<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492</id><updated>2009-11-07T23:10:42.781+02:00</updated><title type='text'>viranvebahar e-edebiyat dergisi I şiir, öykü, deneme...</title><subtitle type='html'>viranvebahar e-dergisi şiir, öykü, deneme...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>337</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3461773557791099917</id><published>2009-11-07T07:31:00.000+02:00</published><updated>2009-11-07T07:31:44.841+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edb'/><title type='text'>40 Güzel İnsana Vefa</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvUFhUSeGQI/AAAAAAAACH0/fBje1vxtKCE/s1600-h/poster.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvUFhUSeGQI/AAAAAAAACH0/fBje1vxtKCE/s200/poster.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Türkiye Milli Kültür Vakfı 40. yılı dolayısıyla kültürümüze önemli&amp;nbsp;katkıları&amp;nbsp;olmuş kırk&amp;nbsp;vakıf insana vefa toplantıları düzenliyor. Feshane'deki Haliç Kongre Merkezi'nde 7-8 Kasım'da üzenlenecek olan '40 Vakıf İnsana Vefâ' adlı programda Cemil Meriç, Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu, Erol Güngör, Prof. Dr. Sabahattin Zaim, Samiha Ayverdi, Fethi Gemuhluoğlu, Turgut Özal, Tarık Buğra, Cinuçen Tanrıkorur, Turgut Cansever ve Yücel Çakmaklı gibi aramızda olmayan isimlerin yanında Hekimoğlu İsmail, Fuat Sezgin, Prof. Dr. Orhan Okay, Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Uğur Derman, Mehmed Niyazi Özdemir, Hayrettin Karaman, İsmail Kahraman ve Şule Yüksel Şenler gibi isimler anlatılacak. Toplantıya katılacak konuşmacılar 40 vakıf insanını farklı yönleriyle ele alacak.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Programın sebebini TMKV Başkanı Prof. Dr. Salih Tuğ şöyle açıklıyor: “Milli Kültürümüzün ana unsurlarından olan dil, din, sanat dalları, tarih, gelenek ve göreneklerimizin muhafazası ve yaşatılması, yeni nesillere aktarılması ancak ve ancak seçkin aydınların emeği ve hiçbir karşılık beklemeksizin gerçekleştirdiği hayırlı hizmetlerle mümkün olabilmektedir.&lt;br /&gt;Toplumumuzun öne çıkan mütefekkir ve fonksiyonel aydın kesimleri, gerek çeşitli sivil toplum kuruluşlarında ve gerekse kendi ferdî sây ü gayretleriyle pek çok önemli, unutulmaz ve kalıcı kültürel hizmetler gerçekleştirmiş bulunmaktadır. İster ak-pak binitleriyle atlanıp aramızdan ayrılmış ve Rahmet-i Rahmân’a kavuşmuş olsun, ister halen toplumumuzda ve ön sıralarda duran, milli kültürümüzün bu emekçilerini yâdetmek ve ayrıca onların ektiklerinin unutulmaz faziletlerini ve mahsullerini, Türkiye Milli Kültür Vakfı’ nın kırkıncı kuruluş yılında, bir kere daha gözler önüne sermek istedik.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programla ilgili ayrıntılı bilgiyi &lt;a href="http://www.tmkv.org.tr/"&gt;tmkv.org.tr&lt;/a&gt;&amp;nbsp;adresinden alabilirsiniz."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3461773557791099917?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3461773557791099917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/40-guzel-insana-vefa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3461773557791099917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3461773557791099917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/40-guzel-insana-vefa.html' title='40 Güzel İnsana Vefa'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvUFhUSeGQI/AAAAAAAACH0/fBje1vxtKCE/s72-c/poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3015674993947767645</id><published>2009-11-05T00:37:00.000+02:00</published><updated>2009-11-05T00:37:14.984+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyan Yazıları'/><title type='text'>Bir Gönül İnsanı Portresi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvIB0DpDi0I/AAAAAAAACHs/ahWgoBARiz4/s1600-h/bir+gonul+insani.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvIB0DpDi0I/AAAAAAAACHs/ahWgoBARiz4/s200/bir+gonul+insani.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Gönül insanı, ufku, inancı ve davranışlarıyla tam bir ruh ve mânâ kahramanıdır. Onun derinlik ve enginliği, bilgi ve müktesebâtıyla değil; gönül zenginliği, ruh saffeti ve Hakk'a kurbeti itibarıyladır. Ona göre, bilgi adına ortaya atılan ilimlerin kıymeti, insanı hakikate ulaştırmada rehberliği ölçüsündedir ve yine ona göre, varlık, eşya ve insan gerçeğini anlamamıza yardım etmeyen malûmatın ve hele, pratik yararı olmayan nazarî bilgilerin hiç mi hiç önemi yoktur. &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, kalbî ve rûhî hayata programlı, maddî-mânevî bütün kirlerden uzak durmaya kararlı, cismânî ve bedenî isteklere karşı her zaman teyakkuzda; kin, nefret, hırs, haset, bencillik ve şehvet gibi hastalıklarla mücadele azmiyle gerilmiş tam bir tevazu ve mahviyet âbidesidir. O her zaman hakkı tutup kaldırma peşinde; mülk ve melekût âlemiyle alâkalı duyup hissettiklerini başkalarına duyurma iştiyakıyla yanıp tutuşan bir diğergâm, olabildiğine sabırlı ve temkinli; konuşup gürültü çıkarmadan daha çok, inandıklarını yaşayan, yaşadıklarıyla başkalarına da örnek olan bir iman ve aksiyon insanıdır: o, dur-durak bilmeden sürekli koşar.. Hakk'a yürüyenlere yürümenin âdâbını öğretir.. iç dünyası itibarıyla her zaman ocaklar gibi cayır cayır yanar ve yanarken de asla gam izhar eylemez; eyleyip ağyârı âhına âgâh kılmayı düşünmez.. her zaman içten içe yanar ve kendine sığınanların ruhlarına hararet üfler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanının hedefinde hep öteler tüllenir durur. O, Hak rızasına bağlanmış, sürekli ilerleyen ve sürekli mesafelerle yaka paça olan öyle bir iman insanıdır ki, matlûbuna ulaşacağı ana kadar hep bir küheylan gibi koşar; koşarken de herhangi bir beklentiye girmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, öylesine içten bir hakikat eridir ki, oturup kalkar sürekli yeryüzünde hakkı ikame etmeyi düşünür ve onun hatırı söz konusu olduğunda da rahatlıkla bütün arzularından, isteklerinden vazgeçebilir. O, herkese sinesini açar, herkesi şefkatle kucaklar ve toplum içinde hep bir sıyânet meleği görüntüsü sergiler. Ne var ki, Allah'tan başka kimseden de bir şey beklemez. Tavırları, davranışları itibarıyla herkesle uyum içinde olmaya çalışır; hiç kimseyle cedelleşmez, hiç kimseye karşı düşmanlık beslemez. Zaman zaman kendi içtihadları, kendi düşünceleri ve kendi mesleğine, meşrebine göre bir kısım tercihlerde bulunsa da, kat'iyen başkalarıyla rekabete, sürtüşmeye girmez. Aksine, dini, ülkesi, ülküsü adına hizmet eden hemen herkesi sever.. bütün olumlu faaliyetlerinden ötürü herkesi alkışlar.. alkışlar ve hem onların anlayışlarına hem de konumlarına saygılı kalmaya alabildiğine itina gösterir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, kendi gayret ve aktivitelerinin yanında, Cenâb-ı Hakk'ın tevfik ve inayetine de fevkalâde önem verir.. her hareketinde tevfike mazhar olma yollarını araştırır.. Kur'ân'da, Allah'ın inayetine vesile sayılan birliğe-beraberliğe olağanüstü ihtimam gösterir.. hareket çizgisi doğru olan hemen herkesle müşterek bir iş yapmaya koşar.. dahası, böylesine bir vifak anlayışı adına çok defa kendine rağmen bir yol izler. Birlikte rahmet olduğunu, ihtilaf ve iftirakla bir yere varılamayacağını düşünür, alabileceği herkesin himmetini yanına alır ve hep ilâhî inayet sağanaklarına açık durmaya çalışır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, bir Hak âşığı ve Hak rızası sevdalısıdır. Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun bütün hareketlerini O'nun hoşnutluğuna bağlar.. O'nu memnun etme yolunda ölesiye bir hırs gösterir.. ve böyle bir hedefe ulaşmak için de bütün varını feda edebilir, dünyevî-uhrevî her şeyden vazgeçebilir. Gönül insanının düşünce dünyasında "benim yapmam", "benim başarmam", "benim sonuçlandırmam".. gibi merdud mülâhazaların asla yeri yoktur. O, yerine getirilmesi gerekli olan şeyleri kim yaparsa yapsın, kendi yapmış gibi memnun olur, onların başarılarını kendi başarıları sayar ve arkalarında yürür.. öncülük yapma şeref ve pâyesini de onlara bırakır. Dahası, iman ve insanlığa hizmet yolunda başkalarının kendinden daha başarılı, daha liyakatli olabileceklerini düşünerek, onlara daha rahat hareket etme ortamı hazırlar; sonra da bir adım geriye çekilip, "insanlardan bir insan olarak" yoluna devam eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, her zaman kendiyle yaka-paça ve kendi ayıplarıyla meşgul bulunduğundan kimsenin eksiğiyle-gediğiyle uğraşamaz/uğraşmaz. Başkalarıyla uğraşmak bir yana, her fırsatta iyi bir insan olma örneği sergileyerek, onları daha yüksek ufuklara yönlendirir ve herkese bir hüsnümisal olur: İnsanların ayıplarına kusurlarına göz yumar.. onların olumsuz tavırlarına tebessümle karşılık verir, kötülüklerini iyilikle savar ve elli defa rencide edilse de, bir kerecik olsun kimseyi kırmayı düşünmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, hayatını iman-ı kâmil yörüngeli ve ihlâs donanımlı yaşamayı en birinci mesele bilip, duyguları, düşünceleri ve davranışları itibarıyla öylesine Hak rızasına kilitlenmiş bir hakikat eridir ki, bütün dünya ve "mâsivâ"yı ona verseniz, yine de onu kat'iyen hedefinden döndüremezsiniz; hatta cennetlerle bile ona yol ve yön değiştirtemezsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, aynı yolda yürüyüp, aynı mefkûreyi paylaşanlarla asla rekabete girmez.. onlara karşı kat'iyen kıskançlık duymaz.. aksine, onların noksanlarını giderir, eksiklerini tamamlar.. ve onlara karşı hareketlerinde hep bir vücudun uzuvlarından herhangi bir organmış gibi davranır: Tam bir îsâr rûhuyla, makam, mansıp, pâye, şöhret, nüfûz, müessiriyet.. gibi maddî-mânevî hemen her konuda yol arkadaşlarını öne çıkarır ve kendi gerilerden gerilere çekilerek onların başarılarının dellalı gibi davranır, mazhariyetlerini alkışlar ve muvaffakiyetlerini de bir bayram sevinciyle karşılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, çok defa kendi yol ve yöntemine bağlı kalıp bütün faaliyetlerini şahsî mizaç ve mezakı çizgisinde götürse de, başkalarının düşünce ve hareketlerine karşı hep saygılı kalmaya çalışır.. paylaşmaya, beraber yaşamaya açık durur.. oturur kalkar aynı mefkûre insanlarıyla müşterek hareket etme yollarını araştırır.. müşterek projeler geliştirir.. ve "ben" yerine "biz"i ikame etme gayreti gösterir.. dahası, başkalarının mutluluğu yolunda rahatlıkla kendi saadetini feda edebilir.. ve bunları yaparken de kimseden herhangi bir teveccüh beklemez.. hatta böyle bir beklentiye girmeyi kendi hesabına bir sukût sayar; sayar da, yılandan-çıyandan kaçtığı gibi önde görünmekten, namdan-şandan kaçar ve unutulma murâkabesine dalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, kimseye tecavüz etmez, saldırıya saldırıyla mukabelede bulunmaz. En kritik durumlarda bile hep "îtidâl-i dem"le hareket eder ve ne olursa olsun, bir gönül eri olmanın gereklerini tamı tamına yerine getirmekten asla geri durmaz. Her zaman fenalıklara karşı iyilikle mukabelede bulunur.. kötülükleri kötülerin işi sayar ve bir iyilik âbidesi gibi davranır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, hayatını Kur'ân ve Sünnet çizgisinde Hak dostluğu (vilâyet), takva, azimet ve ihsan şuuru çerçevesinde yaşar.. benlik, gurur, şöhret gibi kalbi öldüren hislere karşı sürekli tetikte bulunur.. kendine nisbet edilen güzellikleri "her şey O'ndan" deyip gerçek Sahibi'ne verir.. iradeye vâbeste işlerde de her zaman "ben"den kaçar, "biz"e sığınır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, hiç kimseden korkmaz. Hiçbir hâdise karşısında telâşa kapılmaz; "Allah'a dayanır, sa'ye sarılır, tevfîke râm olur" ve doğru bildiği şeylerden asla geriye durmaz.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, kimseye gücenmez; hele Hakk'a dilbeste olanlara kat'iyen kırılmaz. Yol arkadaşlarını herhangi bir fenalık içinde gördüğünde onlardan uzaklaşmaz.. perdeyi yırtmaz.. onları utandırmaz; utandırmak bir yana, böyle bir fenalığı gördüğünden ötürü büyük bir hata işlemiş gibi kendini kınar ve kendine sorular yöneltir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, mü'minlerin farklı yorumlara açık tavırlarından dolayı onlar hakkında sûizanda bulunmadan kaçınır; görüp duyduğu şeylere iyi yorumlar getirir ve kat'iyen olumsuz mülâhazalara girmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, hareket ve faaliyetlerini, bu dünyanın bir ücret yeri değil de, bir hizmet mahalli olduğu mülâhazasına bağlar.. ve her zaman memur bulunduğu sorumlulukları fevkalâde bir disiplin içinde yerine getirir.. netice ve sonuçla meşgul olmayı da Hakk'a karşı bir saygısızlık sayar. O, dine, imana ve insanlığa hizmeti, Hak rızası yolunda en büyük bir vazife bilir ve ne kadar büyük işler başarsa da, bundan nefsi adına maddî-mânevî herhangi bir pâye çıkarmayı hiç mi hiç düşünmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül insanı, ne düzeninin bozulmasından ye'se düşer, ne de bütün insanların ona karşı olmasından dolayı sarsıntı yaşar.. "Bu dünya, darılma dünyası değil, bir dayanma âlemidir." diyerek dişini sıkar, sabreder, maruz kaldığı durumlardan kurtulmak için de alternatif çıkış yolları arar ve en kritik anlarda dahi değişik stratejiler üreterek hep azm ü ikdamda bulunur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanî değerlerin hor görüldüğü, dînî düşüncede kırılmaların yaşandığı, her taraf başı boşların gürültüleriyle inlediği günümüzde, başka bir şeye değil, bu kabil gönül insanlarına hem de hava kadar, su kadar ihtiyacımız olduğunu bir kere daha hatırlatıp bu faslı da noktalayalım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3015674993947767645?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3015674993947767645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/bir-gonul-insan-portresi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3015674993947767645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3015674993947767645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/bir-gonul-insan-portresi.html' title='Bir Gönül İnsanı Portresi'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvIB0DpDi0I/AAAAAAAACHs/ahWgoBARiz4/s72-c/bir+gonul+insani.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-6266789680259749368</id><published>2009-11-03T22:51:00.000+02:00</published><updated>2009-11-03T22:51:49.697+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sadiye ekiz'/><title type='text'>Yitik Pencere</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvCXsGuquNI/AAAAAAAACHU/cMPShmePVBA/s1600-h/sadakat.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvCXsGuquNI/AAAAAAAACHU/cMPShmePVBA/s200/sadakat.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Sadiye Ekiz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitip giden ne varsa zihnimin avucundan,&lt;br /&gt;Gözlerimden süzülmüş damlalara emanet.&lt;br /&gt;Unutmak esrarını, hafızaya nakşeden, &lt;br /&gt;Gönlün harap şehrinde tek saray o sadakat.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Teşekkür etmeyi bilene verilen ses.&lt;br /&gt;Özür dileyebilen hicranı saran , tatlı bir nefes.&lt;br /&gt;İkrama uzatılan İbrahimî o şükür. &lt;br /&gt;İçin için tebessüm eden kasemler mi üşütür? &lt;br /&gt;Sualsiz cevapların barınağı, sadakat.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-6266789680259749368?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/6266789680259749368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/yitik-pencere.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/6266789680259749368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/6266789680259749368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/yitik-pencere.html' title='Yitik Pencere'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SvCXsGuquNI/AAAAAAAACHU/cMPShmePVBA/s72-c/sadakat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-6347425335214539706</id><published>2009-11-01T21:14:00.000+02:00</published><updated>2009-11-01T21:14:44.321+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nihat Kacoglu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>Şairin Ölümü</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Su3dX5tAmfI/AAAAAAAACG0/oXKFvbl92Wg/s1600-h/sairinolumu.