAAAAAACI4/NVPs7Xoncys/s200/1162115_45570979.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kimi zaman terbiye edilmesi gereken cesim bir aslan. Kimi zaman manaya uzanan yolda bir köprü. Kimi anlarda da bütün kötülüklerin kaynağı. Belki sırlı kapıları açan bir anahtar... Ama çözülmesi gereken mühim bir bilmece olduğu şüphe götürmez gerçek.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Nefisten bahsediyoruz. İnsanın içindeki dibi görünmeyen kuyudan, benlikten. Ene'den... &lt;br /&gt;Ne çetin bir dosya konusu seçtiğimizi üzerinde düşündükçe, okumalar yaptıkça fark ettik. İnsanlık tarihi boyunca üzerinde düşünülen, konuşulan bir mesele nefs. &lt;br /&gt;Bize sorarsanız içinde yaşadığımız çağın adı ne uzay çağıdır, ne teknoloji, ne başka lakırdı. İçine düştüğümüz bu garip zaman dilimine haddimizi aşarak nefs çağı diyeceğiz.&lt;br /&gt;Üzerine birkaç kelam etmek, birkaç kalem darbesi yapmak niyetindeyiz. Gayret bizden, tevfik Allah'tan!&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Bir ay boyunca ViranveBahar e-edebiyat dergisi'nde nefs/benlik konusunu işleyeceğiz. Farklı anlamlar içeren bu kelimeden yola çıkarak elbette bambaşka yazılar okuyacaksınız. Bakış açımızı geniş tutmaya özen gösteriyoruz. &lt;br /&gt;Henüz yazı almayı kapatmış değiliz. Yeni yazılara da açığız. Üstteki iletişim bölümünden bize yazılarınızı ulaştırabilirsiniz. &lt;br /&gt;Bu sayı bizim için yeni bir kapı olacak. Birkaç değişiklik yapmak için bir tecrübe daha. Külahımızı önümüze koyup düşüneceğiz yeniden. Durduğumuz yerle, durmamız gereken yeri tartacağız. &lt;br /&gt;Biz yazmak yolundayız, yolculukta arkadaşlık değerlidir, yol arkadaşlığına bekleriz...&lt;br /&gt;Son söz olsun:&lt;br /&gt;Azim&lt;br /&gt;Nefse &lt;br /&gt;Kement vurmuş&lt;br /&gt;Dönülmez geriye...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-2302821612802876821?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/2302821612802876821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/kimi-zaman-terbiye-edilmesi-gereken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2302821612802876821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2302821612802876821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/12/kimi-zaman-terbiye-edilmesi-gereken.html' title='Viranvebahar&apos;da Nefs/Benlik Günleri'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SxXu3zhVFhI/AAAAAAAACI4/NVPs7Xoncys/s72-c/1162115_45570979.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-8872623915759169295</id><published>2009-11-24T23:25:00.000+02:00</published><updated>2009-11-24T23:25:48.526+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='duyurular'/><title type='text'>ViranveBahar'dan "Nefis" Bir Dosya</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SwxPNQELOBI/AAAAAAAACIo/igNWAvzMRNA/s1600/nefs.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SwxPNQELOBI/AAAAAAAACIo/igNWAvzMRNA/s200/nefs.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Değerli Dostlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viran ve Bahar e-edebiyat dergisi aralık ayında nefis/benlik konulu dosya çalışması yapacak. Aralık ayı boyunca sitede bu konuda yazılara yer verilecek. Ay sonunda yazılar pdf dergi haline getirilip sitede okuyuculara sunulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayınlanmasını istediğiniz yazıları&amp;nbsp;üstteli "yazı gönder" bölümünden bize iletebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün takipçilerimizi yazmaya ve okumaya bekleriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorularınız için mail adresimiz viranvebahar@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-8872623915759169295?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/8872623915759169295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/viranvebahardan-nefis-bir-dosya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8872623915759169295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8872623915759169295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/viranvebahardan-nefis-bir-dosya.html' title='ViranveBahar&apos;dan &quot;Nefis&quot; Bir Dosya'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SwxPNQELOBI/AAAAAAAACIo/igNWAvzMRNA/s72-c/nefs.