Bugün Bir Şairi Uyandırın

Ali Çolak

İnsanların en talihsizi, unutulan bir şairdir. Nerede o nazenin mısralar, hani o yangın, şetâretli duygular; o şiirler nerede? Yazarken ve yaşarken kim ister, kim hayâl eder unutulmayı? Kitaplarının nesli kurusun bir gün, çekilsin ortalıktan, sesi kesilsin...
Hiç yaşanmamış gibi. Hiç acı çekmemiş, hiç sevmemiş, hiç yazmamış; hiçbir el dokunmamış gibi yazdıklarına... Kim inanmak ister böyle bir akıbete...
Heyhat! Edebiyat tarihleri, antolojiler birer şair mezarlığıdır. Ziyaretçisi pek az olan mezarlıklar... Bir antolojinin sayfalarında gezinirken, o kahredici 'unutulmak' duygusu nasıl da gelip bulur insanı. Birer ikişer sayfaya sığdırılmış koskoca ömürler, bitmez acılar, heyecanlar, nâzenin şiirler... Bir gül koparıp geçer gibi bahçeden, her şiirden bir iki dize düşürürsünüz dilinize. Gelirse hatırınıza, hayır dua okursunuz ölmüş ve unutulmuş bir şaire. Şairlerin yaşayanından çok unutulanı vardır...
Ölünce unutulacağını kabullenmek kolay mıdır? "Birden örtülecek önümde dünya / Bir anda silinip yakın uzaklar / Beni tahtalara uzatacaklar; / Bitecek yaşamak bu yarım rüya", "Bir Gemi Yelken Açtı" şairinin, Ali Mümtaz Arolat'ın "Ölüm ve Unutulmak deyişi kadar kolay mı?
Şair! Ne zengindir onun gönlü; ve o ne çaresizdir! Bütün vârını meçhul ve insafsız okurların eline bırakıverir. Kanar ve avunur: "Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş..." Yıllar ve insafsız dünya "sadâ"ları bir bir susturur. Zaman, koparır şiirin gergefini; keser atlastan kumaşın iplerini...
Antolojiye el atıp yoklamalı şairleri bir bir. Ekimdeyiz ya... Ekimde ölenleri uyandırmalı uykusundan Faik Ali Ozansoy'u, M. Seyyit Sütüven'i, Cahit Sıtkı'yı, Asaf Halet Çelebi'yi, Enis Behiç Koryürek'i, İbrahim Alaaddin Gövsa'yı... Birer mısrayı seslendirip şiirlerinden, çıkarmalı onları ölü sayfalar arasından.
Bu ayı, onlara ayırmalı yalnız; ekimde rüyası yarım kalanlara... Sonra ötekilere, başkalarına dokunmalı, uyarmalı, yaşatmalı hepsini...
Siz ister misiniz bir gün unutulmayı? "Ben öldükten sonra eserim kalmış neye yarar?" der misiniz? Demez insanoğlu, diyemez... İçinde tütüp duran 'bekâ' duygusu susturur o cümleyi. Yaşamak, ne pahasına olursa olsun yaşamak istersiniz. Yaşamayı istersiniz ki, kalbinizin bütün esrarını döküverirsiniz ortaya, mahrem olanı gizleme gereği duymazsınız. 'Yarım kalacak' o rüya hep sürsün istersiniz, meçhul insanların elinde. Çoğalsın istersiniz düşleriniz. Öksüz kalmış eseriniz meçhul; ama insaflı gözlerin ışığını görsün, nâzenin ellerde gezinsin, mutlu rüyalara girsin, mesut hânelere konuk olsun istersiniz. Ruhunuzun da onunla insandan insana, zamandan zamana, süzüleceğine inanırsınız.
Unutulsun, adı yoklara karışsın diye kim ne yazar ki... Her kelimesi, yüreğinden kopup gelmiş bir 'oğul' değil midir şairin? Ocağını tüttürecek, sesini kubbelerde çınlatacak bir "oğul"...
Bugün yapacağınız hayırlı işlerden biri de bir şairi uyandırmak olsun. Alın onun şiirlerini, okuyun. Sürdürün yarım kalan rüyasını. Gözlerinizin ışığı okşasın öksüz kalmış mısraları. Bir şairin ruhunu mesut edin bugün. Telefonda, birine okuyun onun şiirlerini. Mektuplarınıza yazın... Ekimde ölmüş bir şairden başlayın; mesela Cahit Sıtkı'dan, Asaf Halet Çelebi'den... Tadına doyulur mu hatırlamanın ve hatırlanmanın!..
"Şimdi dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bizi arayan soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akan suda aksimizden eser yok."
(Cahit Sıtkı)
Ekim 1997