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Su3dX5tAmfI/AAAAAAAACG0/oXKFvbl92Wg/s200/sairinolumu.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Nihat Kaçoğlu&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağladı ardından yitik mısralar,&lt;br /&gt;Siyah hecelere kıydı da gitti.&lt;br /&gt;Kafiyeler küstü, mevsim sonbahar...&lt;br /&gt;İmgeleri içten oydu da gitti.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Bilmedi kadrini yalan dudaklar,&lt;br /&gt;Gözyaşları artık pişmanlık saklar.&lt;br /&gt;Ağladı çocuklar, ıssız sokaklar;&lt;br /&gt;Yağmurun hüznünü duydu da gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçince bahçeden mağrur cenaze&lt;br /&gt;Bütün düşmanları oldu kepaze.&lt;br /&gt;Ağladı ansızın bir ter ü tâze;&lt;br /&gt;Güzelleri öksüz koydu da gitti.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-6347425335214539706?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/6347425335214539706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/sairin-olumu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/6347425335214539706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/6347425335214539706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/11/sairin-olumu.html' title='Şairin Ölümü'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Su3dX5tAmfI/AAAAAAAACG0/oXKFvbl92Wg/s72-c/sairinolumu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-8550043615335419906</id><published>2009-10-28T15:15:00.002+02:00</published><updated>2009-10-29T22:28:48.226+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bekir Bicer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söylesi'/><title type='text'>Bekir Biçer'le Ey Küskün Aşk üzerine</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuhC_R6l2UI/AAAAAAAACGk/9Q3OfCfgpG8/s1600-h/5924.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuhC_R6l2UI/AAAAAAAACGk/9Q3OfCfgpG8/s200/5924.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Oğuz, Zeynel Toprak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;em&gt;Çağdaş Türk Edebiyatına önemli bir eser kazandıran Bekir Biçer dergimizin bu sayısına konuk oldu. Farklı zamanlarda kaleme aldığı yazıları ülkenin en seçkin dergilerinde yayımlanan Biçer, ismi ve içeriği ile herkesin dikkatini çeken Ey Küskün Aşk adlı eseriyle ilgili sorularımızı cevapladı.&lt;/em&gt; &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Öncelikle eserin ismini sormak istiyorum. Aşk, aslında olumlu çağrışımları olan bir kelime, fakat siz onu küskün sıfatıyla birlikte anmayı uygun bulmuşsunuz. Kitaba neden “Ey Küskün Aşk” ismini verdiniz?&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk insanın duyan yanına, kalbine tekabül ediyor. Aşkla hayata tutunuyoruz, aşkla yaralarımızı iyileştiriyor, yaşama gücümüzü aşktan alıyoruz. Yani farkında olsak da olmasak da aşkla yol alıyoruz yeryüzünde. Küskünlük ise kaybettiklerimize, yenilgilerimize, elde edemediklerimize karşılıktır. Dünya gemisinde seyrederken hepimizin kırılmaları, üzülmeleri, hayal kırıklıkları, mahrum kalmaları var fakat yine de aşksız da değiliz. Aşksızlık ölümdür çünkü. Bir yanımızda hep aşk var. Derler ki dünya hayatı, insanoğlunun gurbetidir. Gurbette insan mahzun olur, bir tamamlanmamışlık duygusuyla maluldür. Yani alenileştirmeye çalıştığım bu durum, bütünüyle “insan” demek değil mi? İnsanın dünyadaki serüvenini birkaç kelimeyle tarif edin deseler ne söyleriz? Ey Küskün Aşk, demez miyiz? Zaten kitabın ilk sayfasında “aşka ve insana” diye bir ithaf yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kitaptaki üç deneme, aşk kelimesinin etrafında örgüleniyor, diğer denemeler ise insanı anlatmasına rağmen onun farklı yönlerine temas ediyor. Kitaptaki denemeler bir nüve olarak ilk ne zaman aksetti kalp aynanıza? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yavrusu büyüdükçe hayatı tanıma fırsatı buluyor. Yine büyüdükçe istekleri artıyor ve o nispette hayal kırıklıkları çoğalıyor. Eğer duyabiliyor ve düşünebiliyorsa bu dünyanın insanı mutlu kılacak yetenekte olmadığını anlıyor. Elde hep hüzün kalıyor. Deneme yazılarında genellikle şuuraltı yazının kaderini etkiliyor. Belki de Tolstuy’un, insanın karakteri kaderi olur, dediği gibi yazarın karakteri yazının da karakteri haline geliyor. Henüz çocukken başlayan bir süreç. Kitaba aldığımız yazılar 2002 ile 2005 yılları arasında dergilerde, gazetelerde yazdığım denemelerden yaptığım bir seçki. Arada birkaç yeni yazı da mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Denemeleri okuyup bitirdikten sonra kendimi, içinde karamsarlık olmayan aksine huzur vadeden bir hüzün atmosferinde hissettim. Kitabı okuyan herkeste bu kanaatin oluşacağını düşünüyorum. Hatta gizli bir şekilde hüzne çağrı var denemelerde. Bunun beslendiğiniz kaynaklarla bir ilişkisi var mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğumuzun hamurunda mahrumiyet vardır. Hüzün bize tarihten miras olsa gerek. Nesilden nesile yenilgiler devralmışız çünkü. Allah hüzün dolu kalpleri sever, buyrulur. İnsan hüzünle hisseder, hüzünle derinleşir ve hüzünle yakınlaşır Allah’a. Hz. Âdem’den beri hep hüzünlüyüz. Düşünen bir kalp nasıl hüzünlü olamaz ki! Yalnız, karamsarlıkla hüznü ayırmak gerekir. Yeis, Allah’a inanmamanın bir sonucudur. Peygamber Efendimiz hüzünlü bir yüzle yaşamış dünyada. Hüznün eritici bir pota olduğunu düşünüyorum. Orada hırs, haset, dünya sevgisi, kin vs. eriyor ve temizleniyoruz. Hüznü o nedenle yüceltiyorum, bu çağrıdan o yüzden memnunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alıntıladığınız bazı sözlerden hareketle Doğu’dan Batı’ya birçok şair, yazar ve düşünürle ilgilendiğiniz, onların eserlerinden ve fikirlerinden beslendiğiniz akla geliyor. Biliyoruz ki Batı aklı nazara verirken Doğu daha çok duygunun merkezi olan kalbi öne çıkarmıştır. Kalbinizden yansıyan bu denemelerin oluşumunda – bir önceki soruyla bağlantılı olarak sormak gerekirse- bu iki kanadın rolü ne kadardır? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuran-ı Kerim’de doğu da batı da Allahın’dır, denir. Öyle bir kavşaktayım ki her kitapta “bir kitabı” okuyorum. Bütün kitapların konusu “insan”, her yazan insanı yazıyor aslında. Kutsal kitaplar da insana insanı anlatmıyor mu? Goethe bir şiirinde “İnsan, asil ol” der. Asil yani asıl. Eğer insanlar sorumluluklarını bilselerdi, aslı bozulmasaydı, dine ihtiyaç olur muydu? Kibri, kendini beğenmişliği, erdemi Friedrich Nietzsche’den okumak da mümkün, Şeyh Galip’ten okumak da. Duygular hayatı renklendirip zenginleştiriyor. Sabah sevinçle ayrıldığımız evimize sebepsizce hüzünle dönebiliyoruz. Duyguları çıkarıp attığımızı farzetsek, bir mermer kadar soğuk ve tekdüze kalıyoruz. Ama kalp ile aklı neden karşılıklı köşelere yerleştiririz ki? Akılsız kalp de meczup olur. İnsanı mecnuna çevirir. İyi bir deneme akılla kalbi kendisinde eriten denemedir. Günümüzün meselesi aklın kalbin önüne geçmesidir. Oysa huzur ikisi arasındaki dengeyi ayarlayabilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Kalbi şehirlere bölünen adamlar” yalnız öğretmenleri değil, aslında herkesi anlatıyor. Gönül verdiği diyarları terk etmek mecburiyetinde olan binlerce, milyonlarca insan var. Yazınızda bunlardan birinin de sizin olduğunuz anlaşılıyor. Peki, şimdiye kadar kaça bölündünüz, bir anlamda yazarlık bu parçaları birleştirme gayretidir diyebilir miyiz?&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerden bir başka yere göçmek, isterseniz “hicret” diye daha manevi bir çehreye büründürelim; her zaman insanların zihin ve ruhunu zenginleştiren, onu çoğaltan bir tecrübenin adıdır. Dünyada belki en çok göç eden, bu yolculuklarını seferad ve eşkenaz adıyla destanlaştıran topluluk Yahudilerdir. Mecbur oldukları, kimi zaman gönüllü ve bilinçle yaptıkları göçler Yahudileri maddi ve manevi yönden zenginleştirmiştir ki şu vakitlerde altın çağlarını yaşıyorlar. Ben, görev yaptığım ve okullarında okuduğum şehirlerin toplamı kadar, hatta dostlarımın sayısınca bölündüğümü söyleyebilirim. Bir anlamda yenilgiler yaşanır her ayrılışta. Cemil Meriç “Yenilmek zenginleşmektir.” der. Ben de yenilmenin zenginleşmek olduğuna inandığımdan ayrılıkları kabullenerek yürüdüm hep. Yenilgilerimi, mahrumiyetlerimi, kayıplarımı sevdim. Benim zenginliğim de o şehirlerin ve vefalı dostlarımın bana kattıklarıdır. Bana kalırsa yazmak, insanın dünyadaki parçalanmışlığını anlamlandırma, cüzlerini bulup bir araya getirme gayretidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuhCzX7J-CI/AAAAAAAACGc/Dz5dZQlk9EM/s1600-h/S6001270.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuhCzX7J-CI/AAAAAAAACGc/Dz5dZQlk9EM/s320/S6001270.JPG" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Deneme benin ülkesidir, diyen Ataç’ın aksine sizin denemelerinizde ‘deneme bizim ülkemiz’ havası var. Bu, aynı şeye bakmanıza rağmen durduğunuz yerden dolayı farklı şeyler görmenizden mi kaynaklanıyor? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hayatta ‘derdi’ olan insanı seviyorum. Meselesi olmayan insan, insan olmanın hakkını vermiyor demektir. Deneme bence ‘ben’in koyundan sessizce süzülüp yükünü ‘biz’in limanına bırakmalıdır. İyiye, güzele, doğruya çağrıda bulunmalıdır. Burada bir tespitte bulunmak istiyorum: Muhafazakâr çevrelerde ‘ben’i yok etmekten bahsedilir ki, bu pek kolay değildir, “var olan” bir şey “yok” olmaz çünkü. Ben’i yok ederseniz kişinin özgünlüğü de kaybolur. Ama ‘ben’i ‘biz’e katabiliriz bu da kalp ve irade eğitimiyle mümkündür. Acizane ifade etmek isterim ki; ben, benci, benlik, bencillik, kibir.. gibi kavramların üstüne bir kere daha düşünmek gerekiyor. Bunların hepsini aynı torbanın içine koymak yanlış olabilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;Bazı denemelerin sonunda asıl olanı öne çıkarma isteği göze çarpıyor. Sırlı yolculuğun sonunda hakikat diyarına ulaşacak olan insanı uyarma isteğimidir bütün bu gayretler, aslı nazara vermeler? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Elbette, okura saygıda kusur etmeden, bir misafir gibi karşılamak, bir yön göstermek, buyurun demek, eve davet etmek… Deneme bize bu imkânı sunuyor. Ama bilgiçlik tasarlamaktan kaçınarak samimâne. Bence okur, yazarın kalbini görmek ister. Kendisiyle kıyas etmek, yazıda kendisini tanımak ister. Tam da beni anlatıyor, gerçekten okurken fark ettim ki ben de aynı şeyleri yaşamıştım, hayal ettim, hissettim, diyebilmeli okur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Yukarıda da belirttiğim gibi üç deneme aşk kelimesinin etrafında gelişiyor. Bu denemelerde aşka bakış açınızı okuduk. Hayatı aşkla yaşamak, gerektiğini vurguluyorsunuz. Peki, Bekir Biçer aşkın neresinde duruyor, tabir-i diğerle aşk yazarın kalbinde mi kafasında mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İnsan ruhu rutinden sıkılıyor. Her gün ayrı bir burçta dalgalanmak istiyor. Bediüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi bir çiçeği istediğimiz gibi koskoca bir baharı da istiyoruz. Aşk kelimesini çok seviyorum. İnsanı en esaslı bu kelimede tanımladığımdan olsa gerek, kullanmaktan haz duyuyorum. Mevlana; aşksız geçen her gün ölümün ta kendisidir, der ya. Aşk bir ağacın dallarına yerleşen su gibi bir şey. Ne ki, günümüzde aşkın da içinin boşaltıldığını görüyoruz. Batı değerlerinin içimize yerleşmesiyle ‘mahrem olan’ da çözünmeye başladı. Saklananın ya da örtülenin olmadığı yerde aşk gıdasız kalır, beslenemez ve pılını pırtısını toplayıp gider.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Aşk gibi soyut konuların yanında kartpostal, kötü adamlar gibi çok somut konuları da anlatmışsınız. Özellikle bu iki konu bir vefa örneği olarak kaleme alınmış gibi geldi bana. Aslında herkesin baktığı fakat sadece duyarlı kalplerin gördüğü konular bunlar, değil mi?&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hayatı çekilir kılan şeyler var, sıradanlığın karanlık koynunda göremediğimiz... Ne zaman ki onları kaybettiğimizi anlıyoruz, o zaman hayıflanmaya başlıyoruz. Kaybettiğimiz güzellikleri yazmamın sebebi, onları geri çağırmak değil. Tanpınar, Beş Şehir’in sonlarına doğru sanki kitabı yazmaktaki amacını açıklar. Beni, der Kanunî devrine götürseler orada on dakikadan fazla yaşayamam. Kısaca; maziye duyulan hasretin sesi yeni bir uyanışı başlatsın ister. Yani kaybedişleri, özlemleri yazarak elde olanların kıymetine örtük bir biçimde çentikler koymak istedim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;Çocukluk özlemi birçok yazar şair gibi sizinde kalbinizi kanatıyor. Bunu yazıdan anlayabiliyoruz. Merak ediyorum, neden çocukluk özlemi, orada size göz kırpan ne var?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Başrolünde Burs Wills’in oynadığı “İçimdeki Çocuk” adlı filmi herkesin seyretmesini isterim. İçindeki çocuğu canlandıran ufaklık, köpek alma isteğini reddeden adama okkalı bir cevap veriyor: “Sen kaybetmek için büyümüşsün!” Yaşayan bütün ‘büyükler’ çocukluğu da kaybetti. Bir daha asla çocuk olamayacağız. Bu, bir daha asla saf, sade, temiz, tabii, hesapsız, günahsız olamayacağız demektir. Özlemimiz bu güzel ve telafisi mümkün olmayan zamanlara. O günler, her zaman içimizde yaşayacak, kimi zaman uykulu hayallerle ona akacak içimiz. Sonra yeniden toparlanıp çıkacağız içinden. İçimizdeki çocuk, eğer öldürülmemişse ‘yeryüzü üstümüze örtülünceye’ kadar cazibesini sürdürecek…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;Henüz iki kapak arasında yer alma bahtiyarlığından mahrum yazılarınızı da okumuş biri olarak anlattığınız şeyleri bire bir yaşıyorsunuz, en azından kalben tecrübe ediyorsunuz gibi geliyor bana. Yazar yansıtandan ziyade yaşadıklarını paylaşan, bir bakıma Akif’in dediği gibi oturup birlikte ağlayalım, davetinin sahibidir, değil mi?&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Derler ki “Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar; dudaktan çıkarsa kulağa kadar gider.” Güçlü ve etkili metinlere baktığımızda arkasında bir yaşanmışlığın izlerini görebiliriz. Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Goethenin Genç Werterin Acıları veya G. Flaubert’in Madam Bovary’si gibi pek çok sayıda eserin çağını aşması yaşanmış olmasındandır. Ancak tek başına yeterli değildir bu. Yazarın ayniyet kurabilmesi, olayı kendine taşıması, hissetmesi, üslubu vs. de gerekir. Yazdıklarımıza ne denli inanıyorsak o denli inandırıcı olabiliriz, diye düşünüyorum. Şahsen kalbimin inanmadığı ve aklımın kuşatmadığı konuları yazmak zevk vermiyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;Doğduğun yer mi, yoksa doyduğun yer mi vatandır? Çokları bunu sorsa da sizin vatan kavramınız farklı. Bu fark içinde yaşamadığınız ama kalbinizde yaşattığınız şehirlerle ilgili duygulardan ileri geliyor diyebilir miyiz? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Vatan bir uzun hikâyedir. Osmanlının askerinin ayak bastığı yerleri hala vatanım olarak hissediyorum. Bununla beraber mağdur milletlerin yaşadıkları yerler; Endonezya, Güney Afrika, Sudan, Bangladeş… Hiç görmesem bile bana bir vatan hasreti veriyor. Nerede mağdur ve mahzun insanlar varsa orası vatanım oluyor, hepsiyle kardeş oluveriyorum. Vatanımın sınırlarını kalbimle çiziyorum. Eski dünyanın büyük gürültülerle çöktüğünü, yeni bir dünyanın yükseldiğini hissediyorum. Bir zamanlar Tevfik Fikret’in dediği “Vatanım rûy-u zemin, milletim akvamı beşer” çizgisine yaklaşıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuhCk36OpkI/AAAAAAAACGU/snHNLYNnh80/s1600-h/S6001354.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuhCk36OpkI/AAAAAAAACGU/snHNLYNnh80/s320/S6001354.JPG" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;"Yaralarımızı Bir Kere Daha Kanatalım" başlıklı yazınızda şiirin yaşamınızdan / yaşamdan çekilişi üzerinde duruyorsunuz. Şiir yaşamınızdan / yaşamımızdan nasıl çekildi? Bu çekilişin ardından neler kaybettik?