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-7458297948466375806</id><published>2009-11-18T00:34:00.001+02:00</published><updated>2009-11-18T00:35:24.583+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hızır İrfan Önder'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>Eyledik</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SwMkTpgp2HI/AAAAAAAACIg/fJrbSROCf48/s1600/eyledik.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SwMkTpgp2HI/AAAAAAAACIg/fJrbSROCf48/s200/eyledik.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Hızır İrfan Önder&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;Bağrımıza düştü ateş&lt;br /&gt;Sevdamızı hâl eyledik...&lt;br /&gt;Hüznümüzü ettik yoldaş&lt;br /&gt;Acımızı bal eyledik!..&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Hak yoladır meyilimiz&lt;br /&gt;Muhabbettir emelimiz&lt;br /&gt;Sarsılmaz hiç temelimiz&lt;br /&gt;Nefsimizi kül eyledik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâinatın özü sevgi&lt;br /&gt;Barınamaz bizde yergi&lt;br /&gt;Edepledir elbet saygı&lt;br /&gt;Gönlümüzü gül eyledik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O’ndan gayri yok yârimiz&lt;br /&gt;İnfaktadır hep kârımız&lt;br /&gt;Havfullahtır şiarımız&lt;br /&gt;Aşkımızı yol eyledik!..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-7458297948466375806?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/7458297948466375806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/eyledik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/7458297948466375806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/7458297948466375806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/eyledik.html' title='Eyledik'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SwMkTpgp2HI/AAAAAAAACIg/fJrbSROCf48/s72-c/eyledik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-9031997390486072212</id><published>2009-11-13T23:49:00.000+02:00</published><updated>2009-11-13T23:49:02.812+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dergi'/><title type='text'>Sonbaharınız Yağmur'lu Geçsin</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sv3TvKpVGII/AAAAAAAACIQ/5qbGd5oCDiM/s1600-h/45_arsiv.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sv3TvKpVGII/AAAAAAAACIQ/5qbGd5oCDiM/s200/45_arsiv.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yağmur Dergisi 45. sayısı yayında. Aşağıda editör yazısını okuyabilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhterem Yağmur Okurları,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk beşinci sayımız sayfalarını, bir zamanlar dört bir yanından mutluluk ve saâdet fışkıran, içinden taşan mânâ ve ruh, çevresini saran huzur ve nurlarla, daha çok yıldızları hatırlatan gelin endamlı eski evlerimizi hülyâlarımızda canlandırarak açıyor. Başyazı bizleri, şimdilerde rüyâlarıyla teselli olduğumuz, kendi güzelliklerine büyülenmiş gibi görünen bu evlerin manevî atmosferine çağırıyor. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Bu sayımızda başyazıyı takip eden sayfaların çoğunlukla ilmî yazılara ayrıldığını göreceksiniz. Klâsik şiirimizin aşk estetiğinden, Şeyh Hamdullah’ın hat sanatındaki yerine, oradan Şeyhî’nin edebî şahsiyetine kadar hemen bütün okurlarımızın ilgisini çekeceğini düşündüğümüz konularla karşınızdayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur’a, “Âişe Vâlidemiz’in Edebî Yönü” isimli makalesiyle katkıda bulunan Dr. Reşit Haylamaz, Âişe Vâlidemiz’in bu güne kadar ön planda olmayan bir yönüne dikkat çekiyor. Makalede, Hz. Âişe’nin müthiş bir tasvir gücü olduğu, anlatacağı konuyu en iyi şekilde ifâde edebilmek için Arap Dilinin bütün inceliklerini kullandığı kaynaklarıyla izah ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Osman Dönmez, “Hocaefendi’nin Edebiyata Dair Fikirlerini Anlama Yolculuğu”na devam ediyor. Yazının ikinci bölümünü yayımladığımız bu sayıda Dönmez, Hocaefendi’nin medeniyet anlayışına, Kur’ân menşeli bir insan modeli olarak tanımladığı ‘yeryüzü mirasçılarına’ ve yeryüzü mirasçılarının vasıflarına temas ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadir Erdal, daha ziyâde şiirleriyle tanıdığımız bir kalem. Lâkin bu sayımızda kendisinden, “Çağ ve Nesil’de Şiiriyet” başlıklı derinlikli makalesiyle istifâde ediyoruz. Şiirdeki yetkinliğinin rehberliğinde “Çağ ve Nesil”deki gizli şiirin izini süren Erdal, bizlere doyurucu bir makale sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim dergimizin hikâyelerine. Bu sayıda yedi hikâye okuyacaksınız. “Hikâye Okuyan Kuş”, İbrahim Gökburun imzasını taşıyor. Geçen sene dergimiz tarafından tertip edilen hikâye yarışmasında birincilik mükâfatına lâyık görülen bu eseri beğenerek okuyacağınızı ümit ediyoruz. “Müzevir”, söz taşımanın çirkinliğini, “Çekiç Ayranı”, kalb ehli bir esnafın küçük dünyasını anlatıyor. “Elma Şekeri”, dünyanın fâni nimetlerini bir çocuğun gözüyle ilgimize sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sayımızda, birisi Nihat Dağlı’nın diğeri Kibar Ayaydın’ın kalemiyle tanıtılan iki kitap var. Son Padişah etrafında yapılan tartışmaları daha da gürültülü kılan ciddî ve somurtkan metinlerde sorularının cevabını bulamayan Dağlı, haklı veya haksızı belirlemek üzere tartışmalar yapmayan “Sultan Vahdeddin’in San Remo Günleri”yle son padişahın izini sürüyor. Kibar Ayaydın ise Turan Karataş’ın “Şiir Konakları” isimli eserini edebî tenkit kriterleri bakımından değerlendiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Çağlayan, Ali Osman Kurun, Yusuf Dursun, Mustafa Oğuz, M. Asım Atlı, Hasan Ejderha, Yaşar Beçene, Bülent Gündoğan, Ahmet Doğru, Emre Topalgökçeli ve Veysi Kabaca bu sayının şairleri.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-9031997390486072212?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/9031997390486072212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/sonbaharnz-yagmurlu-gecsin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/9031997390486072212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/9031997390486072212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/sonbaharnz-yagmurlu-gecsin.html' title='Sonbaharınız Yağmur&apos;lu Geçsin'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sv3TvKpVGII/AAAAAAAACIQ/5qbGd5oCDiM/s72-c/45_arsiv.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3936830589658380843</id><published>2009-11-11T23:56:00.000+02:00</published><updated>2009-11-11T23:56:46.532+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='h.nese kocak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>Başka Yıldızda Bir Hayat</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvsyQlzMBpI/AAAAAAAACII/-T5ZJD-L4v0/s1600-h/sapanca.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvsyQlzMBpI/AAAAAAAACII/-T5ZJD-L4v0/s200/sapanca.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;h2&gt;H. Neşe Koçak&lt;/h2&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;"Düşünme, &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Arzu et sade!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Bak, böcekler de öyle yapıyor."&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kestaneler dikenli kabuklarını terk etmiş yollara atmışlardı kendilerini. Ağaçlardan birer ikişer düşenler yaprak değil, uçuşan kelebeklerdi. Her şey alabildiğine renk ahenk, alabildiğine vahşi ve bir o kadar da kendi halindeydi. Toprak, kök, yaprak, ot kokusu hücrelerime kadar nüfus etti. Alabileceğim en derin nefesleri aldım, koklayabildiğim kadar kokladım baş döndürücü havayı. Ormanın asıl sahiplerinin seslerini dinledim. Ayaklarımın altında yapraklar hışırdadı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Olympos Dağından kaçıp gelmiş keçi ayaklı Pan. Çaldığı flütün doyulmaz nağmelerini duydum. Barındırdığı binlerce varlığın sırrını saklayan orman, demek ki Pan’ı da saklamış bunca zaman. Tatlı sularında balıkların oynaştığı göl, üzerinde bütün telaşlardan arı, huşuyla salınan sandallar ve bir adım ötesi İstanbul… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğsümün içinde pır pır eden bir kuş var. Düşmanım gelse güler yüzle karşılarım. Şimdi, şu anda, burada, zaman durmuş, ruhumdaki savaşlar sulha dönmüş, med-cezirler bitmiş, sular telaşsız… Kendime