Kabuslara Bilet Satılır Sensiz

Leyla Marankoz
Annem de bütün anneler gibi alüminyum tepsilerde pirinç ayıklardı. Garip olmayan, ağdalanmış bir aşinalık armağan ederdi bize her sabah. Her sabah bitmek tükenmek bilmeyen bir şefkat ısmarlardı Rabbine sanki.

Şefkatinin kadife kumaşından ver bana diye ağlayışım boşa değildi. Ben ağladım mı, alnında yürünmemiş sokakların acemilikleri, izlenmemiş gün batımlarının huzursuzlukları belirirdi onun. Çıkıp gidemeyeceği bir mahkûmiyeti vardı bize zannımca. Salata suyuna ekmek banmak kadar çocukçaydı gülüşü. Her zile basışımda kapıyı açacaktı, bilirdim.

Bilmek yetmedi, inanmak istedim o nisandan sonra. Sınanmakla başlayan gurbetimizin bilmem kaçını yüzyılında; sokaklar, evler, ışıklar değişmişken ve kendi haline kalabilen toprak, deniz ve bulutlara bile veda etmişken insan, ben inanmak istedim onun hep orada olacağına. Anne dedim, metresi kaça bu kadife kumaşın? Ses vermedi. Anne dedim, çok yandı soba? Yandı yine gâvur gibi demedi. Uyumak istiyordum sonsuza değin. Günler, aylar, yıllar, asırlarca uyumak… Varsın bir somun ekmeğe sobeleneyim zamana, varsın param geçmeyiversin, ama uyuyayım.

Bu şehir gidilir gibi değil, bu ev, bu sokak. Kâbuslarıma bilet almam gerekse de sınanmak için kalacağım en çok. Âdem kadar şaşıramam elbet, eğri odunları dağda bırakırım en fazla. İhmal edilir gibi değil zira gözlerin anne. Ömrümün balkonlarında bir çiçeğe su vermek kadar sakindir ismin. Bütün bunlara rağmen kanıksayamadığım hayallere iltica ediyorum. Bir insan kaç kere sınanır bilmem ama, ben sınandıkça varlığımın zevaline tanık oluyorum. /şimdi genzine su kaçmış bir hayat yaşadığım/

1 yorum:

  1. yüreğimizdeki sızıların belkide en büyüğü annemden ayrılığımdır. yazı çok güzelll

    YanıtlaSil