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Rivayet edilir ki Zâtî, yazdığı şiirleri işportada satışa sunarmış. Gelip geçenlerden şiire ihtiyacı olanlar, tezgâhtaki şiirlerden haline uygun olanını beğenip satın alırmış. Eğer müteşairler aradığı şiiri bulamazlarsa üstada sipariş eder, meselesini 20 – 30 akçeye çözümlerlermiş. Bu gün eczanelerde şifa niyetine şiir satılmıyorsa eğer, kalbimizi inceliğe ve hikmet sızıntılarına kapatmışız demektir. Şiirin hedefi insanların kalpgâhıdır. İnsanın kalbine doğrultur sözcüklerini şair ve kalpleri uyandırmaya çalışır. Şairin amacı “düşünen kalpler” oluşturmaktır. Kuran-ı Kerim’in vaaz ettiği insan tipi de budur. Ancak düşünen kalplerle kurulabilir; insanların ezilmediği, adaletsizliklerin olmadığı, kul hakkının yenilmediği, savaşların son bulduğu yüce bir medeniyet. El Hak, şiir ıslah edici ve sakinleştirici bir ilaçtır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ne ki, kazanma hırsıyla gözü dönmüş, vampir gibi kan emen, maddeci, şüpheci, asi, saygısız, insanın düşünme gibi en özel hakkını bile çeşitli araçlarla şekillendirmek isteyen bir çağın vahşeti, şiiri ürküttü. Materyalist Batı, cürufunu ‘evrensellik’ ismiyle dünyanın her yanına yaydı. İnsanla kalbi arasına kalın duvarlar ördü. Kimsenin düşünmesine, duygulanmasına, içinin sesine kulak vermesine fırsat ve imkân bırakmadı. Hayatlarımızı istedikleri gibi kurgulama uğraşını hâlâ uğraşını vermekteler. Fakat bütün bu melanetlere karşı da yine şiirle, hikmetle ve imanla direnebiliriz. Kalbimizin ateşini yeryüzünün bütün kötülüklerini yakabilecek kadar çoğaltmalıyız. Peygamber Efendimiz, şiirin bir kısmı hikmettir, diyor ki Yunus Emre, Mevlâna, Feridüddün Attar, Nizâmi gibi pek çok gönül ehli derdini/davasını şiirle anlatmıştır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Gençlik yılları ardımızda kalıp çoluk çocuğa karıştıkça, daha açık söylemek gerekirse kendimizi kapitalizmin aynasında seyrederek dünyevileştikçe, kalbimiz; düşünmeyi, şefkati, sevgiyi barındıramaz hâle geldi. Maalesef şiir de yaşayamadı orada. Peki, şiirin yoksunluğunda neleri kaybettik? Ya da tersinden şiirin bir sonuç olarak varlığında neyimiz vardı? Zâtî şiiri ne zaman satışa çıkarmıştı? Ya Fuzulî, Su Kasidesi’ni hangi padişaha sunmuştu? Bâkî, Galip hangi dönemin üstatlarıydı?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;"Dostu olmayan insan ne yoksul insandır." diyorsunuz. Bekir Biçer için dostun anlamı nedir? Dosttan ne anlıyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Başımızı omuzlarına yaslayıp doya doya ağlamak isteyeceğimiz ama bize “Neden ağlıyorsun?” diye soru sormayacak… Gecenin bir yarısında kapısını çalıp ben geldim diyebileceğimiz ama “Niçin beni rahatsız ediyorsun?” demeyecek… Beraberken uzunca susuşlarıma uzunca bekleyişlerle karşılık verebilecek ama “Neden konuşmuyorsun?” demeyecek… Dost kimdir? Kime ya da kimlere dost diyebiliriz? İnsan teki, hakikaten dost olabilir mi? Birisi bana, ben birisine dost olabilir miyim? Dostluk üzerine yazmak, ona hasret duymak bile onun ender bulunan bir inci mesabesinde olduğu içindir. Hakiki dostlar varlığı ile teselli bulduğumuz, aynı gök altında yaşamaktan keyif aldığımız, ‘orada’ yaşadığını bilerek huzur bulduğumuz ve kendileriyle iç âlemimizi yoksulluktan kurtardığımız insanlardır. Gönlümüzü semasına bir deniz gibi açtığımız nice dostluklar, zamanla sınavdan geçer. Ruhumuzu kanata kanata elenir kimileri. Ve dünya eleğinden akan dostlukların posası gider, geriye usâresi kalır ama o kalan çok değerlidir. Böyle dostlar değerimizi artırır, onda kendimizi keşfederiz, bizi kendinde yükseltir. Michel Tournier, Anahtar Ve Kilitler’in bir yerinde sözü dostluğa getirir: “Mutsuz dostluk olmaz. Oysa, ne yazık ki aşk!” der. Dost karşılık bekler. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in bir beyitinden çok müteessir olurum: “Kime yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık/Anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık.” Dostlarımızın canı sağ olsun ama yeryüzünde insanın hikâyesinin başlığı “bir hayal kırıklığı” değil mi? Halil’imize kavuşuncaya kadar hâlleşebileceğimiz birilerine “dost” diyeceğiz… Bunu biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;Kitabınızın genelinde kartpostal, somun, kar gibi yaşamın küçük güzelliklerin peşinden gittiğinizi görüyoruz. Bu güzellikler sizin için ne ifade ediyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İnsanoğlu ‘mutluluk’ dediğimiz bir duygunun mecnûnudur. İnsanlar mutlu olmak için her yolu dener. Kimisi maddi şeylerle doldurur içindeki boşluğu, kimisi manevi değerlerle doldurup mutlu olmayı dener. Bazıları da sarhoş olup ruhundan kopan sonsuzluk çığlıklarını örtmeye çabalar. Biliriz ki mutluluk yalnızca adı olan bir serâptır. Tam da ‘buldum’ deyip bedenimizi içine attığımızda yokluğa karışıverir. Ellerinden tutunsak bile hiçbir zaman, kimseye, bütünüyle kendini teslim etmez. O, yalnızca an’larda gizlidir. Ve bir insanın ömründe o anlar hep sayılıdır. İlânihaye mutlu kalmak da mümkün değildir. Çünkü mutluluk varlığı ancak mutsuzluğa borçludur. Ben bahsettiğiniz denemelerde insanların yaşadıkları ama hayatın rutin akılışında göremedikleri güzellikleri kalemimle yakalayıp gösterebilmeyi amaçladım. Bunu denerken elbette ki kendim de bu arayışın parçası idim. Çöllere düşmüş Leylâsını arıyor herkes. Leylâsı Mevlâsı olan kaç kişi vardır? Çok hoş bir şarkıyı dinledikten sonra hep bir boşluk kalır içerisinde insanın, sonra bir kere daha başa sarar… Şarkı eskir ama insanın içindeki ‘tamamlanmamışlık’ hissi bastırılamaz. Bastırılması da mümkün değildir. Şuursuz arayışlarımızı tanılayarak içimizdeki hatarlı yollara “Dur!” diye birer levha koymamız lazım. Çünkü burası dünya, cennet değil. Her şeyi burada istememek gerek, istesek de zaten yok. Küçük şeylerin kıymetini bilmek, hayattaki fotoğraf karelerini daha özenle yaşamayı sağlayabilir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuhCdkJspNI/AAAAAAAACGM/9FF8VqWtKxM/s1600-h/S6001241.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuhCdkJspNI/AAAAAAAACGM/9FF8VqWtKxM/s320/S6001241.JPG" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Mekke/Medine izlenimlerinizden oluşan Aşk Sensin Ey Sevgili'de "Dua durmadan büyüyor." Şeklinde şiirsel bir tespitiniz var. Bunu açar mısınız bize? Nasıl büyür bir dua durmadan?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Dua, küresel bir mahiyete sahip sanki. Dua edenlerin sayısı ne kadar fazla ise, dualarını ne denli içerden koparıp Allah’a gönderiyorlarsa o kadar büyük dua küresi meydana geliyor. O mukaddes mekânda dairesel bir ısı topu gibi büyüyen ve büyüdükçe herkesi içine alan bir manevi kürenin varlığını müşahede ettim. Müminlerin Kâbe’nin kanatları altında dünyevilikten sıyrıldıkları anda oluşturdukları dua etkisi insanın kalbini genişletiyor, içini huzurla ve emniyetle dolduruyor. Dua saatlerinde “Ben size şahdamarınızdan daha yakınım” kelâm-ı mübareğinin özündeki ezeli sırrın bir rayiha gibi Müslüman yüreklerde gezindiğini duydum. Orada tasavvufçuların seyr-u sülûklarında bahsedilen ‘Allah’ın insana indiği’ne dair metafizik ürperme anları yaşanılıyor. Kâinatın -bilebildiğimiz kadarıyla- en değerli diyarında; inanmış kalplerin, kendi fısıltılarıyla, sözcükleriyle ve gözyaşlarıyla yapılmasına katkıda bulundukları dua küresinin kaplamında sonsuzluğa doğru sefere çıktıklarını hissettim. Vakit namazlarının akabinde ellerin göğe açılmasıyla hâkim olan sessizliğin içinden ışık, müjde, huzur gibi en lahuti hislere gark oluyor insan. Her biri coşkulu bir kaynaktan boşalan dualar birbirine karıştıkça kaç asırdır kanayan yaraların acısı da kekemeleşiyor. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Gösterdiğiniz ilgi ve sorularımıza verdiğiniz samimi cevaplardan dolayı teşekkür ederiz. Sağ olun Efendim. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Okuduğunuz söyleşi Kuşluk Vakti dergisinden alınmıştır.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-8550043615335419906?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/8550043615335419906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/10/bekir-bicerle-ey-kuskun-ask-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8550043615335419906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8550043615335419906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/10/bekir-bicerle-ey-kuskun-ask-uzerine.html' title='Bekir Biçer&apos;le Ey Küskün Aşk üzerine'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuhC_R6l2UI/AAAAAAAACGk/9Q3OfCfgpG8/s72-c/5924.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3064454215716275764</id><published>2009-10-26T22:11:00.001+02:00</published><updated>2009-10-26T22:13:04.026+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hasan Parlak'/><title type='text'>Yeşilçam Hatıraları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuYCSgeddeI/AAAAAAAACF0/ke5qB63kDBQ/s1600-h/yesilcam386x600iy6.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuYCSgeddeI/AAAAAAAACF0/ke5qB63kDBQ/s200/yesilcam386x600iy6.jpg" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Hasan Parlak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bakmışsınız, çokça hüzün, ya da buruk sevinçleri yüklenip teklifsiz gelivermişler onca yıl ötesinden, saniyeler içinde. O uzun yaşanmışlıklar, kısacık anlarda billurlaşmış.&lt;br /&gt;Anılar… Gençler hayallerinin izini süredursun, hani yaşlıların zaman zaman sığındığı uzak, yakın hatıralar. Her ne kadar, mazimiz akraba ve dostların varlıklarıyla anlam kazansa da, hayatımıza ötelerden karışıp, hayal ve duygularımıza yön veren insanlar da olmuştur. Onlar, yaşantıları ve imrendiren meslekleriyle toplumun ilgisini çeken, tanınan kimselerdir. Eski fotoğraflarının yanı sıra, siyah beyaz sinema filmleriyle günümüze ulaşabilmiş, bir zamanlar gündem oluşturmuş, sevgi ve hayranlığımızı kazanmış düş ülkesi insanları. Sözün vardığı bu noktada, eski Yeşilçam filmleri ve birçoğu sonsuzluğa uğurlanmış sinema yıldızları hakkında olacaktır bahis konumuz.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Film müzikleri, oyuncuların çınlayan, metalik tonlu seslendirilmeleri, fondaki İstanbul görüntüleri; hep birbirlerini andıran, yineleyen bir akış izlerdi. Jenerikte isimleri sunulan teknik ekip bile, neredeyse değişmeyen kadrosuyla izleyicilerin tanışıklığını kazanmış denilebilirdi. Oyuncunun akan kanı siyah görünür, klişe sahneler hafızalarda benzer hatırlayışlar uyandırırdı. Teknik yetersizlikler ve belli sınırları aşamayışlar, kısıtlı bir bütçeyi akla getirirdi. Ama günümüzden bakınca, o dönemleri yaşayanlar için sımsıcak duygu ve özlemle hatırlanan filmlerdi hepsi de…&lt;br /&gt;Belki kopyaları bile kalmamıştır. Televizyon kanallarında gösterilen o geçmiş zaman filmleri arasında hiç rastlayamadım çünkü. Hafızamda iz bırakmış bazı sahneleriyle, anılarımdaki yerini hiç terk etmedi Ayşecik filmleri. Türk sinema seyircisi, afacan, sevimli ve bir o kadar da akıllı küçük kızı ilk görüşünde sevmişti zaten. Sinemaseverler, onun filmlerindeki hüzün ve neşeyi içten bir gerçeklik sanısıyla, kendi duyarlılıkları ölçüsünde, adeta düşsel bir serüven gibi yaşamışlardır.&lt;br /&gt;Yardımcı oyuncular, figüranlar, dublörler vardı, şimdi de olduğu gibi. Her hikâyede yerini almış, hayallerinin odağına sanatı ve şöhret olabilme emelini koymuş umut sahipleri. İyi ya da kötü karakterleri tüm duyarlılıklarıyla canlandıran o ezik insanlar. Hep arka planda, ama onlarsız sönük ve anlamsız kalacak olayları bütünleyen mütevazı rolleriyle. Oynadıkları her sahne, kendi hayat ve kaderlerinden belgeseller olarak izlenmelidir diye düşünmüşümdür hep. Beyaz perdeye yansımış o hayat izleri, onların gerçek yaşamlarıyla birebir örtüşen gerçeklerin sadakatini taşımışlardır soluk renklerinde. Hüzün yabancı durmamıştır o yüzlerde. Vefa, fedakârlık ve insan sevgisi onların rollerinde daha bir unutulmaz olmuştur. &lt;br /&gt;Güvencesizlik ve maddi sıkıntıların gölgesinde nice dramlar yaşanmış. Vefasızlık gerçeğini kabullenmekten başka çaresi olmayan nice hayatlar bu sahneden gelip geçmişler. Suphi Kaner’ in intiharındaki hüzün, anılarımda, zamanın unutturan etkisine karşı hep direnmiştir. Gerçek hayatında taşlanmasına neden olacak kadar inandırıcı oynadığı kötü rollerinden şikâyetçi olmamış bir Erol Taş burada nasıl anılmaz! O haksız kinlenişin sahibi insanlara, “Siz bana taş değil, ekmek atıyorsunuz” deyişini bir televizyon programında bizzat kendisinden dinlemiştim. Kanlar içinde kalışına karşın, maddi anlamda emeğinin karşılığını alamamasının acısı daha inciticiydi oysa. &lt;br /&gt;Hatıralara değen bir kuş tüyü hafifliğiyle, hızlı bir yâd ediş oldu bu yazım. Bana akran olan okuyuculara o günleri hatırlatacak bir atmosferi oluşturabildiysem mutluluk duyacağım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3064454215716275764?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3064454215716275764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/10/yesilcam-hatralar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3064454215716275764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3064454215716275764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/10/yesilcam-hatralar.html' title='Yeşilçam Hatıraları'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SuYCSgeddeI/AAAAAAAACF0/ke5qB63kDBQ/s72-c/yesilcam386x600iy6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-5042130503084414609</id><published>2009-10-20T21:49:00.002+03:00</published><updated>2009-10-20T21:55:13.344+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hızır İrfan Önder'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>O Kalır</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/St4HPnLX1rI/AAAAAAAACFs/LQRn3yj6edA/s1600-h/o+kalir.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 138px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394757368432547506" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/St4HPnLX1rI/AAAAAAAACFs/LQRn3yj6edA/s200/o+kalir.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Hızır İrfan Önder&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömür geçer ecel yakalar bizi&lt;br /&gt;Göçer her şey göçer, bir tek O kalır!..&lt;br /&gt;Bir borana bakar insanın yazı&lt;br /&gt;Göçer her şey göçer, bir tek O kalır!..&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Dağlar sarsılıp da yürüdüğünde,&lt;br /&gt;Bu varlık âlemi çürüdüğünde,&lt;br /&gt;Hayat pınarları kuruduğunda&lt;br /&gt;Göçer her şey göçer, bir tek O kalır!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey sükûtî İrfan, bu dünya yalan&lt;br /&gt;Takdiri ilâhi, bütün bu olan&lt;br /&gt;Var mı Rab'den gayri ebedi kalan&lt;br /&gt;Göçer her şey göçer, bir tek O kalır!..&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-5042130503084414609?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/5042130503084414609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/10/o-kalr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5042130503084414609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5042130503084414609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/10/o-kalr.html' title='O Kalır'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/St4HPnLX1rI/AAAAAAAACFs/LQRn3yj6edA/s72-c/o+kalir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-7573075638252513433</id><published>2009-09-10T11:05:00.002+03:00</published><updated>2009-09-10T11:10:55.331+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yasin yiğit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>Suzenda</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sqi0bs7vSmI/AAAAAAAACFU/w2karzHyCnc/s1600-h/suzenda_siir_yasin+yigit.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379748142905248354" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 125px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sqi0bs7vSmI/AAAAAAAACFU/w2karzHyCnc/s200/suzenda_siir_yasin+yigit.