şaşıyorum bu ben miyim diye. Her türlü deliliği yapabilirim, şarkı söyleyebilirim, şiir okuyabilirim ve hatta koşabilirim çocuklar gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve koştum, yokuş aşağı koştum, yorulunca boylu boyunca uzandım ıslak toprağa. Kuşlar ve böcekler güldüler bana. Ne yazık ki sen burada yaşamıyorsun dediler, üzüldüm. Onları ve o anda gözümün gördüğü her varlığı biraz kıskanmadım desem yalan söylemiş olurum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dayanılmaz kokuya, bu güzel tabiata, aşağılarda sevinçle ışıldayan göle, dallarda cıvıldaşan kuşlara, toprakta, yaprakta mutlu gezen böceğe, aydınlatan, ısıtan güneşe, beni buraya getiren yola bütün bu güzellikleri yarattığı için Rabbime sonsuz teşekkürler ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır ordan burdan okuyup kâğıt parçalarına, kitap sayfalarına not ettiğim, zaman içinde hafızama nakşettiğim şiirler birbiri ardı sıra başımın içinde yelken açtılar. Hangisine baksam, hangisini dinlesem şaşırıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Başka yıldızda bir hayât imiş o.&lt;br /&gt;Yaşamak zevki her saatte esen,&lt;br /&gt;Daima nurlu bir geceydi zaman.&lt;br /&gt;Dinleyen söyleyen kadar ârif,&lt;br /&gt;Seyreden oynayan kadar hassas."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, başka yıldızda bir hayattı burası. Huzur dolu bir sessizlik her şeyi şefkatle sarıp sarmalamıştı. Aşağıda ışıldayan göl tüllendi, bir hayale dönüştü. Heybetli orman daha bir esrarengizdi artık ve hissettiklerim… Ancak bir düşte böyle yoğun hissedilir… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey bir hayalden ibaret miydi yoksa? Sapanca’da, ulu ağaçların arasında, en tepelerde, gözlerden uzakta böyle bir yer yoktu da benim hayalperest yanımın bir oyunu muydu bu? Peki, hiçbir şey gerçek değilse yediğim birbirinden lezzetli yemekler, orman meyvelerinden Zeliş ablanın kendi elleriyle yaptığı muazzam reçeller neydi? Hatta gelirken yanımda getirdiğim tütsülenmiş incir reçeliyle, yabani erikten yaptığı acılı sosu kahvaltıda daha bu sabah, yemedim mi ben? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin içinden çıkamıyorum. İki gün boyunca Sapanca’da dilim, damağım hayatında tatmadığı lezzetleri tadarken, gözlerim bin bir rengiyle, burnum kokuların envai çeşidiyle mest olurken, kısacası bütün duyu organlarım, cümle azalarım kendinden geçip tazelenirken ben bir rüyada mıydım?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.viranvebahar.com/search/label/h.nese%20kocak"&gt;Yazarın diğer yazıları burada&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3936830589658380843?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3936830589658380843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/baska-yldzda-bir-hayat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3936830589658380843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3936830589658380843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/baska-yldzda-bir-hayat.html' title='Başka Yıldızda Bir Hayat'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvsyQlzMBpI/AAAAAAAACII/-T5ZJD-L4v0/s72-c/sapanca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-4627976468216886595</id><published>2009-11-09T10:17:00.002+02:00</published><updated>2009-11-09T10:19:42.017+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Abdulsemet Telimen'/><title type='text'>Gülüm</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvfPfMuvQTI/AAAAAAAACIA/Dzltjem2wFU/s1600-h/gulum.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvfPfMuvQTI/AAAAAAAACIA/Dzltjem2wFU/s200/gulum.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Abdulsemet Telimen&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;Susma, duymalıyım sözler dilinden; &lt;br /&gt;Gözyaşlarım seni dökerler gülüm. &lt;br /&gt;Mutluluğu gönder bana ilinden; &lt;br /&gt;Sensiz bu bileği bükerler gülüm. