Bir Kütüphanede Yaşayanlar

H. Neşe Koçak

Gelişigüzel sıralanmış kitapların bulunduğu bir kütüphane. Tasnif edilmemiş yüzlerce kitap raflara öylesine bırakılmış sanki. Sanat, siyaset, edebiyat, şiir, felsefe, vs. Sahaflardan alınmış, eli yüzü yırtılmış bakımsız kitapların yanında en çok satanlar listesinde ilk sırada yer alanlar duruyor. Kimi ince kimi kalın, kimi ciltli, kimi eski püskü. Aslında dağınık gibi görünse de kendi içinde bir düzeni var gibi bu kütüphanenin. Bilinmeyen, anlaşılmayan bir düzen. Bu karmaşıklık, bunca çeşitlilik, tarih, edebiyat, kozmopolit bir sürü insanın birlikte yaşadığı bir büyülü şehri hatırlatıyor bana. İnsan yüzlerine, insan hallerine benziyor her bir kitap. Hepsinde ayrı bir ruh, içinde bulundukları zamanda yaşamaya devam ediyor.

En üstte ilk göze çarpan İskender Pala’nın yorumuyla ve Süheyl Ünver’in nefis desenleriyle “Fatih’in Şiirleri”. Fethin 550. yılı anısına basılmış. Gösterişli kapak açıldıktan sonra fatih değil şair Sultan Mehmet, ya da kendi deyimiyle Avni alıp götürüyor bizi 15. yüzyıla:

Yirminci şiir:

“Gözümden akan yaş mıdır, kan mıdır?
Leb’in yâdına la’l ü mercan mıdır?
Gönülde ne var ise faş etti göz,
Seni sevdiğim yani pinhan mıdır?”


Fatihin yanında Tolstoy ve kendini beğenmiş, aristokrat Anna Karenina duruyor. Aralarında yaklaşık 400 yıl uzaklık olsa da şimdi aynı rafta, yan yanalar. Nazan Bekiroğlu, misk, amber, lotus çiçeği ve “İsimle ateş Arasında” kalmış filbahri kokulu Nihade’yi, Anna Karenina’ya takdim ediyor bir köşede:

“Hiçbir lügate sığmayan bir berzah gülü, suya şiir yazan bir mürekkep balığıydı o. Onu… Ona verdiğim bitmek tükenmek bilmeyen isimlerle sevdim. Bir yığın koku, şişe, yağ, duman, buğu, is, ışıltı arasında, baharat taciri tekinsiz bir büyücüye benzerken çok sevdim. Onu, her ayrıntıya sirayet etmiş çiçek, baharat ve koku bilgisini bana öğretirken, onun yanında ben bir çırağa dönüşürken sevdim.”

Sararmış, yıpranmış 1955 tarihli 2. basım başka bir kitapta, bir başka zamanda bir başka kadın, Margerit ya da nam-ı diğer “La dam O kamelya”, Alexsandre Dumas’ın eşliğinde sohbet ediyor diğerleriyle.

Gözlerden uzak bir köşede “Peyami Safa Nazım Hikmet Kavgası”na şahitlik ediyor Ergun Göze. Basım tarihi: 1969. fiyatıysa 10 Lira.

Üstten bir alttaki rafta eski ve siyah ciltli “Kitab-ı Mukaddes duruyor. Bir sahaf dükkânının tozlu raflarından teşrif ettiği kapağındaki farklı imzadan belli. 1949 basımı. 90. surede Musa şöyle yakarıyor:

“Ya Rab sen bize mesken idin bütün devirlerde. Dağlar doğmadan önce ve sen yeri ve dünyayı yaratmadan önce, ezelden ebede kadar, sen Allahsın. İnsanı toprağa döndürürsün…”

“Kırk Ambar’dan seslenen Cemil Meriç Ustanın, yıllar öncesinde milletin ve devletin içinde bulunduğu yakın tehlikeyi anlatırken söylediği sözler hala geçerliliğini koruyor. Basım yılı 1980:

“ En büyük tehlike: anlaşamamak herkes bir adaya sürgün. Ve adacıklar arasında köprü yok. Kendi kendine konuşan kırk milyon Robinson. Ve idrakin boğazına sarılan sloganlar. Toplumun yerine namlular konuşuyor yaşamak istiyorsak önce bu kör dövüşüne son vermeliyiz.”

Cemil Meriç’le derin bir sohbete dalan Alev Alatlı “Viva La Muerte” (Yaşasın Ölüm) diyor:

“Bürokratik despotizm! Aydınlar devleti! Oligarşi! Silahlı ve silahsız bürokrasinin, mürekkep yalamışların, ‘dışarıdakiler’ üzerindeki Tanrısal denetim tutkusu. Geliştirdikleri grup narsizmi: Kendi düşünceleri kendi duyguları, kendi gereksinimleri dışındaki dünyaları gönülden algılayamamaları. Giyimden damak zevkine kadar kendilerinden olmayanı, onaylamadıklarını, algılayamama, aşağılama, eşyalaştırma, yok sayma tutkusu. Sosyal sadizm.”

Bir başka sahaf kokulu kitap “Gazap Üzümleri” John Steinbeck’in bağından koparılıp sunulmuş okuyucuya. Basım yılı 1948, fiyatı 250 kuruş.

En alt rafta bir yığın farklı Türk ve Dünya klasiği duruyor. Ortalarda, yine sahaftan seçilip sahiplenilmiş, 1964 basımı, tamamı Osmanlıca “Eski Türk Edebiyatında Nesir” yer alıyor. Yazarı, o zamanki unvanıyla İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Müdürü Prof. Fahir İz.

1966 basımı sahaf kitabı, “İzahlı Edebi Sanatlar Antolojisi”nin yazarı ise Mehmet Karaca, Saint Benoit Fransız Erkek Lisesi Edebiyat Öğretmeni.

Bir kütüphanenin olmazsa olmazı Ferit Develioğlu’ndan baba yadigârı “Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat” biraz yaşlı, biraz buruk, üstten bir alttaki rafta yerini almış beklemekte. Basım yılı 1970.

İrvin D. Yalom, “Nietzsche Ağladığında” ondan dökülen cevherleri bir araya getirmiş. Raflarda birbirleriyle tartışan, fısıldaşan, şikâyet eden insanlara dönüp yüksek sesle hitap ediyor en sonunda Nietzsche, son noktayı koyuyor. Oysa bilinmeyi bekleyen kimler kimler vardı daha:

“ Sorun bakalım kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur? Ben size yanıtı söyleyeyim: yalnızca sığ zihinli olanlar, yani sıradan insanlar ve çocuklar!.... Tabii acı çekeceksin, görmenin bedelidir bu. Tabii için korkuyla dolacak, yaşamak demek, tehlike içinde olmak demektir. Büyümek zordur!”

Yılların ardından birbirine seslenen yüzlerce fikir adamı, yazar, şair, hakikatler ve kurgularla örülmüş başka bir boyutta, ortak bir zamanda kâşiflerini bekliyorlar. Kim aralarsa bir kitap kapağını, kim açarsa eskimiş, sayfaları, o girecek başı ve sonu belli olmayan zaman tüneline. Ve başka bir boyutta olağanüstü ruhlarla, tanışma fırsatı bulacak.

0 yorum:

Yorum Gönder