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Yasin Yiğit&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgun düştü bakışlarım daha gelmedin,&lt;br /&gt;Taş plaklar çalmaz oldu,&lt;br /&gt;Besteleri sustu Agah efendinin,&lt;br /&gt;Kara mizahlı gecelerde kayboldun Suzenda,&lt;br /&gt;Ateş böceği ile arar oldum seni,&lt;br /&gt;Işıklar sönük ay sönük , yıldız sönük...&lt;br /&gt;Bulur muyum seni sözlük sözlük..&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Yırtar bedenimi felsefesi ayrılığın,&lt;br /&gt;Papatyalar dedikodusunu yapar gidişinin,&lt;br /&gt;Sen yoksun ya şu an baş ucumda,&lt;br /&gt;Ağıt yaktım artık,&lt;br /&gt;Ölüm üstüne ölüm olan sensizliğinin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batsın güneş , tutulsun ay,&lt;br /&gt;Yakamozu ol ruhumun,&lt;br /&gt;Yeşersin şimdi ölüm koklayan makber çiçeğim,&lt;br /&gt;Sen gelmedin diye Suzenda,&lt;br /&gt;Ben artık ölümlere gebeyim...&lt;br /&gt;Gel Suzenda,&lt;br /&gt;Kırlaşıyor yıllarım yokluğunda...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-7573075638252513433?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/7573075638252513433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/09/suzenda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/7573075638252513433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/7573075638252513433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/09/suzenda.html' title='Suzenda'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sqi0bs7vSmI/AAAAAAAACFU/w2karzHyCnc/s72-c/suzenda_siir_yasin+yigit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-140927683863173340</id><published>2009-09-02T13:55:00.003+03:00</published><updated>2009-09-02T14:03:49.054+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ümran Tokmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>Gül Semâya Aşıktır</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sp5QdPqMMZI/AAAAAAAACFM/SeJ90QRbrBA/s1600-h/g%C3%BClsemayaa%C5%9F%C4%B1kt%C4%B1r.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376823468476871058" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sp5QdPqMMZI/AAAAAAAACFM/SeJ90QRbrBA/s200/g%C3%BClsemayaa%C5%9F%C4%B1kt%C4%B1r.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Ümran Tokmak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dense boşunadır, kör güne cellât başlar&lt;br /&gt;Nedense bir baş için, kesilir nice başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can annedir yavruya, kuytuda bir dalda gör.&lt;br /&gt;Canan nedir, nerdedir? Mahi gibi dal da gör.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Gözler güzelce baksa, niyaz etse bireyler&lt;br /&gt;Gözler onu Yaradan, iki gönlü bir eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülsem aya ay küser, gülmem seninle felek&lt;br /&gt;Gül semâya âşıktır, bak da sen inle felek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giryanıma benziyor, aşk yarası derince&lt;br /&gt;Gir yanıma nazlı yâr bağban gülü derince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su; fikirden süzüldü, aklından kus ur’unu&lt;br /&gt;Sûfi, kirden kurtulur, söylerse kusurunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafız’a neyi sorsan, Kur’an’la veciz eder&lt;br /&gt;Hâfıza donar kalır, hepsine “vecize” der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinince top sesleri yankı gelir son uçtan&lt;br /&gt;Dinince yaşa, kurtul. Şu talihsiz sonuçtan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurt ulur seher vakti, şanlı alemdar gelir&lt;br /&gt;Kurtulur Türk yurtları, yine âlem dar gelir.&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-140927683863173340?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/140927683863173340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/09/gul-semaya-asktr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/140927683863173340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/140927683863173340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/09/gul-semaya-asktr.html' title='Gül Semâya Aşıktır'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sp5QdPqMMZI/AAAAAAAACFM/SeJ90QRbrBA/s72-c/g%C3%BClsemayaa%C5%9F%C4%B1kt%C4%B1r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-4785948930360069393</id><published>2009-08-26T12:25:00.004+03:00</published><updated>2009-08-26T12:35:53.755+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayhan Çoban'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>Ey Çocuk</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SpUBlN7YFpI/AAAAAAAACFE/bJd57SbqtC0/s1600-h/sokakocuudr2.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 144px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374203469242046098" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SpUBlN7YFpI/AAAAAAAACFE/bJd57SbqtC0/s200/sokakocuudr2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Ayhan Çoban&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman akıp giderken kendine has seyriyle, başaklar büyüttü beraberinde, tomurcuklar yeşertti, baharlar beledi rengarenk kundaklara.&lt;br /&gt;Öyle tatlı, öyle heyecanlı gündoğumları serdi ki kapı eşiklerine, haydi dedi bütün güllere, haydi açın artık. Haydi ey kelebekler, uçun artık. Işığın yedi rengiyle beraber yedi iklim ışıdı minik yüreklerde, yedi hayal yattı düş kenarlarına, yedi umut uyandı sabahın seherinde.&lt;br /&gt;Bir kardelen gibi ilk nabız atışlarında terü taze heyecanlar demlendi. Yarım eksik dualara duru temenniler katık oldu. Ve başladı bu hikaye.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Ey gözlerinde mehtabın soluklandığı çocuk, bakışlarında yüreklerin ısındığı, gülüşlerinde bahar esintilerinin gezindiği……&lt;br /&gt;Ey körpe yüreğinde yalınayak yürünesi çocuk, gözlerinde masumiyet soluklanası, avuçlarından rüzgar derilesi…..&lt;br /&gt;Ey tertemiz alemlerden emanet gelen melek, yürek duruluğu, gönül azizliği….&lt;br /&gt;Ve ey çocuk, sana şimdi bütün kelimeler, bütün sesler, nefesler…..&lt;br /&gt;Aydınlık yarınlar savursun saçlarını. Kalbinin tertemiz sayfalarına, yaldızlı harfler işlesin geleceğin umut türkülerini. Ve sen büyürken ağaca yeminli filizler gibi, hayallerin rehberin olsun hep, geleceğin hayallerin olsun. Umutların bir çift güvercin kanadı gibi, uçursun seni aydınlık yarınların ıtır kokulu bahçelerinde.&lt;br /&gt;Bir kar tanesi duruluğunda, bir çiğ damlası saflığında, bir kelebek kanadının renk cümbüşünde, hayatın tatlı atmosferi çevrelesin her yanını. Gülen gözlerinden ilham alsın şiirler, güneş yüzünün aydınlığı gibi doğsun her sabah, gece rüyalarını saran bir kundak olsun.&lt;br /&gt;Başladığı gibi tertemiz sürmeli bu masal, kötülükler olsa da her sokak başında, kötüler kazanmamalı asla. Ve sen de, kötülüğe değmeden parmakların, bakışların kirlenmeden hiç, hiç dikenler büyütmeden yüreğinde, yürümelisin öylece ışığa doğru. Büyümelisin öylece.&lt;br /&gt;Öyle ya…. Bir anne azizliğinde kundakladı seni geceler, bir baba şefkatinde sakındı her acıdan, bir öğretmen duruşunda şekillendirdi. Avuçların nasırı vardı mayanda bilesin, yüreklerin sızısı vardı, bakışların sarıp sarmaladığı duaları vardı. Ve sen vardın ey çocuk. Ürkek tavırlarınla, tanıma derdinde olduğun koca dünyada, sahipsiz değil fakat, bir başına değil, senle beraber niceler vardı. Ve sen vardın ey çocuk. Ağlasan inan melekler de ağlardı.&lt;br /&gt;Şimdi bak, büyümedesin zamanla beraber, mekanla beraber yürümedesin. Tanıdık her yüzle çoğalmadasın sen de, her sesle artmada sesin, gürleşmede. Ve sen de başka bir rengi olarak bahçelerin, ıtır kokuları yaymadasın her yana, umut türküleri işittirmedesin. Ne mutlu sana.&lt;br /&gt;Bazen kıracaksın belki, acıtacaksın gönülleri, yaralayacaksın. Sana yakışmayacak yaptıkların, aydınlığına gölgeler düşürecek, yarınlarına engeller koyacak. Tutunacak bir şefkat eline muhtaç kaldığın o an, bilesin ki etrafında onlarca şefkat eli bulacaksın. Düştüğünde kaldıracak seni, hatalarında çıkış yolları gösterecek, umutsuzluğuna ışık olacak onlarca el. Biri de ben olacağım ey çocuk, biri de ben.&lt;br /&gt;Bir kutsal emanet gibi, güvercin titreyişli bakışlarımla saracağım seni, en körpe hayallerimle sarmalayacağım etrafını. Ters esen rüzgarlar elinde gövermene müsadem olmayacak hiç. Bırakmayacağım kimsesizliklere. Baba yarısı olmanın hevesiyle, anne sızısı çekercesine etrafını kuşatacağım hep. İlk öğretmenim deyişinin sıcak ikliminde eridiğim günler geçmişte kalmayacak hiç, eskimeyecek hatıralar, unutmak olmayacak asla.&lt;br /&gt;Şimdi zaman bir ikindi vaktinin hüznünde seyretmede. Bir hikaye doldurmada ömrünü. Ve sen büyümedesin fütursuzca. Umutlarını büyütmedesin, ve hayallerini de. Ama yanı başında beni bulacaksın daima, uzağına varmayacak adımlarım. Ve ey çocuk en güzel rüyan ben olacağım.&lt;br /&gt;Şimdi sana şiirler dermenin vakti midir, vakti midir rüzgardan bahar şarkıları devşirmenin, vaktidir elbet. Bu hayat senin.&lt;br /&gt;Ama çocuk, ola ki büyürken kaybedersen içindeki masum kelebeği, duruluğunu yitirirsen ve sevmenin yerini başka duygulara bırakırsan, unutmalar başlarsa eğer, o zaman bir yabancı gibi silinip gider ayak izlerim.&lt;br /&gt;İşte o zaman ey çocuk, karanlığını ışıtacak mum alevleri aradığında, yolları gözetlediğinde yok mu bir çıkış diye, hatıralarına sarıl yeniden ve ben, bir ışık süvarisi gibi, bir umut yolcusu gibi düşeyim aklına.&lt;br /&gt;Belki bir güvercin olayım, kanadında hayallerinin gezindiği.&lt;br /&gt;Belki bir martı çığlığı, geleceğin ayak seslerini işittiğin.&lt;br /&gt;Belki doru bir at, yelelerinden tutarak aydınlık yarınlara doğru koşturduğun.&lt;br /&gt;Ve belki,&lt;br /&gt;Bir şiir olacağım her kelimesine yüreğini gizlediğim, her mısrasına gözlerini sakladığım, her okunuşunda seni solukladığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında biliyorum. Çabuk unutacak çocuk yüreğin yüzümün çizgilerini, sesim çabuk silinecek kulaklarından ve başka yüreklere açacaksın pencerelerini&lt;br /&gt;Silinip giden ayak izlerimle, ben de başka yüreklere yelken açacağım belki, ama unutmak yok bana, hatıraları eskitmek yok, yok seni büyütmek yüreğime.&lt;br /&gt;Hep bildiğim gibi, hep öyle masum kalacaksın gözlerimin önünde. Koridorlardaki ayak seslerinle biraz, bahçedeki koşuşturmanla, her sabah bıkmadan usanmadan kapılarda bekleşen, günaydın deme hevesindeki ışık dolu gözlerinle yüreğimin bir yerinde yaşayacaksın.&lt;br /&gt;Ve hep öyle duru ve hep öyle masum kalacaksın içimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey çocuk, şimdi iyi duy beni, bütün yüreğinle, kelimelerimin savurduğu hakikat ifadelerine ver kulaklarını. Herhangi biri değilsin sen, öyle sıradan, öyle alelade değilsin. Seni bir inci tanesi bildim hep, en kıymetli mücevherlerin derildiği.&lt;br /&gt;Koca koca çınarların filizi bildim, dalları bulutlara uzanan.&lt;br /&gt;Ve kışın en çetin zamanlarında bir kardelen çiçeği bildim, baharın müjdesini veren.&lt;br /&gt;Emanet alınmış bir gelecek bildim, memleket türküleriyle büyütüp, ana gibi, baba gibi, can gibi vatanını sevesin diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir yanın güçlü hep,bir yanın dik, gururlu….&lt;br /&gt;Herkesin zamanın bir yerinde, yolunu şaşırmış giderken kaybetme mevsimine doğru, karşılarına dimdik çıkıp, dönün geriye diyebilen.&lt;br /&gt;Herkesin doğruyla yanlışı birbirine karıştırıp, yalanlar etrafında ömür tükettiği bir yerde, güneşin aydınlığı gibi gerçekleri ortaya koyabilen.&lt;br /&gt;Ve herkesin umudunu kaybedip, hayatı gölgeler arasında yaşadığı bir demde, yarınların aydınlık iklimini duyurabilen.&lt;br /&gt;İşte böyle güçlü, dik, cesur.&lt;br /&gt;Ama toprak gibi yine de, herkese can olabildiği halde başı göklerde değil, mütevazi işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair dualarını işit çocuk.&lt;br /&gt;Hani diyor ya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleket isterim&lt;br /&gt;Toprak yeşil, gök mavi, tarla sarı olsun&lt;br /&gt;Kuşların, böceklerin diyarı olsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleket isterim&lt;br /&gt;Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun&lt;br /&gt;Kış günü herkesin evi barkı olsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleket isterim&lt;br /&gt;Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun&lt;br /&gt;Olursa bir şikayet ölümden olsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amin diyelim beraber&lt;br /&gt;Beraber büyütelim bu memleketi&lt;br /&gt;Beraber yeşersin umutlar, yarınlar birlikte kurulsun. Sen başardıktan sonra hayallerini birer birer, varsın unutulmak benim ödülüm olsun.&lt;br /&gt;Varsın unutulmak benim ödülüm olsun.&lt;br /&gt;Varsın unutulmak benim ödülüm olsun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-4785948930360069393?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/4785948930360069393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/ey-cocuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4785948930360069393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4785948930360069393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/ey-cocuk.html' title='Ey Çocuk'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SpUBlN7YFpI/AAAAAAAACFE/bJd57SbqtC0/s72-c/sokakocuudr2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-805759077867478898</id><published>2009-08-22T13:52:00.002+03:00</published><updated>2009-08-22T14:02:37.115+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyan Yazıları'/><title type='text'>Her Şeye Rağmen Bizdeki Ramazanlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/So_QEn6b2JI/AAAAAAAACE8/oJ2ppZsfwYQ/s1600-h/onbir_ayn_sultan_ramazan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372741658328422546" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 136px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/So_QEn6b2JI/AAAAAAAACE8/oJ2ppZsfwYQ/s200/onbir_ayn_sultan_ramazan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir başkadır bizim dünyamızda Ramazan ve oruç. O, gelirken yolu gözlenen nazlı bir misafir gibi gelir; giderken de —bayramlar muvakkaten sînelerimizi serinletebilir— içimize bir gurub burukluğu salar öyle gider. Ramazan, bizim dünyamızda o kadar sıcak, o kadar candan ve o kadar bizimle uyuşmuştur ki, onu her misafir edişimizde, bin seneden beri gele-gide, millî töre, millî kültür ve millî karakterimizle kaynaşmış, bütünleşmiş, bizimle içli-dışlı olmuş bir kardeşle, bir arkadaşla karşılaşıyor gibi oluruz.