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Bakışın sımsıcak, yaz gibi sesin. &lt;br /&gt;İsterim yüreğin tek beni sevsin. &lt;br /&gt;Bir ayna var bende, içinde devsin. &lt;br /&gt;Umudu yarına ekerler gülüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nur gibi parlıyor gülüm cemalin, &lt;br /&gt;Yürek hoplatıyor şekli şemalin. &lt;br /&gt;Boynunda kalacak inan vebalim; &lt;br /&gt;Gün gelir seni de yakarlar gülüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünmeden beni bırakıp gittin. &lt;br /&gt;Hasretliğin vurdu, sonsuzda yittin. &lt;br /&gt;Kaldım yapayalnız, dertlere ittin. &lt;br /&gt;Hüzün ülkesine tıkarlar gülüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://viranvebahar.blogspot.com/search/label/Abdulsemet%20Telimen"&gt;Şairin diğer şiirleri burada&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-4627976468216886595?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/4627976468216886595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/gulum.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4627976468216886595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4627976468216886595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/gulum.html' title='Gülüm'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvfPfMuvQTI/AAAAAAAACIA/Dzltjem2wFU/s72-c/gulum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3461773557791099917</id><published>2009-11-07T07:31:00.000+02:00</published><updated>2009-11-07T07:31:44.841+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edb'/><title type='text'>40 Güzel İnsana Vefa</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvUFhUSeGQI/AAAAAAAACH0/fBje1vxtKCE/s1600-h/poster.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvUFhUSeGQI/AAAAAAAACH0/fBje1vxtKCE/s200/poster.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Türkiye Milli Kültür Vakfı 40. yılı dolayısıyla kültürümüze önemli&amp;nbsp;katkıları&amp;nbsp;olmuş kırk&amp;nbsp;vakıf insana vefa toplantıları düzenliyor. Feshane'deki Haliç Kongre Merkezi'nde 7-8 Kasım'da üzenlenecek olan '40 Vakıf İnsana Vefâ' adlı programda Cemil Meriç, Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu, Erol Güngör, Prof. Dr. Sabahattin Zaim, Samiha Ayverdi, Fethi Gemuhluoğlu, Turgut Özal, Tarık Buğra, Cinuçen Tanrıkorur, Turgut Cansever ve Yücel Çakmaklı gibi aramızda olmayan isimlerin yanında Hekimoğlu İsmail, Fuat Sezgin, Prof. Dr. Orhan Okay, Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Uğur Derman, Mehmed Niyazi Özdemir, Hayrettin Karaman, İsmail Kahraman ve Şule Yüksel Şenler gibi isimler anlatılacak. Toplantıya katılacak konuşmacılar 40 vakıf insanını farklı yönleriyle ele alacak.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Programın sebebini TMKV Başkanı Prof. Dr. Salih Tuğ şöyle açıklıyor: “Milli Kültürümüzün ana unsurlarından olan dil, din, sanat dalları, tarih, gelenek ve göreneklerimizin muhafazası ve yaşatılması, yeni nesillere aktarılması ancak ve ancak seçkin aydınların emeği ve hiçbir karşılık beklemeksizin gerçekleştirdiği hayırlı hizmetlerle mümkün olabilmektedir.&lt;br /&gt;Toplumumuzun öne çıkan mütefekkir ve fonksiyonel aydın kesimleri, gerek çeşitli sivil toplum kuruluşlarında ve gerekse kendi ferdî sây ü gayretleriyle pek çok önemli, unutulmaz ve kalıcı kültürel hizmetler gerçekleştirmiş bulunmaktadır. İster ak-pak binitleriyle atlanıp aramızdan ayrılmış ve Rahmet-i Rahmân’a kavuşmuş olsun, ister halen toplumumuzda ve ön sıralarda duran, milli kültürümüzün bu emekçilerini yâdetmek ve ayrıca onların ektiklerinin unutulmaz faziletlerini ve mahsullerini, Türkiye Milli Kültür Vakfı’ nın kırkıncı kuruluş yılında, bir kere daha gözler önüne sermek istedik.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programla ilgili ayrıntılı bilgiyi &lt;a href="http://www.tmkv.org.tr/"&gt;tmkv.org.tr&lt;/a&gt;&amp;nbsp;adresinden alabilirsiniz."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3461773557791099917?