Diğer Adı Bahar

Gülden Aras

“Kar idim,senin ışıklarınla eridim.
İçti beni toprak,buğulandı ruhum
Şimdi güneşe yükseliyorum”

Mesnevi’nin diğer adı, heyecan ve kalp çırpıntısı mı? Ruhum dizelerini okurken kıpır kıpır adeta. Canım peygamberimin ruhuna vahiy inerken, onun ”aman kaçacak” heyecanıyla dolu çırpınışları var ya hani; ben de aynen öyle sanki… Manalar dökülüp saçılacak yağmur taneleri gibi, ben de nisan tasıyım; damlalar düşmesin sakın benden başka yere diyen. Sedefim, yağmur benim ağzıma düşsün, incilerden dizeler kalbimde mercan doğursun birer birer diye ağzı açık bekleyen.
O bir mevsim her anı hayat veren, rüzgarı yağmur getiren, dikeni güle çeviren, ekini ekmek eden, suya can veren… O bir ilkbahar nasıl geldiği, nasıl geçtiği bilinmeyen. Bir nefes alımından bile kısacık esip geçen feyziyle ruha sükunet, kalbe coşku, bedene ritim veren. ilkbahar da kainatın kalbi canı, yaşamı değil mi? Öldü zannettiğimiz toprağı dirilten; bağı, bahçeyi yeşerten hep bu ilkbaharlar değil mi?
Bahar bu, ne ağaçların çiçeğinin açışını gözümle görür tutarım, ne de yaprakların hangi çırpıda açılıp yeşeriverdiğini? Bu hızlılığa, bu akışa, bu berekete şaşarım. Ancak derinime çektiğim nefesle bilirim ki mutlak güzellik ondadır. İkindiden akşama dikerim gözlerimi kavaklara, kupkuru dallar yeşerir göverir, serinlik verir. Bir kuşcağıza yuva kesilir. Sabah kalkarım yaz güneşine gölgedir. Hangi arada kaçırdım uçtu gitti adı bahar nazlı güzelim sevgilimi? Oysa bir şarkıda:

"Hani kuşlar ağaçlar bin bir renkli çiçekler,
Nasıl yakalamıştık saçlarından baharı."

diyor ya şair? Her ne kadar baharı saçlarından yakalasa bile o da ‘’hani, nerede?’’ sayıklamasında. Halbuki takvim yapraklarında hayli gün düşüyor nasibine. Onca gün, onca hafta hangi arada akıp gittiler? Kıştan kalan yaralı gönlümün yarasını hangi zaman sarıp geçtiler? Bunu ben dahi bilmem. Bir bahar neden bu kadar kısa sürer ki? Güzelliğinin bunca çok oluşundan mı? Mesnevinin kalbime bir bahar gibi düşmesi bunca bereketli oluşundan, sevincinin de kalbime böyle anlık bir rüzgarmış gibi esti geçti, değdi kaçtı oluşundan mı? Ancak o değişin soğuk güzün önce sararttığı sonra güçsüzleştirip dalından çekip aldığı can yaprağımı bir dokunuşla bana geri getirmesinden mi? Bana hayatı meçhul ve uzak çok uzakmış gibi sayıklayıp durduğum diyarlardan alıp getirişinden mi? Yoksa bana gülü anlatmasından mı? O kadar güzel anlatmasından ki görmeden güle aşık oluşumdan mı? O aşkla gönlümün güle değil de gülün yaratıcısına havalanmasından mı? Gülün yaratıcısına gidecek yolu gösterip de yolculuğumu kolaylaştırmasından mı?

Derdimin ve hastalıklarımın beni boğup öldüreceğini sandığım karanlıklarında kaldığımda ”ab-ı hayat karanlıklarda” diye seslenmesinde, uykulara daldığım katran karası gecelerde “bahar var seher vaktinde goncadan gül açılacak, hey gül yolcusu kalk uyuma!” çağrısını kulağıma fısıldamasından ve beni o çılgın baharın şefkatli kollarına salıvermesinden mi?

Sesimi hiç kimselere duyuramıyorum diye damla damla yaş döktüğüm köşelerde ‘’kendini yalnız mı sanırsın içinde gizli bir sen var ey kapı yoldaşı kendine gel!’’ deyip beni silkip kendime çağırmasından mı?

Canım eridi soldum sarardım ah bu aşkın elinden deyip bir meyhane köşesinde yıkıldığımda ‘’aşk, canınla oynamaktır zaten at kendini toprağa bak nasıl yeşerirsin’’ deyip canımın zerrelerini kara toprağa serpişinden mi?” Neden bahar bana böyle mesnevi?

İçimi alıp da demir ateşlerinde eritip yok eder gibi, güneş batıp da kararan gecede ağaran dolunay gibi, yollarda dilencilik edip dururken her zaman oturup durduğum taşın altından altın definesini çıkarıp buluşum gibi, ezeli yoksulluktan ebedi varsıllığa kavuşur gibi, coşmuş köpürmüş söylenip duran bir gül gibi, kalp gibi, can gibi, ruh gibi, bahar gibi bana mesnevi.

Bir tecelli gibi ateşli, alevli, pırıltılı. Sanki bir gönül sarhoşluğu, sanki bir göç kervanı. Sara yıldızı çöl gecesinin; yol bulduran, iz bildiren. Gönlümün nevruzu,ışığı bereketi gibi bana mesnevi.

Tutamadığım, göremediğim, sevemediğim, saçından tutup yakalayamadığım, ulaşamadığım, ömrümün tek güzeli sevgili gibi, bahar gibi bana mesnevi…

0 yorum:

Yorum Gönder