&lt;br /&gt; &lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Millet olarak hemen her Ramazanda, kendimize ait bir derinliği yeniden keşfediyor olmanın sevinç ve inşirahıyla âdeta bir milat yaşar; hayata baştan başlar ve Ramazanı, özündeki ruh ve mânâ itibarıyla tam kavrayabilmişsek gençleşir, dinçleşir ve Hakk'a kulluğa bir kere daha "vira bismillâh" deriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazanda bizim dünyamız, onu sahiplenen talihli insanların çehrelerinden mâbetlerin nûrefşân harîmlerine, minarelerdeki pırıl pırıl mahyalardan bizi gökler ve gökler ötesi ziyâ kaynaklarına bağlayan gönüllerimizdeki aydınlığa kadar her şeyiyle âdeta bir renk ve ışık ülkesidir. Hele mübarek gün ve gecelerde bu ziyâ ve renk diyarı, öyle büyülü bir hâl alır ve ülfetle bütün bütün kör olmamış gözlere öyle şehrâyinler öyle şehrâyinler gösterir! Bu dünyada, günün hemen her saatinde, farklı bir mânâ ile ışıldayan yuvalarımızdan, inanan sakinleri sayesinde daha çok cami revaklarını andıran çarşı-pazarlarımıza, her biri birer mâbet koridoru gibi sırlı ve derin sokaklarımızdan tesbih ve tehlillerle inleyen ibadethanelerimize, mâbetlerdeki his ve heyecan tufanından mü'minlerin o sarmaş-dolaş hâllerine kadar hemen her şeyde, insan âdeta ötelerin güzelliklerini temâşâ ediyor ve firdevsî mûsıkîler dinliyor gibi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinin gönüllerde kendini tam hissettirmesi; hayatın iman, mârifet, muhabbet ve rûhanî zevklere bağlı sürdürülmesi bu mûsıkînin temel unsurlarıdır. Hayatlarını bu unsurlarla mânâlandırabilenler, kendilerini öyle bir zevk u şevk zemzemesi içinde bulurlar ki, dahasını tasavvur etmek mümkün değildir. İsterseniz siz buna, yürekten Hakk'a yönelen kimselere, O'nun tarafından bahşedilmiş avans ya da inanmanın özündeki Cennet çekirdeğinin bir tür duyulup hissedilmesi de diyebilirsiniz.. asıl elemsiz lezzet ve mütemadî hazza gelince, onların yeri burası değildir; onlar kalb selâmetiyle son durağa ulaşmış ruhlara, Allah'ın sürprizleri olarak sunulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazanda ve hele bizim ülkemizdeki Ramazanlarda, inanmış sînelerden kopup gelen, mâbetlerde yankılanıp sokak, çarşı-pazar her tarafa ulaşan tekbirler, tehliller, temcitler, gönülleri öylesine rikkate getirir, öylesine yumuşatır ve onları öylesine bütünleştirir ki; kaderin bu talihli bendeleri sayesinde herkes, âdeta ülkenin bir baştan bir başa pek çok köşesi, maksûresi, mahfili bulunan büyük bir mâbede dönüştüğünü, genç-ihtiyar, kadın-erkek, köylü-kentli bütün insanımızın da bu geniş caminin cemaati hâline geldiğini sanır. Öyle ki o, bu engin mülâhazalarla sıçrayıp bir adım daha atıverse, bütün yeryüzünü bir mescit, Kâbe'yi bir mihrap, Ravza'yı bir minber ve umum ehl-i kıbleyi de bu geniş mâbedin cemaati gibi tasavvur ederek, Hz. Ruh-u Seyyidi'l-Enâm'ın arkasında namaz kılıyor olmanın zevkini duyabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte her şeyin bu ölçüde zaman ve mekânüstü bir derinliğe ulaştığı ve her anın ayrı bir "eşref saat" seviyesine yükseldiği Ramazan ve ondaki bütün dakikalar; hususiyle Rabb'e yürüme ve yükselme rıhtımları, rampaları sayılan sahur, iftar ve teravih vakitlerinde her hareket ve davranış öyle büyülü bir hâl alır ki; âdeta gökler ve gökler ötesi âlemlerin ışıkları, sesleri başımıza dökülüyor gibi olur ve bize kendi tesbih, tehlil ve hamd ü senâlarımız içinde, annelerimizin yüreklerinden kopup gelen ninniler kadar içli ve sıcak, meleklerin tazim ve tebcilleri kadar da derin ve mehîp mülâhazalardan ne büyülü mazmunlar fısıldar..!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada bizim Ramazanlarımız kadar -şimdilerde biraz hüzünlü, biraz buğulu olsa da- füsunlu, derin ve geceleri ayrı bir şölen, gündüzleri de ayrı bir şölen olanını hiç görmedim ve göreceğime de ihtimal vermiyorum. Bizim Ramazanlarımız -semavî özü mahfuz- örf ve âdetlerimizden aldığı farklı renk, farklı desen ve farklı ışıklarıyla, yirmi dört saatimize kendi boyasını çalar, bize kendi şivesini meşk ettirir ve saygıyla harîmine girenlere günün her saatinde ayrı bir gök davetiyesi sunar.. ve hele tamamen Ramazanlaşanlar için o, öyle büyülü bir edaya bürünür ve öylesine uhrevîleşir ki, onun bu sihriyle büyülenmiş kıvamında bazı ruhlar, kendilerini "yemez-içmez, göz açıp kapayıncaya kadar olsun Yaradan'a muhalefet etmez" çerçevesiyle ifade edeceğimiz semâvîler arasında sanırlar. Gerçekten de onların üzerlerinden zaman geçer mi-geçmez mi o ayrı bir konu; ama bu talihlilerin kendilerinden geçip hayret yaşadıkları açıktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman ve herkes için olmasa da, bizim dünyamızdaki bu derin Ramazanlarda, köylerin-kentlerin sınırları bütünüyle silinir gider, topyekün ülke büyük bir mâbedin veya geniş müştemilatlı kompleksin muhtelif hicirleri, maksûreleri, mahfilleri ve sofalarıymışçasına bir bütünlük arz eder; arz eder de kendimizi ülke çapındaki büyük bir cemaatin safları arasında sanır; onların soluklarını duyar gibi olur.. onlarla aynı şeyleri mırıldanır.. aynı havaya dem tutar.. aynı his tufanını yaşar.. ve hayallerimizin vüs'ati ölçüsünde bazen ta "Mele-i A'lâ"da göklerin sırlarına açık ruhlarla saf birliğine erer; hem öyle bir erer ki, bir hamle daha yapıp sıçradığımızda, ebedî hayatın "hay-hûy"unu duyacakmış gibi oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazanı, tam Ramazanlaşıp kendi derinliğiyle duyabildiğimiz ölçüde, bütün benliğimizi bir yumuşaklık, bir sıcaklık sarar.. her yanımızda tatlı tatlı duygu meltemleri esmeye başlar.. ve o, aşina olduğumuz bir nefes gibi bize aşk u vuslattan neler neler söyler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Ramazanlarımızda, hiçbir zaman tamamen dinmeyen bir uhrevîlik heyecanı çağlar; gecelerin esâtîrî güzelliklerinden, seherlerin sihirli dakikalarına; gündüzlerin Ramazanlaşmış çehrelerinden gurubların rü'yet yamaçlarını hatırlatan renklerine kadar her an ayrı bir duygu tufanı köpürür durur: Seherler, o kendilerine mahsus büyülü ve mahrem edalarıyla bizlere, arzu ve ihtiyaçlarımızın yerine getirileceği koyları gösterir.. ve oralara ulaşma yollarını fısıldar. Gündüzler, hemen her zaman canlı, fakat yumuşaklardan yumuşak, bir hayli sesli, ama sımsıcak bir esintiyle gelir, bizi kucaklar, en az günde beş defa namaz ve niyazdan fışkıran bir lezzetle kendilerini hissettirir, sonra da gurubun tüllenen renkleri arasında henüz bitmemiş bir faslı, daha sonra gelip tamamlama vadiyle son gülücüklerini başımıza boşaltır öyle giderler. Akşamlar, her zaman bir şölen ihtişamıyla ufukta belirir, hem beden hem de ruhlarımıza ait iç içe işlerle alâkalı bir sürü telaşla kendilerini duyurur, her yanımızı iftar ve teravih heyecanıyla sarar, bize gizli bir âlemin kapısının önünde bulunduğumuzu ihsas eder, gönüllerimize aşk kıvılcımlarının yanında vuslat heyecanları da üfler ve ruhlarımıza mü'mince yaşamanın bütün zevklerini duyururlar. Geceler, bir sessizlik büyüsüyle ufkumuzu tutar, bize Yâr'la halvet olma duygusunu fısıldar, aşkın yaşama yollarını gösterir ve duyabilenler için Cennet nağmelerinden besteler sunarlar. Bizler her zaman, gecelerin ne dediklerini anlamasak da, onlar hep bir şeyler söylemeye devam ederler. Bu sözler, bazen halka halka birbirine eklenerek öyle edalara ulaşır ki, bütün bütün kör ve sağır olmayanlar, bu harfsiz ve kelimesiz hutbeler karşısında dillerini tutar, hayret murâkabesine dalarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim hislerimiz, bizim düşüncelerimiz Ramazana bağlı olarak değişip derinleştiği gibi, Ramazan da, bizim hülyalarımız ve bizim tasavvurlarımızla farklı mânâlara, farklı muhtevalara ulaşır ve hislerimizin, fikirlerimizin derinliğiyle mebsûten mütenâsip (doğru orantılı) o kadar beliğ şeyler söyler ki, onun îrad ettiği o muttasıl hitabeleri, hiçbir hatip, hiçbir edip, hiçbir mütefekkir ve hiçbir filozofun eserinde görmek mümkün değildir. Ne var ki, onun bu derin ve muhtevalı sözlerindeki inceliği kavramak için de İslâm'ın dilini anlamaya ihtiyaç vardır. Bu dili tam anlayabildiğimiz takdirde Ramazan, gecesiyle-gündüzüyle, orucuyla-teravihiyle o kadar gönüllerimize nüfuz eder ve benliğimize işler ki, ruhumuz ondaki derûnî sesleri-solukları, minarelerden yükselen ezan ve temcitler gibi duymaya başlar; başlar da artık his, şuur ve hülyalarımızdan örülmüş böyle bir dünyadan ayrılmayı asla düşünmeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde, doğrudan doğruya böyle bir Ramazanın aydınlık ikliminden mahrum bulunsam da, pırıl pırıl ışıklarıyla âdeta gökyüzünü andıran cami çevrelerini, Ramazana hoş-âmedî etme mânâsında, minarelerde mahyalaşan mü'min duygularını, mâbetleri tıklım tıklım dolduran mü'minlerin nûrefşân simalarını, samimane gürleyen sînelerini, heyecanla atan nabızlarını tahayyül edebiliyorum. Ramazanlaşan insanların güvenle tüllenen çehrelerini, kimseden esirgemedikleri o sımsıcak bakışlarını, çevrelerine yağdırıp geçtikleri tebessümlerini, herkese açık ve sıcak tuttukları gönüllerini, iyilik hislerini, mü'mince tavırlarını hayalimde canlandırıp onların duygularını paylaşabiliyorum.. bin seneden beri devam edegelen inanç, anlayış, duygu, düşünce ve telâkkilerimizden süzülüp; örf, âdet ve törelerimizin potasında yoğrula yoğrula bugünkü kıvamına ulaşmış kültür zenginliklerimizin temsil edildiğini görür gibi oluyor ve kendimi rahatlıkla bir sahur misafiri, bir iftar davetlisi gibi düşünebiliyorum.. derin bir ibadet neşvesi içinde camiye giden dırahşan çehreleri, şadırvanların başında uhrevîliğe hazırlanan o heyecanlı ruhların "hay-hûy"larını ve kullukla iki büklüm olmuş bu tertemiz insanların niyetlerini sezebiliyorum.. evet, Türkiye'de Ramazanlaşan herkesi ve her şeyi, kendine has şivesi, kendine has üslubuyla tasavvur edebiliyor ve tamamen uhrevîleşen o atmosferi bütün zenginlikleriyle duyabiliyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsteyen Ramazanda dahi kinle-nefretle oturup kalksın, isteyen iman ve İslâm gerçeği karşısında bulantılar yaşasın, isteyen ışığa lânetler yağdırsın, isteyen sevgiye, diyaloga, hoşgörüye savaş ilan etsin, Ramazan bütün ışığı ve bütün büyüsüyle bize kendi sesinden, millî törelerimizi, mânevî zenginliklerimizi duyurmakta; duyurup aç gönüllerimizi en bereketli semavî sofralarla doyurmakta, en karanlık ruhlara karşı dahi hep açık durmakta ve gölgesiyle kinlerimizi, nefretlerimizi eriterek ruhlarımızı uhrevî esintilerle serinletmeye devam etmektedir. Şu anda bir baştan bir başa bütün ülkede sadece o, kalıcı bir şeyler konuşuyor ve herkes onu dinlemeye koşuyor. Mâbetler onu terennüm eden bülbül sesleri ve bu seslerin meftunu heyecanlı gönüllerle dolup taşıyor. Kubbelere çarpıp akisler yapan ve minarelerden taşıp ta gök kubbeye ulaşan bin senelik sesimiz-soluğumuz bir kere daha arzdan semaya yeni bir sağanak töresi peşinde. Biz, Ramazanı bütün benliğimizle duymaya çalışıyoruz; o da bize, en içli, en duygulu, en derin anlarıyla kâse kâse sevgi, alâka ve heyecan ikram ediyor.. gönül açlığımıza salkım salkım ümit ve emeller sunarak bütün mağmum yüzleri güldürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itibarla da, Ramazanın bizi terk etmesini hiç istemiyoruz; biz istemiyoruz ama, bir bir gelen her şeyin sırası gelince bir bir gittiği gibi, o da aramıza sevindiren bir konuk olarak gelip bir müddet kaldıktan sonra, bir misafir gibi de ayrılıp gidiyor.. ve ardından da bu muhteşem ayın bütün vâridâtına vâris-i has olarak bayram geliyor...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-805759077867478898?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/805759077867478898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/her-seye-ragmen-bizdeki-ramazanlar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/805759077867478898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/805759077867478898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/her-seye-ragmen-bizdeki-ramazanlar.html' title='Her Şeye Rağmen Bizdeki Ramazanlar'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/So_QEn6b2JI/AAAAAAAACE8/oJ2ppZsfwYQ/s72-c/onbir_ayn_sultan_ramazan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-2637863251863751906</id><published>2009-08-19T00:00:00.000+03:00</published><updated>2009-08-19T00:00:00.847+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mehmet sari'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>Senin Sevdan Hiç Bitmeyendi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE8bhGSDDI/AAAAAAAACEs/QAdNzjggZgE/s1600-h/ogluma.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 194px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368638674241195058" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE8bhGSDDI/AAAAAAAACEs/QAdNzjggZgE/s200/ogluma.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Sarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;-oğlum Nejat'a-&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sesinin kulağıma her gelişinde&lt;br /&gt;çırpınır bütün denizler gözlerimde,&lt;br /&gt;Bütün dağlarda volkanlar patlar,&lt;br /&gt;Dalgalanır gökte yıldızlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her dalganın kaynağı&lt;br /&gt;ve her yangının ocağı&lt;br /&gt;yaralı yüreğimdir benim.&lt;br /&gt;Sana&lt;br /&gt;her dokunamayışta&lt;br /&gt;kahrolur, kanar ellerim...&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın her anında&lt;br /&gt;seninle olmak,&lt;br /&gt;Suların her damlasında&lt;br /&gt;taşıp dolmak seninle,&lt;br /&gt;Muhakkak ki sen&lt;br /&gt;evrenin&lt;br /&gt;en güzel verisisin...&lt;br /&gt;Öldürenimsin&lt;br /&gt;ve yeşertensin yeniden beni.&lt;br /&gt;Tatlı bir ağıtsın dilimde,&lt;br /&gt;Sevdasın kavuran yüreğimi...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-2637863251863751906?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/2637863251863751906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/senin-sevdan-hic-bitmeyendi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2637863251863751906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/2637863251863751906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/senin-sevdan-hic-bitmeyendi.html' title='Senin Sevdan Hiç Bitmeyendi'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE8bhGSDDI/AAAAAAAACEs/QAdNzjggZgE/s72-c/ogluma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-4557716184780838678</id><published>2009-08-17T00:00:00.000+03:00</published><updated>2009-08-17T00:00:01.085+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hasan Hüseyin Çağıran'/><title type='text'>Bırakmadın</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE5stxme7I/AAAAAAAACEk/CBESjwKus4U/s1600-h/b%C4%B1rakmad%C4%B1n"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368635671167007666" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE5stxme7I/AAAAAAAACEk/CBESjwKus4U/s200/b%C4%B1rakmad%C4%B1n" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Hasan Hüseyin Çağıran&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp sükûn, kalp yorgun, gönül yaralı&lt;br /&gt;Bir seda, bir kelam, söz bırakmadın...&lt;br /&gt;Kalbimin karanlık denizlerinde&lt;br /&gt;Bir rüya,bir hayal,iz bırakmadın...&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Kaybeder kendini karşında gönül&lt;br /&gt;Titrek gözlerime dokunur yaşlar&lt;br /&gt;O tatlı bakışlar...O güzel kaşlar&lt;br /&gt;Ruh revan, kalp heba, öz bırakmadın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kederden kedere koştu kaderim&lt;br /&gt;Bu derdi kimseye anlatamadım&lt;br /&gt;Uğraştım gönle söz dinletemedim&lt;br /&gt;Derdimi dökmeye yüz bırakmadın...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-4557716184780838678?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/4557716184780838678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/brakmadn.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4557716184780838678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4557716184780838678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/brakmadn.html' title='Bırakmadın'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE5stxme7I/AAAAAAAACEk/CBESjwKus4U/s72-c/b%C4%B1rakmad%C4%B1n' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-4577432276841316610</id><published>2009-08-15T00:00:00.000+03:00</published><updated>2009-08-15T00:00:00.952+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Abdulsemet Telimen'/><title type='text'>Bingöl'de Olmalı Şimdi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE3uQeSWOI/AAAAAAAACEc/ZRW-NN6WiD0/s1600-h/Bingol_perisuyu_01.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368633498637850850" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE3uQeSWOI/AAAAAAAACEc/ZRW-NN6WiD0/s200/Bingol_perisuyu_01.