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3461773557791099917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/40-guzel-insana-vefa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3461773557791099917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3461773557791099917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/40-guzel-insana-vefa.html' title='40 Güzel İnsana Vefa'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvUFhUSeGQI/AAAAAAAACH0/fBje1vxtKCE/s72-c/poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3015674993947767645</id><published>2009-11-05T00:37:00.000+02:00</published><updated>2009-11-05T00:37:14.984+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyan Yazıları'/><title type='text'>Bir Gönül İnsanı Portresi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvIB0DpDi0I/AAAAAAAACHs/ahWgoBARiz4/s1600-h/bir+gonul+insani.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvIB0DpDi0I/AAAAAAAACHs/ahWgoBARiz4/s200/bir+gonul+insani.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gönül insanı, ufku, inancı ve davranışlarıyla tam bir ruh ve mânâ kahramanıdır. Onun derinlik ve enginliği, bilgi ve müktesebâtıyla değil; gönül zenginliği, ruh saffeti ve Hakk'a kurbeti itibarıyladır. Ona göre, bilgi adına ortaya atılan ilimlerin kıymeti, insanı hakikate ulaştırmada rehberliği ölçüsündedir ve yine ona göre, varlık, eşya ve insan gerçeğini anlamamıza yardım etmeyen malûmatın ve hele, pratik yararı olmayan nazarî bilgilerin hiç mi hiç önemi yoktur. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, kalbî ve rûhî hayata programlı, maddî-mânevî bütün kirlerden uzak durmaya kararlı, cismânî ve bedenî isteklere karşı her zaman teyakkuzda; kin, nefret, hırs, haset, bencillik ve şehvet gibi hastalıklarla mücadele azmiyle gerilmiş tam bir tevazu ve mahviyet âbidesidir. O her zaman hakkı tutup kaldırma peşinde; mülk ve melekût âlemiyle alâkalı duyup hissettiklerini başkalarına duyurma iştiyakıyla yanıp tutuşan bir diğergâm, olabildiğine sabırlı ve temkinli; konuşup gürültü çıkarmadan daha çok, inandıklarını yaşayan, yaşadıklarıyla başkalarına da örnek olan bir iman ve aksiyon insanıdır: o, dur-durak bilmeden sürekli koşar.. Hakk'a yürüyenlere yürümenin âdâbını öğretir.. iç dünyası itibarıyla her zaman ocaklar gibi cayır cayır yanar ve yanarken de asla gam izhar eylemez; eyleyip ağyârı âhına âgâh kılmayı düşünmez.. her zaman içten içe yanar ve kendine sığınanların ruhlarına hararet üfler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanının hedefinde hep öteler tüllenir durur. O, Hak rızasına bağlanmış, sürekli ilerleyen ve sürekli mesafelerle yaka paça olan öyle bir iman insanıdır ki, matlûbuna ulaşacağı ana kadar hep bir küheylan gibi koşar; koşarken de herhangi bir beklentiye girmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, öylesine içten bir hakikat eridir ki, oturup kalkar sürekli yeryüzünde hakkı ikame etmeyi düşünür ve onun hatırı söz konusu olduğunda da rahatlıkla bütün arzularından, isteklerinden vazgeçebilir. O, herkese sinesini açar, herkesi şefkatle kucaklar ve toplum içinde hep bir sıyânet meleği görüntüsü sergiler. Ne var ki, Allah'tan başka kimseden de bir şey beklemez. Tavırları, davranışları itibarıyla herkesle uyum içinde olmaya çalışır; hiç kimseyle cedelleşmez, hiç kimseye karşı düşmanlık beslemez. Zaman zaman kendi içtihadları, kendi düşünceleri ve kendi mesleğine, meşrebine göre bir kısım tercihlerde bulunsa da, kat'iyen başkalarıyla rekabete, sürtüşmeye girmez. Aksine, dini, ülkesi, ülküsü adına hizmet eden hemen herkesi sever.. bütün olumlu faaliyetlerinden ötürü herkesi alkışlar.. alkışlar ve hem onların anlayışlarına hem de konumlarına saygılı kalmaya alabildiğine itina gösterir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, kendi gayret ve aktivitelerinin yanında, Cenâb-ı Hakk'ın tevfik ve inayetine de fevkalâde önem verir.. her hareketinde tevfike mazhar olma yollarını araştırır.. Kur'ân'da, Allah'ın inayetine vesile sayılan birliğe-beraberliğe olağanüstü ihtimam gösterir.. hareket çizgisi doğru olan hemen herkesle müşterek bir iş yapmaya koşar.. dahası, böylesine bir vifak anlayışı adına çok defa kendine rağmen bir yol izler. Birlikte rahmet olduğunu, ihtilaf ve iftirakla bir yere varılamayacağını düşünür, alabileceği herkesin himmetini yanına alır ve hep ilâhî inayet sağanaklarına açık durmaya çalışır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, bir Hak âşığı ve Hak rızası sevdalısıdır. Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun bütün hareketlerini O'nun hoşnutluğuna bağlar.. O'nu memnun etme yolunda ölesiye bir hırs gösterir.. ve böyle bir hedefe ulaşmak için de bütün varını feda edebilir, dünyevî-uhrevî her şeyden vazgeçebilir. Gönül insanının düşünce dünyasında "benim yapmam", "benim başarmam", "benim sonuçlandırmam".. gibi merdud mülâhazaların asla yeri yoktur. O, yerine getirilmesi gerekli olan şeyleri kim yaparsa yapsın, kendi yapmış gibi memnun olur, onların başarılarını kendi başarıları sayar ve arkalarında yürür.. öncülük yapma şeref ve pâyesini de onlara bırakır. Dahası, iman ve insanlığa hizmet yolunda başkalarının kendinden daha başarılı, daha liyakatli olabileceklerini düşünerek, onlara daha rahat hareket etme ortamı hazırlar; sonra da bir adım geriye çekilip, "insanlardan bir insan olarak" yoluna devam eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, her zaman kendiyle yaka-paça ve kendi ayıplarıyla meşgul bulunduğundan kimsenin eksiğiyle-gediğiyle uğraşamaz/uğraşmaz. Başkalarıyla uğraşmak bir yana, her fırsatta iyi bir insan olma örneği sergileyerek, onları daha yüksek ufuklara yönlendirir ve herkese bir hüsnümisal olur: İnsanların ayıplarına kusurlarına göz yumar.. onların olumsuz tavırlarına tebessümle karşılık verir, kötülüklerini iyilikle savar ve elli defa rencide edilse de, bir kerecik olsun kimseyi kırmayı düşünmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, hayatını iman-ı kâmil yörüngeli ve ihlâs donanımlı yaşamayı en birinci mesele bilip, duyguları, düşünceleri ve davranışları itibarıyla öylesine Hak rızasına kilitlenmiş bir hakikat eridir ki, bütün dünya ve "mâsivâ"yı ona verseniz, yine de onu kat'iyen hedefinden döndüremezsiniz; hatta cennetlerle bile ona yol ve yön değiştirtemezsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, aynı yolda yürüyüp, aynı mefkûreyi paylaşanlarla asla rekabete girmez.. onlara karşı kat'iyen kıskançlık duymaz.. aksine, onların noksanlarını giderir, eksiklerini tamamlar.. ve onlara karşı hareketlerinde hep bir vücudun uzuvlarından herhangi bir organmış gibi davranır: Tam bir îsâr rûhuyla, makam, mansıp, pâye, şöhret, nüfûz, müessiriyet.. gibi maddî-mânevî hemen her konuda yol arkadaşlarını öne çıkarır ve kendi gerilerden gerilere çekilerek onların başarılarının dellalı gibi davranır, mazhariyetlerini alkışlar ve muvaffakiyetlerini de bir bayram sevinciyle karşılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, çok defa kendi yol ve yöntemine bağlı kalıp bütün faaliyetlerini şahsî mizaç ve mezakı çizgisinde götürse de, başkalarının düşünce ve hareketlerine karşı hep saygılı kalmaya çalışır.. paylaşmaya, beraber yaşamaya açık durur.. oturur kalkar aynı mefkûre insanlarıyla müşterek hareket etme yollarını araştırır.. müşterek projeler geliştirir.. ve "ben" yerine "biz"i ikame etme gayreti gösterir.. dahası, başkalarının mutluluğu yolunda rahatlıkla kendi saadetini feda edebilir.. ve bunları yaparken de kimseden herhangi bir teveccüh beklemez.. hatta böyle bir beklentiye girmeyi kendi hesabına bir sukût sayar; sayar da, yılandan-çıyandan kaçtığı gibi önde görünmekten, namdan-şandan kaçar ve unutulma murâkabesine dalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, kimseye tecavüz etmez, saldırıya saldırıyla mukabelede bulunmaz. En kritik durumlarda bile hep "îtidâl-i dem"le hareket eder ve ne olursa olsun, bir gönül eri olmanın gereklerini tamı tamına yerine getirmekten asla geri durmaz. Her zaman fenalıklara karşı iyilikle mukabelede bulunur.. kötülükleri kötülerin işi sayar ve bir iyilik âbidesi gibi davranır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, hayatını Kur'ân ve Sünnet çizgisinde Hak dostluğu (vilâyet), takva, azimet ve ihsan şuuru çerçevesinde yaşar.. benlik, gurur, şöhret gibi kalbi öldüren hislere karşı sürekli tetikte bulunur.. kendine nisbet edilen güzellikleri "her şey O'ndan" deyip gerçek Sahibi'ne verir.. iradeye vâbeste işlerde de her zaman "ben"den kaçar, "biz"e sığınır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, hiç kimseden korkmaz. Hiçbir hâdise karşısında telâşa kapılmaz; "Allah'a dayanır, sa'ye sarılır, tevfîke râm olur" ve doğru bildiği şeylerden asla geriye durmaz.