Mehmet Büyükşahin
Uçsuz bucaksız bir yeşillik içinde meyvelerini kaldıramayan hurma ağaçları… Bu bahçede dolaşan iki kişi… Onlardan biri Yusuf peygamber, diğeri Hatice annemizin sevgili babası Hüveylid… Yusuf peygamber hurma topluyor ve Hüveylid’in eteğine dolduruyordu. Çok yoruldu Hüveylid. Kan ter içinde kaldı. Lakin bir türlü eteği dolmak bilmiyordu.
Yusuf peygamber, en sonunda irice bir hurma kopardı dalından, onu Hüveylid’in ağzına kendi elleriyle koydu. İşte tam bu sırada bir ses işitti Hüveylid:
—Hüveylid, daha uyanmayacak mısın, sabah oldu!
Gözlerini açınca rüyadan uyandığını anladı.
—Ya Fatıma! Gel hele bir yanıma… Bak sana neler anlatacağım.
Fatıma yanına geldiğinde Hüveylid’in gözleri güneş gibi parlıyordu. Çok mutlu olduğu belliydi. Fatıma da tebessüm ederek:
—Söyler misin neler oldu? Nedir bu mutluluğunun sebebi, dedi.
—Bir oğlumuz olacak. Bolluk, bereket getirecek evimize. Namı her yerden duyulacak. Onun adını Yusuf koyacağım. Yusuf peygamber gibi olsun huyu da güzelliği de, dedi.
Fatıma sakin bir şekilde dinledi sevgili eşini. Duydukları karşısında çok şaşırmıştı.
— Sen neler söylüyorsun Hüveylid, diyerek şaşkınlığını dile getirdi.
—Sen beni uyandırmadan önce bir rüya görüyordum. Yusuf peygamberle birlikteydim. Onunla bir bahçeye girdik. Hurma topladı. Kopardığı hurmaları eteğime doldurdu. En iri hurmalardan birini ağzıma uzattı. Bir hurma ancak o kadar tatlı olur… Tadı hâlâ damağımda…
Hem konuşuyor, hem de eşinin gözlerine bakıyordu Hüveylid. Fatıma’nın ilgisizliğine şaşırdı:
—Ya Fatıma! Sevinmedin mi yoksa, dedi.
Yüreği yumuşacıktı Fatıma’nın. Kimsenin üzülmesini istemezdi.
—Cancağızım senin dediklerinin doğru çıkmasını çok isterim. Lakin rüyada görülen hurma kıza işaret eder. Bana kalırsa bir kızımız olacak, dedi.
Hüveylid, kendini salıverdi. Merhamet, dilercesine eşi Fatıma’nın yüzüne bakıp:
—Ya Fatıma, babam bana ne der? Halkın içine nasıl çıkarım?
Fatıma’nın yüreği sıkıştı, gözleri doluverdi.
—Ya Hüveylid, her rüya gerçek olmaz… Kız için de erkek için de hazırlıklı olmak lazım.
Hüveylid, Fatıma’nın yanından ayrıldı. Odada gezindi. Pencereden dışarıya göz attı. Eşinin yanına tekrar döndü. İç çekerek konuşmaya başladı:
—Biliyorsun kız çocuklarının kaderini. Öz canının parçasını canlı canlı toprağa gömmek ister misin?
—O ne demek Hüveylid? Kız da olsa erkek de olsa ben, onu canım gibi korurum, dedi.
Hüveylid, temiz kalpli, faziletli, güzel ahlaklı bir insandı. Toplumdaki huzursuzluktan rahatsızlık duyuyordu.
—Ben de senin gibi düşünüyorum, ama gelenekler, görenekler?
Fatıma kocasına verecek cevap bulmakta zorlandı. Başı arı kovanı gibi uğuldamaya başladı. Çok değişik düşünceler geliyordu aklına. Gözlerine yaşlar indi. Kocasına:
—Seni de bir kadın doğurmadı mı, dedi.
Hüveylid, eşi Fatıma’nın yüzüne baktı.
—Doğru söylüyorsun, ama ilk çocuğumun erkek olmasını istiyorum, dedi.
Fatıma, çöl kanunlarını çok biliyordu. Kadının kum kadar değeri yoktu. Çöl erkeği gücünü göstermek için oğul isterdi.
—Sen üzülme Hüveylid. Bak rüyanda Yusuf peygamberi görmüşsün. O, bütün kalpleri yumuşatacaktır.
Hüveylid, hislendi. Korkunç hatıralar geldi aklına. Diri diri kuma gömülen kız çocuklarını düşündü. Başını eğip konuştu:
—Toplum öyle bozuldu ki kimsede vicdan yok! İnsanlar cahil. Babam benden kendi soyunu sürdürecek erkek evlat bekliyor. O, “Esed’in kız torunu olmuş!” dedirtmez kendine. Kız olursa kendi elleriyle boğar, çukura atar yavrumuzu.
—Benim içimde bir his var ki bir kızımız olacak. Kalpler yumuşayacak. Çünkü o, bize Yusuf’un muştusu.
Hüveylid, eşinin son sözleri üzerine biraz olsun rahatladı. Yorumu beğenmişti. Fatıma’nın yüzüne bakıp gülümsedi...
0 yorum:
Yorum Gönder