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Abdulsemet Telimen&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytan dağlarını mesken tutmalı&lt;br /&gt;Şerafeddin dağlarında çoban olmalı köyümün sürüsüne&lt;br /&gt;Kavala üflemeli türkü tadında&lt;br /&gt;Stresten uzak sade bir hayat&lt;br /&gt;Ekmek elde su gölde yaşamalı&lt;br /&gt;Yüzlerce kez yüz sürmeli toprağına&lt;br /&gt;Şimdi Adaklı’da / şimdi Bingöl'de olmalı&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Doruğuna çıkmalı Akçakara dağının&lt;br /&gt;Darahênê'nin alnındaki onuru okumalı&lt;br /&gt;Oradan seyretmeli Murat nehrini&lt;br /&gt;Buğday / soğan ekmeli ovasına&lt;br /&gt;Cücüğüyle beslenmeli soğanın&lt;br /&gt;Mandıralarda süt ürünleri üretmeli&lt;br /&gt;Şimdi Genç'te / şimdi Bingöl'de olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arıcılık yapmalı papatya çiçekleri arasında&lt;br /&gt;Güneşin doğuşunu seyretmeli Kaletepe’de&lt;br /&gt;Bu doğa harikasındaki hazzı tatmalı&lt;br /&gt;Çadır kurmalı doyulmaz yaylalarında&lt;br /&gt;Deliksiz rüya gibi bir yaşam sürmeli&lt;br /&gt;Şimdi Karlıova'da / şimdi Bingöl'de olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarp ve yüksek bir kayaya tırmanmalı&lt;br /&gt;Kiğı kalesine ulaşmalı zoru başarıp&lt;br /&gt;Nostaljik bir hayat sürmeli eski merkezde&lt;br /&gt;Asaletli tarihini araştırmalı ilçenin&lt;br /&gt;Ve bir hayata demir atmalı oralarda&lt;br /&gt;Şimdi Kiğı'da / şimdi Bingöl'de olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurulmalı heybetli bir dağın yamacına&lt;br /&gt;Keké’yi dinlemeli Servet Kocakaya'dan&lt;br /&gt;Bir hayat adamalı Yüzen ada’nın güzelliğine&lt;br /&gt;Bir çocuğu sever gibi sevmeli oraları&lt;br /&gt;Kana kana yaşamalı her halini coşkuyla&lt;br /&gt;Belki de turizim cenneti olabilecek bir yer&lt;br /&gt;Şimdi Solhan'da / şimdi Bingöl'de olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görkemli dağların arasında yer edinmeli&lt;br /&gt;Gölgesinde saklanmalı meşe ağaçlarının&lt;br /&gt;Kışı kış gibi ve serin karşılamalı yaz mevsimini&lt;br /&gt;Özlüce barajına akmalı Peri suyuna kapılıp&lt;br /&gt;Hayvancılıkla sağlamalı ailenin azığını&lt;br /&gt;Şimdi Yayladere'de / şimdi Bingöl'de olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erzurum / Erzincan / Tunceli illerinin havasını&lt;br /&gt;Aynı anda solumalı / Çat / Pülümür / Tercan ilçesiyle&lt;br /&gt;Sert bir arazide arkadaş edinmeli kayalıkları&lt;br /&gt;Omzuna yaslanmalı Çavuşlu ve Koşan dağlarının&lt;br /&gt;Bir ülkenin yolu bulunmayan yegâne ilçesi&lt;br /&gt;Şimdi Yedisu'da / şimdi Bingöl'de olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyretmeli folklor oyunlarını&lt;br /&gt;Kurbanlık kuzu olmalı Kartal oyununda&lt;br /&gt;Arkadaşlık etmeli şehrin delileriyle&lt;br /&gt;Dörtyol'da her hangi bir çay bahçesinde&lt;br /&gt;Tahta iskemlede kıtlama çay içmeli&lt;br /&gt;Yaşlı bir amcanın tabakasından cıgara sarmalı&lt;br /&gt;En derinlerine dağıtmalı dumanı ciğerlerimin&lt;br /&gt;Tandırda pişen sıcak ekmekten yemeli&lt;br /&gt;Afatlar da vurulmalı vahşi bir güzele&lt;br /&gt;Olmalı şimdi ab-ı hayat başında&lt;br /&gt;Yüz sürmeli toprağına şimdi Bingöl'de olmalı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-4577432276841316610?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/4577432276841316610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/bingolde-olmal-simdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4577432276841316610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/4577432276841316610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/bingolde-olmal-simdi.html' title='Bingöl&apos;de Olmalı Şimdi'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE3uQeSWOI/AAAAAAAACEc/ZRW-NN6WiD0/s72-c/Bingol_perisuyu_01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3080609561460782358</id><published>2009-08-12T09:00:00.001+03:00</published><updated>2009-08-12T09:00:01.891+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='h.nese kocak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>Bir Kütüphanede Yaşayanlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE1V8uxXXI/AAAAAAAACEU/8GlWlxil--w/s1600-h/kitaplik31600x1200.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368630881998167410" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE1V8uxXXI/AAAAAAAACEU/8GlWlxil--w/s200/kitaplik31600x1200.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;H. Neşe Koçak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gelişigüzel sıralanmış kitapların bulunduğu bir kütüphane. Tasnif edilmemiş yüzlerce kitap raflara öylesine bırakılmış sanki. Sanat, siyaset, edebiyat, şiir, felsefe, vs. Sahaflardan alınmış, eli yüzü yırtılmış bakımsız kitapların yanında en çok satanlar listesinde ilk sırada yer alanlar duruyor. Kimi ince kimi kalın, kimi ciltli, kimi eski püskü. Aslında dağınık gibi görünse de kendi içinde bir düzeni var gibi bu kütüphanenin. Bilinmeyen, anlaşılmayan bir düzen. Bu karmaşıklık, bunca çeşitlilik, tarih, edebiyat, kozmopolit bir sürü insanın birlikte yaşadığı bir büyülü şehri hatırlatıyor bana. İnsan yüzlerine, insan hallerine benziyor her bir kitap. Hepsinde ayrı bir ruh, içinde bulundukları zamanda yaşamaya devam ediyor.&lt;br /&gt;  &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;En üstte ilk göze çarpan İskender Pala’nın yorumuyla ve Süheyl Ünver’in nefis desenleriyle “Fatih’in Şiirleri”. Fethin 550. yılı anısına basılmış. Gösterişli kapak açıldıktan sonra fatih değil şair Sultan Mehmet, ya da kendi deyimiyle Avni alıp götürüyor bizi 15. yüzyıla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirminci şiir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Gözümden akan yaş mıdır, kan mıdır?&lt;br /&gt;Leb’in yâdına la’l ü mercan mıdır?&lt;br /&gt;Gönülde ne var ise faş etti göz,&lt;br /&gt;Seni sevdiğim yani pinhan mıdır?”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatihin yanında Tolstoy ve kendini beğenmiş, aristokrat Anna Karenina duruyor. Aralarında yaklaşık 400 yıl uzaklık olsa da şimdi aynı rafta, yan yanalar. Nazan Bekiroğlu, misk, amber, lotus çiçeği ve “İsimle ateş Arasında” kalmış filbahri kokulu Nihade’yi, Anna Karenina’ya takdim ediyor bir köşede:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Hiçbir lügate sığmayan bir berzah gülü, suya şiir yazan bir mürekkep balığıydı o. Onu… Ona verdiğim bitmek tükenmek bilmeyen isimlerle sevdim. Bir yığın koku, şişe, yağ, duman, buğu, is, ışıltı arasında, baharat taciri tekinsiz bir büyücüye benzerken çok sevdim. Onu, her ayrıntıya sirayet etmiş çiçek, baharat ve koku bilgisini bana öğretirken, onun yanında ben bir çırağa dönüşürken sevdim.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sararmış, yıpranmış 1955 tarihli 2. basım başka bir kitapta, bir başka zamanda bir başka kadın, Margerit ya da nam-ı diğer “La dam O kamelya”, Alexsandre Dumas’ın eşliğinde sohbet ediyor diğerleriyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerden uzak bir köşede “Peyami Safa Nazım Hikmet Kavgası”na şahitlik ediyor Ergun Göze. Basım tarihi: 1969. fiyatıysa 10 Lira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstten bir alttaki rafta eski ve siyah ciltli “Kitab-ı Mukaddes duruyor. Bir sahaf dükkânının tozlu raflarından teşrif ettiği kapağındaki farklı imzadan belli. 1949 basımı. 90. surede Musa şöyle yakarıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Ya Rab sen bize mesken idin bütün devirlerde. Dağlar doğmadan önce ve sen yeri ve dünyayı yaratmadan önce, ezelden ebede kadar, sen Allahsın. İnsanı toprağa döndürürsün…”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kırk Ambar’dan seslenen Cemil Meriç Ustanın, yıllar öncesinde milletin ve devletin içinde bulunduğu yakın tehlikeyi anlatırken söylediği sözler hala geçerliliğini koruyor. Basım yılı 1980:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ En büyük tehlike: anlaşamamak herkes bir adaya sürgün. Ve adacıklar arasında köprü yok. Kendi kendine konuşan kırk milyon Robinson. Ve idrakin boğazına sarılan sloganlar. Toplumun yerine namlular konuşuyor yaşamak istiyorsak önce bu kör dövüşüne son vermeliyiz.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemil Meriç’le derin bir sohbete dalan Alev Alatlı “Viva La Muerte” (Yaşasın Ölüm) diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Bürokratik despotizm! Aydınlar devleti! Oligarşi! Silahlı ve silahsız bürokrasinin, mürekkep yalamışların, ‘dışarıdakiler’ üzerindeki Tanrısal denetim tutkusu. Geliştirdikleri grup narsizmi: Kendi düşünceleri kendi duyguları, kendi gereksinimleri dışındaki dünyaları gönülden algılayamamaları. Giyimden damak zevkine kadar kendilerinden olmayanı, onaylamadıklarını, algılayamama, aşağılama, eşyalaştırma, yok sayma tutkusu. Sosyal sadizm.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka sahaf kokulu kitap “Gazap Üzümleri” John Steinbeck’in bağından koparılıp sunulmuş okuyucuya. Basım yılı 1948, fiyatı 250 kuruş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En alt rafta bir yığın farklı Türk ve Dünya klasiği duruyor. Ortalarda, yine sahaftan seçilip sahiplenilmiş, 1964 basımı, tamamı Osmanlıca “Eski Türk Edebiyatında Nesir” yer alıyor. Yazarı, o zamanki unvanıyla İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Müdürü Prof. Fahir İz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1966 basımı sahaf kitabı, “İzahlı Edebi Sanatlar Antolojisi”nin yazarı ise Mehmet Karaca, Saint Benoit Fransız Erkek Lisesi Edebiyat Öğretmeni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kütüphanenin olmazsa olmazı Ferit Develioğlu’ndan baba yadigârı “Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat” biraz yaşlı, biraz buruk, üstten bir alttaki rafta yerini almış beklemekte. Basım yılı 1970.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrvin D. Yalom, “Nietzsche Ağladığında” ondan dökülen cevherleri bir araya getirmiş. Raflarda birbirleriyle tartışan, fısıldaşan, şikâyet eden insanlara dönüp yüksek sesle hitap ediyor en sonunda Nietzsche, son noktayı koyuyor. Oysa bilinmeyi bekleyen kimler kimler vardı daha:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ Sorun bakalım kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur? Ben size yanıtı söyleyeyim: yalnızca sığ zihinli olanlar, yani sıradan insanlar ve çocuklar!.... Tabii acı çekeceksin, görmenin bedelidir bu. Tabii için korkuyla dolacak, yaşamak demek, tehlike içinde olmak demektir. Büyümek zordur!”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılların ardından birbirine seslenen yüzlerce fikir adamı, yazar, şair, hakikatler ve kurgularla örülmüş başka bir boyutta, ortak bir zamanda kâşiflerini bekliyorlar. Kim aralarsa bir kitap kapağını, kim açarsa eskimiş, sayfaları, o girecek başı ve sonu belli olmayan zaman tüneline. Ve başka bir boyutta olağanüstü ruhlarla, tanışma fırsatı bulacak. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3080609561460782358?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3080609561460782358/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/bir-kutuphanede-yasayanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3080609561460782358'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3080609561460782358'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/bir-kutuphanede-yasayanlar.html' title='Bir Kütüphanede Yaşayanlar'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoE1V8uxXXI/AAAAAAAACEU/8GlWlxil--w/s72-c/kitaplik31600x1200.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-1466755004242329659</id><published>2009-08-10T15:48:00.002+03:00</published><updated>2009-08-10T15:54:06.157+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hky'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mehmet Büyükşahin'/><title type='text'>Yusuf'un Muştusu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoAYPQiqvgI/AAAAAAAACEM/FaOc3PMMSfQ/s1600-h/k%C4%B1z+%C3%A7ocu%C4%9Fu"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoAYPQiqvgI/AAAAAAAACEM/FaOc3PMMSfQ/s200/k%C4%B1z+%C3%A7ocu%C4%9Fu" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368317406243110402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Büyükşahin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçsuz bucaksız bir yeşillik içinde meyvelerini kaldıramayan hurma ağaçları… Bu bahçede dolaşan iki kişi… Onlardan biri Yusuf peygamber, diğeri Hatice annemizin sevgili babası Hüveylid… Yusuf peygamber hurma topluyor ve Hüveylid’in eteğine dolduruyordu. Çok yoruldu Hüveylid. Kan ter içinde kaldı. Lakin bir türlü eteği dolmak bilmiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf peygamber, en sonunda irice bir hurma kopardı dalından, onu Hüveylid’in ağzına kendi elleriyle koydu. İşte tam bu sırada bir ses işitti Hüveylid: &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Hüveylid, daha uyanmayacak mısın, sabah oldu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini açınca rüyadan uyandığını anladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Ya Fatıma! Gel hele bir yanıma… Bak sana neler anlatacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatıma yanına geldiğinde Hüveylid’in gözleri güneş gibi parlıyordu. Çok mutlu olduğu belliydi. Fatıma da tebessüm ederek: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Söyler misin neler oldu? Nedir bu mutluluğunun sebebi, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Bir oğlumuz olacak. Bolluk, bereket getirecek evimize. Namı her yerden duyulacak. Onun adını Yusuf koyacağım. Yusuf peygamber gibi olsun huyu da güzelliği de, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatıma sakin bir şekilde dinledi sevgili eşini. Duydukları karşısında çok şaşırmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Sen neler söylüyorsun Hüveylid, diyerek şaşkınlığını dile getirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Sen beni uyandırmadan önce bir rüya görüyordum. Yusuf peygamberle birlikteydim. Onunla bir bahçeye girdik. Hurma topladı. Kopardığı hurmaları eteğime doldurdu. En iri hurmalardan birini ağzıma uzattı. Bir hurma ancak o kadar tatlı olur… Tadı hâlâ damağımda… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem konuşuyor, hem de eşinin gözlerine bakıyordu Hüveylid. Fatıma’nın ilgisizliğine şaşırdı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Ya Fatıma! Sevinmedin mi yoksa, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreği yumuşacıktı Fatıma’nın. Kimsenin üzülmesini istemezdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Cancağızım senin dediklerinin doğru çıkmasını çok isterim. Lakin rüyada görülen hurma kıza işaret eder. Bana kalırsa bir kızımız olacak, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüveylid, kendini salıverdi. Merhamet, dilercesine eşi Fatıma’nın yüzüne bakıp: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Ya Fatıma, babam bana ne der? Halkın içine nasıl çıkarım? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatıma’nın yüreği sıkıştı, gözleri doluverdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Ya Hüveylid, her rüya gerçek olmaz… Kız için de erkek için de hazırlıklı olmak lazım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüveylid, Fatıma’nın yanından ayrıldı. Odada gezindi. Pencereden dışarıya göz attı. Eşinin yanına tekrar döndü. İç çekerek konuşmaya başladı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Biliyorsun kız çocuklarının kaderini. Öz canının parçasını canlı canlı toprağa gömmek ister misin? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—O ne demek Hüveylid? Kız da olsa erkek de olsa ben, onu canım gibi korurum, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüveylid, temiz kalpli, faziletli, güzel ahlaklı bir insandı. Toplumdaki huzursuzluktan rahatsızlık duyuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Ben de senin gibi düşünüyorum, ama gelenekler, görenekler? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatıma kocasına verecek cevap bulmakta zorlandı. Başı arı kovanı gibi uğuldamaya başladı. Çok değişik düşünceler geliyordu aklına. Gözlerine yaşlar indi. Kocasına: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Seni de bir kadın doğurmadı mı, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüveylid, eşi Fatıma’nın yüzüne baktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Doğru söylüyorsun, ama ilk çocuğumun erkek olmasını istiyorum, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatıma, çöl kanunlarını çok biliyordu. Kadının kum kadar değeri yoktu. Çöl erkeği gücünü göstermek için oğul isterdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Sen üzülme Hüveylid. Bak rüyanda Yusuf peygamberi görmüşsün. O, bütün kalpleri yumuşatacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüveylid, hislendi. Korkunç hatıralar geldi aklına. Diri diri kuma gömülen kız çocuklarını düşündü. Başını eğip konuştu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Toplum öyle bozuldu ki kimsede vicdan yok! İnsanlar cahil. Babam benden kendi soyunu sürdürecek erkek evlat bekliyor. O, “Esed’in kız torunu olmuş!” dedirtmez kendine. Kız olursa kendi elleriyle boğar, çukura atar yavrumuzu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Benim içimde bir his var ki bir kızımız olacak. Kalpler yumuşayacak. Çünkü o, bize Yusuf’un muştusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüveylid, eşinin son sözleri üzerine biraz olsun rahatladı. Yorumu beğenmişti. Fatıma’nın yüzüne bakıp gülümsedi... &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-1466755004242329659?