Müteşâirlere İyi Bakınız

Müteşâir

Müteşâirlik meselesine devam edelim. Geçen ay ustaların şu müteşâirleri bir türlü sevemeyişlerini yazmıştım. Her röportajda bastıkları vaveylalardan, güzide dergilerimizin hemen hepsinin bir ‘sanal edebiyat’ yahut ‘internet edebiyatı’ dosyası hazırladığını ve bu dosyaların da müteşâir denen insancıkları en azından satır arası ifadelerle aşağıladıklarını söylemiştim. “Sebep” diye sorup bırakmıştım.
Elbette bunları yazarken seviyesizliği savunmuyorum. Edebi eserde kalite mutlaka ön planda olmalı. Yıllarını yazıya vermiş, elli altmış yılını edebiyata bağışlamış insanlara karşı saygısızlık yapmak istemem. Bu söylediklerim tabii ki herkesi kapsamaz lakin bunların da söylenmesi gerekiyor.
Evet soralım sebep?
Bir kere bu işin ticari yanı olduğunu görmeliyiz. Hiçbir zaman sanat sadece sanat için olamamıştır. İnternette şiir siteleri, edebiyat üzerine eğilen küçük yapılar her ne kadar profesyonel işler yapamasalar da bir ihtiyacı karşılıyorlar. Edebiyat okurunun bir kısmı okuma meselesini bu sitelerde gideriyor. Şiir kitabı veya edebiyat dergisi almaya gerek duymuyor. Bu da tabiidir ki kitap satışlarını, dergi tirajlarını etkiliyor. Böyle olunca hazretler bu durumdan rahatsız oluyor ve de rahatsızlıklarını denk geldikleri her yerde döküveriyorlar. Bırakın küçük insanlar(!) küçük işler yapsın(!) Sizler büyük işlerin büyük insanları, büyük sanat icrasına devam ediniz efendim…
Tahammülsüz bir hata kabul etmezlik… Diğer sebeplerden biri de bu! Biraz sivrilen, güzel kitaplar yazan, ortaya iyi eserler koyan insanlar mütevaziliği bir kenara bırakıveriyor. Kendisini dev aynalarında görüp kendinden başkasını tanımaz hale geliyor. Hele bir de etrafında birkaç goygoycusu varsa büsbütün başı dönüyor, bakışları bulanıyor. Başka insanları ayağının altında gezinen haşereler diye ezmeye çalışan bizim büyük edip gayrı şair, yazar tanımıyor. Biraz hemhal olunca ya da samimane verdikleri mülakatlarda gördüğünüz bu yanıyla büyüğümüz tam gaz müteşâirlere tosluyor. Onları ayağının altında dolaşan küçük mahlukat-ı acibeden görüveriyor. Acı!
Bu iyi bir edip tavrı olmaktan öte iyi bir insana dahi yakışmayan bir davranıştır!
Tabi bir de dünyanın gittiği yeri kestirememek var! 1950’lerin dünyasında yaşamıyoruz. Dünya öyle değişti ki! Kitle iletişim araçları hayatımızın her anını sarmış vaziyette. Yirmi yıl değil beş yıl sonrasında bile bu alanda neler neler değişecek bilemiyoruz. Yazı hayatı da öyle! Kağıdın kokusunu inkar edecek değilim ama ileride internetten başka alışveriş yapılacak yer kalmayacak gibi görünüyorken sizin güvendiğiniz muhkem kaleleri yavaş yavaş teknoloji sararken bu ne taassup efendim!
Alem daktiloları müzelere bağışladı üstadım! İsmet Paşa da öldü!
Devam edeceğiz dostlar!..

TANPINAR’IN GÜNLÜKLERİNE DAİR BİR SORU

Malumunuz Ahmet Hamdi Tanpınar’ın günlükleri yayımlandı. Sonra gazetelerin kitap eklerinde bu konuyu gördüm. Dergilerde tartışıldı. Tanpınar şüphesiz büyük bir üstat. Ancak eserleriyle şahsiyetini ayırmak gerektiği kanaatindeyim!
Yazdıklarını okudum sonra da yorum yapan Tanpınar muhiplerini! Tartışmalara sebep olan her ifadesini yaşadığı devre bağlamak, mizacına vermek gibi mazeretlerle savuşturmak bence yanlış. Hal böyle iken sormadan edemedim: Bu adamın mazur görülemeyecek hiç mi yanı yok yani?

VİRAN VE BAHARCILARA BİR MESELE

Güzel gittiğiniz kanaatindeyim ancak bir şey dikkatimi çekti. Edebiyatta aşktan başka konular da var dostlar… Aşk güzel bir şeydir ama her şey midir?
Halil Çağrıoğlu’nu eleştirince Ali Yüksel, Halil’e Şerh diye şiir tadında bir izah yazdı ama bu yine Viran ve Bahar’ı aşk şiirlerinin sarmaya başladığı gerçeğini değiştirmez.
Şiirdeki en çetrefilli konudur aşk ama her daim aşk derseniz pespayeleşirsiniz. Kendinizi farkında olmadan ya basitliğe vurursunuz ya da aynı şeyleri tekrar tekrar sararsınız. İyi bir şair hayatı gözleyen ve oradan çıkardığı küçük ayrıntıları derinlemesine işleyebilen şairdir diye düşünüyorum. Takdir sizin…

28 Şubat'ınız mübarek olsun… 28 Mart'ta görüşmek üzere!

Müteşâirlere iyi bakınız…

Müteşâirimizin ilk yazısı burada

3 yorum:

  1. Tanımlamak istediğim, sürekli dillendirdiğim bir konudur, ünlü yazarların, üstatların toz kondurulmazlıkları… Helal be müteşair iyi yazmışsın! Edebiyatımızda günün kabul edilen üstatlarından biriyle tanıştığımda hayal kırıklığı yaşadım. Yazdıklarıyla yaşamı arasında dağlar kadar fark olduğu hemen anlaşılıyor. Bu tür insanlar okumak için kılıf uydurmaya niyetim yok açıkçası… Öyle bir hal alıyor ki yayın evi sahipleri yazarlarıyla tanışan okurlara şöyle tavsiyelerde bulunuyorlar:

    ‘yazarlarla hayatlarını ayrı tutunuz. Yazdıkları gibi yaşamalarını beklememiz yanlış olur, onlarda insan değil mi ama(!)? ‘

    Ve bu insanlar yola çıkarken ‘ya yazdığın gibi yaşa, ya da yaşadığını yaz’ düsturuyla Mevlana üslubuna benzetmeye çalıştıkları tınılarıyla asılı kalıyorlar… Evet, maddi bir kaygı var ve biz bu kaygıdan uzak olanlar, işte bu yüzden seviyorum bizi

    YanıtlaSil
  2. Allah başka "28 Şubat" göstermesin.

    Bu arada bir soru: Kadınlar aşk şiiri yazamaz derler, neden böyle derler sizce?

    YanıtlaSil
  3. Boyumu aştıysam boğulayım gitsin. Ne yapalım?

    Kadınlar aşk şiiri yazamaz mı? Bilemem. Ben onlara şefkati daha çok yakıştırırım.
    Tabii bir de yoluna ölen değil yoluna ölünen oluyor kadınlar...
    Üzerinde düşünmek lazım galiba...

    Asude, söylemek kolaydır zor olanı yaşamaktır. Burada çok edip kaybediyor maalesef... Şair ruhu çok zaman mücadele insanı olmayı beceremiyor. Söylüyor ama olamıyor...

    YanıtlaSil