BaharNedendir bilmem ama şu esrik gönlüm hep bir şeyler bekler. Umudunu hiç kaybetmez. Birileri gelir mi gelmez mi bilmez ama beklemeyi bir erdem bilir ve gönlünde taşır.
Eski zamanları arzular. Bir daha yaşanamayacak ve birçok kahramanı tarafından da unutulmuş zamanları özler. Bir daha asla bir araya gelemeyecek olanları bekler. Fotoğraflara bakıp onların çekildiği zamanları hayal etmeye bayılır. Eski birkaç resmin başında saatlerini harcayabilir. Onlara bakarken bazen kahkahalar atar bazen de buğulanan gözlerine ‘dur’ diyemez ve daha önce defalarca gördüğü fotoğrafların başında ağlar ağlar…
—Geri gelmeyen zamanlara niye dönemez ki insan! —
Birkaç gün önceydi. Yaşları kemale ermeye yakın bir grup insanla mecburi bir seminerde cebren buluştuk. Seminerci bayan herkese birer anket uzattı parlayan gözlerle… Aldık çaresiz. Ve bir soru: Hedefleriniz?
Geleceğe dair, şahsınızla ilgili, gerçekleşmesini can u gönülden istediğiniz ve gayretkeş adımlarla üzerine yürüdüğünüz hedefleriniz… Kadın hayallerimizi, bekleyişlerimizi soruyordu düpedüz!
Ekseriyeti otuzu geçmiş, yarıya yakını da kırkı devirmiş topluluktan birkaç hayal:
“Çocuklara iyi bir gelecek!” Bayan, ‘Ben sizin kendinizle ilgili olanları sormuştum.’ deyince solan güzel bir hayal.
“Milletim adına…” temennisi de az önceki sebepten elendi.
“İmanla kabre girmek!” ‘Muazzam, Allah herkese nasip etsin, ama hayat da güzel be azizim!’ deyiverdim içimden…
Kadın kâğıtlar içinden rasgele birkaçını çekip kâğıdın sahibiyle verdiği cevaplar üzerine konuşmak istiyor ama herkes kaçamak cevaplarla seminercinin sortilerini usta manevralarla savuşturuyor.
Bense o kadar dua ettim ki benim kâğıtcağız çıkmasın diye. Bana sorsa: “Bu cevap neyin nesi?”
“Hık, mık!” Ensemden soğuk bir ter sırtıma usulca akacak, içimden geleni rahatça ifade edemeyeceğim.
Şükür ki benim kâğıdı çekmedi kadın.
Benim, malum soruya cevabımsa, “Bağırmak, daha çok bağırmak” idi.
Bu cevaptan sonra bana “ Birilerine bağırıp çağırmaktan haz duyan sapkın ruh ya da içinde dertleri olup da kimseyle paylaşamayan gariban!” demeyin.
Bağırmaktan kastım, yazmaktır. Daha çok yazmak! Kendimi ifade etmek. İçimden geleni, gönlümden geçeni okunup okunmamasını önemsemeden yazmak!
Beklediklerime, hayal ettiklerime yazmak; beklediklerimi, hayal ettiklerimi yazmak!
Geçmişin solgun yaprakları arasında kalmış dostlukları kâğıt kalemle yeniden diriltmek, onlara vücut vermek. Hayat üflemek bir nevi.
Şu beklediğiniz ama bir türlü gelmeyenler var ya! Size âcizane tavsiyem, eğer içinizdeki heyecanı diri tutmak istiyorsanız, yazın. Eskilere mektuplar, şiirler yazın! Okunmayacağını bilseniz de, beş para etmez deseniz de yazın. O beklediklerinize, gerçekleşmeyen hayallere yazın!
Hayalleri, beklentileri diri tutmanın yegane yolu bu!
Hayalleri soldurmayın!
Öyle demiyor mu şair:
“İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.”
Yaşamak için bağırın azizler, bağırın.
Gayrısına hayat denirse elbet hayattır…