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/1466755004242329659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/yusufun-mustusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/1466755004242329659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/1466755004242329659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/yusufun-mustusu.html' title='Yusuf&apos;un Muştusu'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SoAYPQiqvgI/AAAAAAAACEM/FaOc3PMMSfQ/s72-c/k%C4%B1z+%C3%A7ocu%C4%9Fu' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3645424581538576452</id><published>2009-08-08T12:40:00.004+03:00</published><updated>2009-08-08T12:50:19.605+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fatih Mehmet Mirza'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>Tek Söz</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sn1JWvD3MaI/AAAAAAAACD8/9DIauvvHy6w/s1600-h/ikra.jpg"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 132px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367526985834115490" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sn1JWvD3MaI/AAAAAAAACD8/9DIauvvHy6w/s200/ikra.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fatih Mehmet Mirza&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumda, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi.”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;James Allen’ın bu sözünü her okuduğumda inancın vazgeçilemeyecek en ulvi duygu olduğunu hatırlarım. Hayaller ve getirdikleri veya götürdükleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep bir başlangıcı vurgular bu cümle, yaşama atılan ilk adımı, hayata sunulan ilk manayı.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Aşk da böyle bir şeydir. Tıpkı görmeden inanmak, duymadan işitmek, dokunmadan hissetmek, üzülmeden ağlamak gibi. Her şey tek bir söz ile başlar. Sonra bir heyecan ile korku sarar etrafı, saklanmak ister beden, örtülere bürünüp sıyrılmak ister anlamlandıramadığı bu durumdan. Derken günler günleri kovalar çok geçmeden. Kaçmak yoktur artık, sözlere söz eklenir, heyecanın yerini korkuyla karışık aşk alır. Yaşama mana katar bu sözler yaşatana olduğu kadar. Hayat bu sözlerin etrafında şekillenir insanların haberi olmadan. Derken kapılar açılır, nidalar yükselir semaya ve sözler sahip olur yaşanılan bu dünyaya. Artık ortada, korkuya bürünmüş heyacanın yerinde aşk ve sevgi vardır. Bu iki kelime ne kadar da çok yakışır sana bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözler cümlelerden öteye geçer zamanla, yaşatanlar da onlardan yüzlere akar usulca. Ekilen tohumlar meyve vermeye başlar çorak topraklarda. Her tohum büyür büyür ve öyle meyve verir ki, ibret olur bu tohumları taşlayanlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dimdik duruşlar sergiler cümlelere sahip olanlar, yaşlanmayan çınarlar gibi tutunurlar çağrıya. Her ses yeni bir sesi ekler kulağına ve aktarır kalpleri sağır olmamış soluklara. İlerledikçe yaşam birikir cümleleri yüklenen omuzlarda. Taşımakla yorulmaz bedenler, kapanmaz gözler, körelmez kalpler ve silinmez sevgiler. Yaşama mana katar söylenenler haykıran zavallılara rağmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kartopu gibidir sözler. Birbirine kenetlendikçe bir çığ gibi olur gerçekler. İnançtır bunun adı lügatte, serzenişte olanların aksine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylar ayları, yıllar yılları, seneler seneleri, derken çağlar çağları kovalar. Tek sözle başlayan çağrı, fanilerin hayatını şekillendiren bir rehber oluverir birden. Gerçeklerin haykırıldığına inanan, inananları doğurur bünyesinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalı kapılar arkasında başladı her şey, sonra çatılardan haykırıldı gerçekler bugün yüreklerde değerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişi ile başladı her şey, bugün milyonlarca kişide sözler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyecan ve korkuyla başladı her şey, bugün aşk ve sevgi yeşeriyor yüreklerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bir inançlı ile başladı her şey, bugün inançla doluyor her yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tek bir söz ile başladı her şey, bugün sözler sözleri duyunca kifayetsiz kalıyor sözler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek sözdü O, hayat mana katan: "OKU”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3645424581538576452?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3645424581538576452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/fatih-mehmet-mirza.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3645424581538576452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3645424581538576452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/fatih-mehmet-mirza.html' title='Tek Söz'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sn1JWvD3MaI/AAAAAAAACD8/9DIauvvHy6w/s72-c/ikra.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3447427157438479204</id><published>2009-08-05T11:38:00.004+03:00</published><updated>2009-08-05T11:49:55.846+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bekir Bicer'/><title type='text'>Kiraz Çiçeği</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SnlHUcLsQDI/AAAAAAAACDs/BD2dD6hW5UY/s1600-h/kirazcicegi.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 148px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366398847476842546" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SnlHUcLsQDI/AAAAAAAACDs/BD2dD6hW5UY/s200/kirazcicegi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Bekir Biçer&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuktum. Tenha hayâllerin eviydi yüreğim. Bir köy çocuğunun uzak ve büyük şehirlerin ışıklı caddelerini, dükkânların renk renk vitrinlerini, sinemaların afişlerini görme tutkusuyla doluydum. Gelecek zamanın müphem ürpertisinin sislendirdiği güzel yaşam hülyalarıyla hayatın gerçeğinden kopuyordum.&lt;br /&gt;Bu sonsuz ve sınırsız gibi gözüken dipsiz rüyaları bir köy çocuğunun kalbine kim armağan etmişti? Güneş yanığı yüzümü ışığa, kitaba ve kaleme çeviren kimdi sahiden?&lt;br /&gt;  &lt;span class="fullpost"&gt; Elbette ve elbette öğretmenimdi. Evine çeşmeden bakraçla su taşıdığım, şehirden gelince minibüse koşup çantasını kucakladığım, okul çıkışında ödev yapmak için tekrar yanına gittiğim, gazete okuyan ve gazetenin ne olduğunu ilk defa kendisinden öğrendiğim öğretmenimdi.&lt;br /&gt;Antenini pencerenin kornişine bakır bir telle bağladığı radyosunu bana açtırırdı çoğunlukla. Radyoyu pencerenin boşluğuna yerleştirir, istasyon aradım. “Tamam, burası iyi.” derdi. Orası kalırdı. Hafif hüzünlü, aşk, ayrılık ve gurbet şarkıları dinlemeyi severdi. Kimileyin, Emel Sayın, Sezen Aksu, Alpay ve Barış Manço gibi sanatçıların kasetlerinden dinlediği şarkılarla dalar giderdi uzaklara. Alpay’ın Kol Düğmeleri şarkısını boyuna başa sarardı. O şarkıyı ben de ezberlemiştim. Bazı bazı da evinin duvarında asılı bağlamasını getirirdi sınıfa. Papatya tacı gibi dizilmiş dişlerinin arasından “Dağlar seni delik delik delerim/Kalbur alır toprağını elerim” diye sesini bırakıverirdi. Ahenkli ve sözcükleri örselemeyen sesiyle sınıfı sanki bir beşik yapar ve sustururdu herkesi.&lt;br /&gt;Köye gelen o yabancı, beni hayatın yabancısı olmaktan kurtaracaktı. Kalbimi çalacaktı ve bir ömür boyunca çaldığı kalbimi bir daha vermeyecekti. Benim için her zaman şehrin, medeniyetin, kalemin ışıldayan, apak yüzü olacaktı.&lt;br /&gt;Mevsimin rengi atmaya başlamıştı. Yemyeşil çimenler, çılgınca köpürmüş çiçekler ağırdan ağırdan cazibesini kaybediyordu. Yamaçlar soluk bir rengi giyiniyordu. Zülâl öğretmen, tatlı bir yokuşun düzlüğündeki sarı okul binasının önüne topladığı öğrencilere hitap ediyordu. Yumuşak bir rüzgâr esiyordu. Sıcak bir sessizlikle ürperiyordum. Kimsenin çıtı çıkmıyordu. Belki de herkes ürperiyordu. Göndere çekilmek üzere ipini elimde tuttuğum ay yıldızın açılıp kapanması yüzümü bir örtüyor, bir açıyordu.&lt;br /&gt;Zülâl İzmirli birkaç merdiven basamağı çıktı. Yavruağzı üstüne beyaz parçalı yazlık elbisesinin eteği küçük dalgacıklarla salınıyordu. Boyun hizasına kadar inen kısa kesilmiş açık kestane saç telleri de havada uçuşuyordu. Kiraz çiçeği gözleri yüzüne yansımıştı. Ayağına giymiş olduğu turuncu babetlerini yan yana getirdi. Önce öksürdü, sesini akort etti. Boğazında düğümlenen kelimeleri çözmeye çalışıyordu belli ki.&lt;br /&gt;Kesik kesik başladığı konuşmasında yiğin bir ırmak gibiydi. Tatilde kitap okumamızı, dersleri tekrar etmemizi, eğlenmemizi söyledi. Gelecekten bahsetti; öğretmen, kaymakam, subay… Hayâllerden açtı. Hayâl kurmanın ve onun gerçek olmasını istemenin iyi bir şey olduğunu o gün öğrendim. Ve konuşmasının sonuna yaklaştığını anlamıştım. Sesi iyice düşmüştü. Belki, dedi, gelecek sene burada olmayabilirim.&lt;br /&gt;Yüreğim tatile hüzünle çıkıyordu. Sevinç gösterileri, gülmeler, hoplayıp zıplamalar yoktu. Aylardır yanan ilim meşalesi, yine aylarca sönük kalacaktı. Günler geçecek, geceler geçecekti ama ben bekleyecektim. Aydınlık günleri iple çekecektim. O yıl beklemenin de tadı kaçtı. Bilmediğim bir öğretmen gelecekti. Ona alışmaya çalışacaktım sil baştan.&lt;br /&gt;Sarı boyalı okulum daha o andan derin bir sessizliğin, terk edilmişliğin kuyusuna düştü. Okul dört tane duvarın adı mıydı, öğretmen demek değil miydi? Zülâl İzmirli de bir daha gelmeyecekse bizi kim kurtarabilirdi bu yalnızlıktan. Öğretmenin gidişiyle cıvıltıları da susacaktı okul pencerelerinin. Pencereler o günden sonra simsiyah görünecekti gözüme. Simsiyah gözükecek ve bir daha rengini değişmeyecekti. Okulun öğretmen demek olduğunu o zaman anladım. Ve ben okulsuz kalmıştım. Ne yalan söyleyeyim, Zülâl İzmirli’den sonra da bir daha hiçbir okulu sevemedim.&lt;br /&gt;O gittikten sonra radyoda Emel Sayın, “Çoktan unuturdum ben seni çoktan / Ah bu şarkıların gözü kör olsun” şarkısını söylerken, nameler, uçsuz bucaksız bir denizin kumsalına inci tanesi gibi düşmedi. Sezen Aksu’nun “Hadi gülümse” şarkısına rikkat kesilemedim. Bir daha hiçbir öğretmenin, gözlerini örten kâkülünü savurup türkü söylediğini de görmedim. Öğretmenin lojmanına bakraçla su taşıma işini de başkalarına bırakmıştım. Ev ödevlerimi tek başıma yapıyordum. Yine o seneden sonra okula başarısız bir öğrenci olarak devam edecektim.&lt;br /&gt;Zülâl öğretmen, istediği şehre giderken, kalbimi de kendisiyle götürdüğünü bilmiyordu. Ben onun bavuluna gizlice kalbimi koymuştum. İçi hayâl doluydu, sevgi doluydu, şarkı doluydu… Ondan geriye, her sene biraz daha beyazlaşan kiraz çiçeği açmış bir yüz kaldı bana.&lt;br /&gt;Çocuktum. Tenha hayâllerin eviydi yüreğim. Zülâl İzmirli’nin yüreğime katladığı hayâller, yaşamaya mecbur olduğum hayata daima birkaç numara büyük gelecekti. İncinecektim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3447427157438479204?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3447427157438479204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/kiraz-cicegi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3447427157438479204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3447427157438479204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/kiraz-cicegi.html' title='Kiraz Çiçeği'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SnlHUcLsQDI/AAAAAAAACDs/BD2dD6hW5UY/s72-c/kirazcicegi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-8178632022937010085</id><published>2009-08-03T14:33:00.002+03:00</published><updated>2009-08-03T14:38:51.953+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Selim Belviranli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>Filistin</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SnbMIFm3YuI/AAAAAAAACDU/WB8dW4-7cJs/s1600-h/filistin.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 118px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SnbMIFm3YuI/AAAAAAAACDU/WB8dW4-7cJs/s200/filistin.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365700445374735074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Selim Belviranlı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen Tanrı’nın ateşi, Musa’nın amansız asası&lt;br /&gt;Ben Kudüs’ün sürgün mültecisi&lt;br /&gt;Sana Dicle’den selamlar getirmek isterdim&lt;br /&gt;İbrahimi bir nefesle önünde çökmek; &lt;br /&gt;Ve Golon Tepelerinden bir avuç suyla;&lt;br /&gt;Seni kana kana doyurmak isterdim&lt;br /&gt;Selahaddin Eyyubiyi utandırmadan &lt;br /&gt;Yavuz’un kudretiyle sana gelmek isterdim&lt;br /&gt;Ey Filistin!&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Gözyaşımın mübarek ikonası&lt;br /&gt;Süleyman’ın edepli mabedi&lt;br /&gt;Seni unuttuğumu mu sandın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanklar korkutur mu bizi &lt;br /&gt;Taşlarımızla anlatırız aşkımızı&lt;br /&gt;Ey Gazze’nin hasret kokan anası&lt;br /&gt;Kucağını aç sana geliyorum&lt;br /&gt;Korkmadan utanmadan &lt;br /&gt;İliklerime kadar aşk ile &lt;br /&gt;Allahtan sonra adını anarak sana geliyorum&lt;br /&gt;Ve haykırıyorum&lt;br /&gt;Çıldırasıya haykırıyorum adını &lt;br /&gt;Son nefesimi de sana tüketiyor&lt;br /&gt;Kucağında ölüyorum..&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-8178632022937010085?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/8178632022937010085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/filistin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8178632022937010085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/8178632022937010085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/08/filistin.html' title='Filistin'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SnbMIFm3YuI/AAAAAAAACDU/WB8dW4-7cJs/s72-c/filistin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3803074199436616375</id><published>2009-07-31T17:32:00.004+03:00</published><updated>2009-07-31T17:41:53.354+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeliz şenay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>Rüzgâr Üşüyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SnMCCWueeXI/AAAAAAAACCU/902-B9FvAkw/s1600-h/Yorgun0.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364633820611901810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 148px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SnMCCWueeXI/AAAAAAAACCU/902-B9FvAkw/s200/Yorgun0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt; Yeliz Şenay&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iç hallerimde aşkından azık yiyen ben&lt;br /&gt;bugün,bu hüzün kopardı dağı yerinden&lt;br /&gt;yol dikenle dolu kanadım,&lt;br /&gt;ama dedim,vazgeçme yürümekten.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;yürüdüm,yürüdüm&lt;br /&gt;ay karanlıkta prangaladı bedenimi&lt;br /&gt;sabit kaldım,&lt;br /&gt;ölümü görmeden&lt;br /&gt;ne ileri ne geri gidemem ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dilsizim,körüm&lt;br /&gt;iki parmak arasında kalem&lt;br /&gt;iki dudak arasında kelam gibiyim&lt;br /&gt;yoruldum,&lt;br /&gt;başı kesik mum gibi içime damlamaktan.&lt;br /&gt;bahtından özgürlük uman&lt;br /&gt;köleyim&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3803074199436616375?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3803074199436616375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/ruzgar-usuyor.