"Şu Bakır zirvelerin ardındanBir süvari geliyor kan rengi
Başlıyor şimdi melül akşamda
Son ışıklarla bulutlar cengi "
AHMET HÂŞİM
Neredeyse, ilk duyuşumda ezberlediğim bir şiirin ilk kıtası. Zamanı, özellikle akşam
vakitlerini; renk, ışık ve hülya ile kaynaştıran unutulmaz mısralar. İlk okuyuşun ahengi ve hatıralarımdaki
tazeliği.
Göklerin türlü hallerini keşfedişim. Başımın üstündeki o enginliğe her bakışta, yeni bir şeyler görmenin
ayrıcalığını buluvermek. Mesela tamamen bulutsuz bir maviliğin, çok sade görünüşü. Gece değildir bahanesiyle ortalarda görünmeyen kaprisli yıldızların bencilliği. Belki bu nedenledir gökyüzünün keyifsizliği.
Bakarsınız, seher vaktinin mahmurluğu vardır üzerlerinde, değmeyin bana dercesine. Bir başka hale
büründüklerinde ise yücelerin yorulmaz, gözü pek, maceracı gezginleri olmuşlardır… Alımlı ve vakarlıdırlar.
Bazen telaş içinde, sedef yumakları birbirlerine karışarak, karmaşalarında bile bir intizam sergileyerek sefer
ettiklerini görürüz. Merak duygularımızı da peşlerine takarak yollarına devam ederler. Yolculuklarının
yönünü izler, nerelere varacaklarını, ne zaman duracaklarını düşünürüz.
Bazen de, onları, bulundukları yerde konaklamış buluruz. Sabırlı bir bekleyişleri vardır ama, ne zaman
ayrılacaklarını kestiremediğimiz göçebelerdir, o halleriyle.
Aşığın, sevdiğine selam gönderdiği güvenilir, halden anlar elçilerdir onlar. Yükleri vardır Hikmet-i İlahi’nin
bahşettiği. Zaman olur rüzgarların kanadında usulcacık iniverir yağmur zerrecikleri, bir serin dokunuş oluverir
yüzlerimize yaz sıcağında bile. “En Sevgilinin” mübarek güzel başını gölgeleyen müşfik bir perde olur, kızgın güneşe
karşı durur bütün narinliğiyle.
Tam tepede, yan taraflarda, ufukta ve bazen gök kubbenin her yerinde sere serpe ve özgürdürler. Dünya yüzünde
olup da, bulutlarda hayat bulmamış hiçbir renk tonu yoktur ayrıca. Işıklarla rastlaştığı her anda, semayı bir masal
şölenine dönüştürürken, sizi hayallerinizin ötesine ulaştırmakta fazla zorlanmazlar. İlahi bir tablonun, ne kadar duracağı
belli olmayan muhteşem tuvali olurlar böylece. Bir taraftan yüce dağların zirvesini kucaklarken, öte yanda, uçak ve
yolcularının altına bir huzur yorganı olarak serilirler.
Bir de, o madalyonun diğer yüzündeki hallerine gelince.. Yukarıdaki tanım ve anlatımların aksine, farklı ve yabancı bir
dünyanın parçası olarak bulursunuz onları. Öfkeden siyaha boyanmış heybetli yüzlerinde, şimşeklerden yıldırımlara bir
gazap köprüsü oluşuverir. İnsanı, hayvanı belki de nebatatı ürküten sağır edici gök gürültülerinin sebebidirler böyle
zamanlarda. Nasıl saklayıp taşıdıklarına akıl erdiremediğiniz yağmurları, olanca hızıyla ve bolluğuyla boca ediverirler üzerimize.
Korkularımızın geri planında hoşgörü ve sevimliliklerini özletirler, aratırlar. Rahmetiyle, gazabıyla Yüce Yaratıcı’nın
kâinat defterinden bir sayfanın cümleleridir onlar. Hep varlar.
Var olacaklar.