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, kimseye gücenmez; hele Hakk'a dilbeste olanlara kat'iyen kırılmaz. Yol arkadaşlarını herhangi bir fenalık içinde gördüğünde onlardan uzaklaşmaz.. perdeyi yırtmaz.. onları utandırmaz; utandırmak bir yana, böyle bir fenalığı gördüğünden ötürü büyük bir hata işlemiş gibi kendini kınar ve kendine sorular yöneltir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, mü'minlerin farklı yorumlara açık tavırlarından dolayı onlar hakkında sûizanda bulunmadan kaçınır; görüp duyduğu şeylere iyi yorumlar getirir ve kat'iyen olumsuz mülâhazalara girmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, hareket ve faaliyetlerini, bu dünyanın bir ücret yeri değil de, bir hizmet mahalli olduğu mülâhazasına bağlar.. ve her zaman memur bulunduğu sorumlulukları fevkalâde bir disiplin içinde yerine getirir.. netice ve sonuçla meşgul olmayı da Hakk'a karşı bir saygısızlık sayar. O, dine, imana ve insanlığa hizmeti, Hak rızası yolunda en büyük bir vazife bilir ve ne kadar büyük işler başarsa da, bundan nefsi adına maddî-mânevî herhangi bir pâye çıkarmayı hiç mi hiç düşünmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, ne düzeninin bozulmasından ye'se düşer, ne de bütün insanların ona karşı olmasından dolayı sarsıntı yaşar.. "Bu dünya, darılma dünyası değil, bir dayanma âlemidir." diyerek dişini sıkar, sabreder, maruz kaldığı durumlardan kurtulmak için de alternatif çıkış yolları arar ve en kritik anlarda dahi değişik stratejiler üreterek hep azm ü ikdamda bulunur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanî değerlerin hor görüldüğü, dînî düşüncede kırılmaların yaşandığı, her taraf başı boşların gürültüleriyle inlediği günümüzde, başka bir şeye değil, bu kabil gönül insanlarına hem de hava kadar, su kadar ihtiyacımız olduğunu bir kere daha hatırlatıp bu faslı da noktalayalım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3015674993947767645?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3015674993947767645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/bir-gonul-insan-portresi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3015674993947767645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3015674993947767645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/bir-gonul-insan-portresi.html' title='Bir Gönül İnsanı Portresi'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvIB0DpDi0I/AAAAAAAACHs/ahWgoBARiz4/s72-c/bir+gonul+insani.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-6266789680259749368</id><published>2009-11-03T22:51:00.000+02:00</published><updated>2009-11-03T22:51:49.697+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sadiye ekiz'/><title type='text'>Yitik Pencere</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvCXsGuquNI/AAAAAAAACHU/cMPShmePVBA/s1600-h/sadakat.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvCXsGuquNI/AAAAAAAACHU/cMPShmePVBA/s200/sadakat.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Sadiye Ekiz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitip giden ne varsa zihnimin avucundan,&lt;br /&gt;Gözlerimden süzülmüş damlalara emanet.&lt;br /&gt;Unutmak esrarını, hafızaya nakşeden, &lt;br /&gt;Gönlün harap şehrinde tek saray o sadakat.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Teşekkür etmeyi bilene verilen ses.&lt;br /&gt;Özür dileyebilen hicranı saran , tatlı bir nefes.&lt;br /&gt;İkrama uzatılan İbrahimî o şükür. &lt;br /&gt;İçin için tebessüm eden kasemler mi üşütür? &lt;br /&gt;Sualsiz cevapların barınağı, sadakat.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-6266789680259749368?l=www.viranvebahar.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/6266789680259749368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/yitik-pencere.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/6266789680259749368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/6266789680259749368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/yitik-pencere.html' title='Yitik Pencere'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvCXsGuquNI/AAAAAAAACHU/cMPShmePVBA/s72-c/sadakat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>