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3803074199436616375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3803074199436616375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/ruzgar-usuyor.html' title='Rüzgâr Üşüyor'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SnMCCWueeXI/AAAAAAAACCU/902-B9FvAkw/s72-c/Yorgun0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-5112104011521520700</id><published>2009-07-28T11:47:00.002+03:00</published><updated>2009-07-28T11:52:55.474+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet Yılmaz Tuncer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söyleşi'/><title type='text'>Bir Dergi Yönetmeni</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sm6702O9dgI/AAAAAAAACCM/C9yLAsIsQ60/s1600-h/dergilerin+ynt.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363430722830693890" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 143px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sm6702O9dgI/AAAAAAAACCM/C9yLAsIsQ60/s200/dergilerin+ynt.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Ahmet Yılmaz Tuncer&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zamana kaldık dostlar. Bazı şeyler vardır ki, yazılması da, söylenmesi de zordur.&lt;br /&gt;Geçenlerde, abonesi de olduğum, bir dergi yönetmeni, aynı zamanda dergininde sahibi, bana bir ileti gönderdi. Şimdi bu iletiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyor ki : “ Bana, öyle şiirler ve yazılar gönder ki, ben, üzerinde oynayabileyim, değiştirme yapabileyim &lt;span class="fullpost"&gt;Kendisine cevap olarak geri dönüp, cesaretinize hayran kaldım deyince hiç utanıp sıkılmadan : Evet tahmininizden de fazlaca cesarete sahibim diyerek bir cevap yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi işin en acı tarafı böyle bir kişinin ve zihniyetin edebiyat çarkının içinde bulunması ve bir edebiyat dergisi çıkarmasıdır. Ve o derginin önsözünde dergi abonelerinindir.&lt;br /&gt;Bu sayfalarda yer alma önceliği ilk önce abonelerinin türünden de bir ifade kullanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence, bu sayfalarda yer bulmak isteyen, içten ve samimi edebiyat coşkulu kişilere de,&lt;br /&gt;bu teklifin yapıldığı yönünde bir kanı oluşmaktadır. Ne o kişinin, ne de bir başka kişinin böyle bir lüksü asla olamaz . Burası, ne bir kurs alanıdır. Ne de başka bir anlam taşıyan yerdir burası, bir edebiyat dergisinin açık samimi sayfalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, sanıyorum edebiyat dünyasının hemfikir olacağı bir olgudur. Senin ve derginin bir çıkış politikası, bir düşüncesi buna bağlı bir dünya görüşü var ise, yayınlanması isteği ile size gelen ürünleri bu doğrultularda oluşan süzgecinizden geçirip uygun olanları yayınlarsınız, olmayanları da yayınlamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalkıp bunların üstünde oynamak neyin nesi, bu olsa olsa, iyi geçmemiş bir çocukluğun dergi üstünde oyun oynama merakı ile, tatmin edilmeye çalışmasından başka bir şey olamaz. Ve psikolojik açılımların da, üstüne oturan insanı ürperten hayrete düşüren ve edebiyat anlamında bir dizi korkuya yol açan bir davranış biçimidir.&lt;br /&gt;Ne dersiniz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımı bir şiirimle noktalamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAVİ VE ADA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir adanın üstündeyim&lt;br /&gt;Bakıyorum sana&lt;br /&gt;Mavi mavi&lt;br /&gt;Bir adanın üstündeyim&lt;br /&gt;Seni düşünüyorum&lt;br /&gt;Mavi mavi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-5112104011521520700?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/5112104011521520700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/bir-dergi-yonetmeni.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5112104011521520700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5112104011521520700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/bir-dergi-yonetmeni.html' title='Bir Dergi Yönetmeni'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Sm6702O9dgI/AAAAAAAACCM/C9yLAsIsQ60/s72-c/dergilerin+ynt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-5722046273868250185</id><published>2009-07-25T00:53:00.003+03:00</published><updated>2009-07-25T01:00:19.274+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hasan Parlak'/><title type='text'>Yazmak Üstüne Düşünceler</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SmoufiAsRSI/AAAAAAAACBw/e8mTl-WEneU/s1600-h/yazar100.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362149425578525986" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 188px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SmoufiAsRSI/AAAAAAAACBw/e8mTl-WEneU/s200/yazar100.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Hasan Parlak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne içtimai mevkide, ne servette gözüm var, tek ihtirasım güzel şiirler söylemektir. Yeryüzünde türküler söylemekle iktifa edeceğim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz hayat şartları ve beşeri arzular bakımından düşünüldüğünde, inanılması güç bir feragati dile getiren bu sözlerin sahibi, Cahit Sıtkı Tarancı’dır. Böyle bir düşünceyi benimseyebilmek her ne kadar kalender bir gönül sahibi olmayı gerektiriyorsa da, sanatçı duyarlılığının varabileceği nokta ancak burasıdır. Çünkü sanat, varlık sebebini paranın kudretine değil yeteneğin gizem ve bereketine borçludur.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Farklı bir ruh hali, engin bir sabır, azim ve inançtır yazmanın mayası. Harfler, kelimeler ve cümlelerin nabzını hissedebilmek, hayali yaşantılarına ortak olabilmektir. Hayatın sahiciliğine hülya değirmeninden su taşımaktır… İnanmak ile kuşkudan kurtulamamak hallerinin bir türlü yenişememe ikilemini sürekli yaşamak, hep, iki arada kalmaktır. Zihinlerde belki bir ikinci defa belirmeyecek, duygularda tekrar yaşanmayacak olanların resimleştirilmesi, renklendirilmesi, seslendirilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak, çaresizliğin bile kalem gücüne nasıl yenik düşürülebileceğinin göstergesi hatta ispatı olmuştur yeri geldiğinde. Bir öyküsünde, yazmasam deli olacaktım cümlesiyle; sarıldığı son çareyi içtenlikle vurgulayan, bir yandan da içinde teselli barındıran bir söylemi dillendirmiştir Sait Faik. Ancak, isyanına kâğıt ve kalemini ortak edip, okurunu da bu olaya tanık tuttuğunda bir nebze huzur bulabilmiştir. Zaten bu hassasiyet nedeniyle kısıtlı bir gücün, cılız bir sesin, bir acizlik halinin inadına o soylu direnç kaleme gelebilmiştir. Başka türlü; doğruluktan, inançtan, insani değerlerden güç alan bir yazarın adaletten yana olan tutumu, nasıl bu denli hafızalarda yer edebilirdi? “Yazmasam” kaygısı yazarın gönlüne düşmese idi; bir dolu yaşanmışlık, unutulma ya da önemsenmeme gerçeğine nasıl bu kadar direnebilir, sayfaların geçmiş zaman aynasında, her okunuşta yeniden, nasıl canlanıverirdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan, kimilerine çekici gelen, hayallerine hep yakın duran, çoklarına da titiz yüzünü göstermeyen bir kavramdır yazmak. Bu yüzden olsa gerek, bazılarının, çok rahatlıkla üstesinden gelinebilir sandığı, ciddiyetini pek idrak edemediği cazip bir uğraşı alanıdır. Mavi boncuk dağıtmakta oldukça cömert bir esin perisi, onların, her zaman pek yakınlarındadır. İçini dökebilmek, derdini paylaşabilmek ya da bilgi ve yeteneğini kanıtlamak isteyen bu insanların iç dünyalarını yansıtma çabalarının kolay ulaşılabilen aracıdır kalem, kâğıt ya da yazı klavyesi… Listesinde yüzlerce yazıların arşivlendiği nice blog sayfaları, kabarık tıklanma sayıları eşliğinde internette arz-ı endam etmekte, edebiyat sahnesi şair ve yazarlarla şenlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu aldanışlardan kendini uzak tutabilmiş insanlar vardır. Yazmaktan önce bilgeliğin hayat damarı olan okuma ve düşünmeyi ilkeleri arasına almış, ne yaptığını bilen kimselerdir onlar. Bir yazıda saklı olan ruhu, kendine özgülüğü ve yazarının cümlelere karışmış varlığını sezebilirler. Sadece doğru kullanılmış yazım kurallarının, bir edebi metne sıcaklık, hatta kişilik katamayacağının şuurundadırlar. Onlar yazının, yazı da onların dostlarıdır artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-5722046273868250185?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/5722046273868250185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/yazmak-ustune-dusunceler.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5722046273868250185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/5722046273868250185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/yazmak-ustune-dusunceler.html' title='Yazmak Üstüne Düşünceler'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SmoufiAsRSI/AAAAAAAACBw/e8mTl-WEneU/s72-c/yazar100.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3958572181701008479</id><published>2009-07-22T13:10:00.003+03:00</published><updated>2009-07-22T13:25:03.871+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ölüm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edb'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemal özer'/><title type='text'>Kemal Özer'in Ardından</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Smbo6CzoWjI/AAAAAAAAB_k/Coqn1l6Mabk/s1600-h/kemal%C3%B6zer.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361228490314635826" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 144px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Smbo6CzoWjI/AAAAAAAAB_k/Coqn1l6Mabk/s200/kemal%C3%B6zer.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şairi an-la-manın en iyi şekli şiirlerini okumak olsa gerek. Bir ömrün hesabını kapatıp adını mezar taşından gayrı bir çok gönle yazdırmayı bilen şair için yapılacak en güzel işlerdendir onu okumak. Bu maksatla şair Kemal Özer büyüğümüzün ardından onu anmak maksatlı birkaç şiirini okuyalım istedik:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AĞIT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;annem mi bir kadın&lt;br /&gt;geciken bir kadın gece yatısına&lt;br /&gt;ölüm kendini göstereli babamın saçlarından&lt;br /&gt;günübirlik bir kadın&lt;br /&gt;üsküdar'la istanbul arasında&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;babamdı sakalıydı babamın&lt;br /&gt;bir akşam göle batırdı&lt;br /&gt;çıkmamak üzere bir daha&lt;br /&gt;hepsi de ekmek kokardı&lt;br /&gt;sayısı unutulan parmaklarının&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akşam bir attır bütün ülkelerde&lt;br /&gt;serin esmer bir attır&lt;br /&gt;terkisine çocukların bindiği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR YER VAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağaçsız, gölgesiz bir yer var&lt;br /&gt;İçinde gezdiğim;&lt;br /&gt;Ayaklarım, ellerim dünyadayken&lt;br /&gt;İçinde olduğunu hissettiğim.&lt;br /&gt;Bir yer var;&lt;br /&gt;İçinde olduğum halde&lt;br /&gt;Nerde olduğunu bilemediğim,&lt;br /&gt;Hududunu göremediğim.&lt;br /&gt;Bir yer var;&lt;br /&gt;Ben uyuyunca uyuyan,&lt;br /&gt;Uyanınca uyanan,&lt;br /&gt;Benimle birlikte yürüyen.&lt;br /&gt;Bir yer var;&lt;br /&gt;İçinden insana sesler gelen,&lt;br /&gt;Benimle konuşan, dertleşen&lt;br /&gt;Halimizi bilen ve gülen.&lt;br /&gt;Ağaçsız, gölgeliksiz bir yer var&lt;br /&gt;Benimle birlikte büyüyen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair Kemal Özer'e Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz... &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3958572181701008479?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3958572181701008479/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/kemal-ozerin-ardndan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3958572181701008479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3958572181701008479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/kemal-ozerin-ardndan.html' title='Kemal Özer&apos;in Ardından'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/Smbo6CzoWjI/AAAAAAAAB_k/Coqn1l6Mabk/s72-c/kemal%C3%B6zer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-3792556469427196693</id><published>2009-07-20T18:33:00.005+03:00</published><updated>2009-08-05T11:56:18.532+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dergi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edb'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='duyurular'/><title type='text'>İDAkörfez Fanzin Yayın Hayatına Başladı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SmSQL7WGyKI/AAAAAAAAB_c/Gqewg1R0PU4/s1600-h/daktilo.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 167px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360567991061104802" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SmSQL7WGyKI/AAAAAAAAB_c/Gqewg1R0PU4/s200/daktilo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Şair dostumuz Ahmet Yılmaz Tuncer'in yönetmenliğini üstlendiği İDAkörfez fanzin yayın hayatına başladı. Tümüyle şiire yönelik olan fanzin aylık olarak yayımlanacak. Çalışmalarını değerlendirmek isteyenler ve ayrıntılı bilgi almak isteyen edebiyatseverler için e-posta adresi:&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:idakorfez@gmail.com"&gt;idakorfez@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-3792556469427196693?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/3792556469427196693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/idakorfez-fanzin-yayn-hayatna-baslad.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3792556469427196693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/3792556469427196693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/idakorfez-fanzin-yayn-hayatna-baslad.html' title='İDAkörfez Fanzin Yayın Hayatına Başladı'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SmSQL7WGyKI/AAAAAAAAB_c/Gqewg1R0PU4/s72-c/daktilo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1446166969479770492.post-1494605367598385585</id><published>2009-07-11T00:00:00.000+03:00</published><updated>2009-07-11T00:00:01.903+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mehmet sari'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siir'/><title type='text'>Sensiz Geceler</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SkdDt-N9FAI/AAAAAAAAB_M/2Mb-4Hhmlaw/s1600-h/untitled1.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352321139227825154" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SkdDt-N9FAI/AAAAAAAAB_M/2Mb-4Hhmlaw/s200/untitled1.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Sarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-ezo’ya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sensiz gecelerde ışımaz durgun sular,&lt;br /&gt;Ay yükselmez gökte&lt;br /&gt;alıp başını gider yıldızlar.&lt;br /&gt;Ağır bir karanlık dolar gönlüme&lt;br /&gt;uzak bir anımsanışın buğulu gözleri gibi&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;tek renkli bir düş kalır senden geriye&lt;br /&gt;ve yüreğim sisli bir boşluğa düşer,&lt;br /&gt;Sularda şavkındır vuran gözlerime&lt;br /&gt;küllenir ateşi sevdanın yavaş yavaş&lt;br /&gt;üstüme bir mavi hüzün çiseler...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1446166969479770492-1494605367598385585?l=www.viranvebahar.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.viranvebahar.com/feeds/1494605367598385585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/sensiz-geceler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/1494605367598385585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1446166969479770492/posts/default/1494605367598385585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.viranvebahar.com/2009/07/sensiz-geceler.html' title='Sensiz Geceler'/><author><name>Ali Yüksel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14390131532255494941'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_3Shh-iPmSuw/SkdDt-N9FAI/AAAAAAAAB_M/2Mb-4Hhmlaw/s72-c/untitled1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>