Kapak

  • H. Neşe KOÇAK, BAŞKA BİR YILDIZDA HAYAT'ı yazdı:Kestaneler dikenli kabuklarını terk etmiş yollara atmışlardı kendilerini. Ağaçlardan birer ikişer düşenler yaprak değil, uçuşan kelebeklerdi. Her şey...
  • Bir Gönül İnsanı Portresi/Beyan Yazıları "Gönül insanı, ufku, inancı ve davranışlarıyla tam bir ruh ve mânâ kahramanıdır..."
  • Farklı zamanlarda kaleme aldığı yazıları ülkenin en seçkin dergilerinde yayımlanan Biçer, ismi ve içeriği ile herkesin dikkatini çeken Ey Küskün Aşk adlı eseriyle ilgili sorularımızı cevapladı.
.
,

Necip Fazıl'dan Dört Yeni Kitap!

[ 09 Şubat 2010 | 1 yorum ]
Sessiz ve derinden yürüyen bir yayın politikası içinde, 1983 yılından bugüne Necip Fazıl Kısakürek’in Bütün Eserleri’nin yayımını sürdüren Büyük Doğu Yayınları, bundan bir süre önce çıkardığı 4 yeni kitap ile bir defa daha dikkatlerimizin Üstad ve O’nun sosyal-siyasi mücadelesi üzerinde yoğunlaşmasını temin etti.

Necip Fazıl’ın belli başlıklar altında Büyük Doğu dergilerinde yayınladığı yazılarından derlenmiş olan bu eserler:

1- Vesikalar Konuşuyor
2- Büyük Doğu Cemiyeti
3- Bediüzzaman Said Nursi
4- Nasreddin Hoca

Vesikalar Konuşuyor

Bu kitaptaki, her biri bir vesikaya bağlı yazılar, Türk cemiyetinin sahip olduğu bütün kıymetlerin ve maddi-manevi değerlerinin Cumhuriyet tarihi boyunca belli zümre ve şahıslar tarafından nasıl istismar edildiğini, sistemli ve planlı biçimde nasıl çiğnendiğini gösterici mahiyette ifşa ve teşhisler içeriyor.

Örneğin Lozan antlaşması ile elde edilen istiklalin, ne pahaya Emperyalistlere kabul ettirildiğini, olayları fikri bir temel üzerinde ele alan Necip Fazıl’dan öğreniyoruz. Ona göre, Lozan’da şekli bir istiklal elde edebilmek için, Türk milletinin, dünyaya bedel bir kıymeti olan mukaddesat alakası ve manevi kurumları feda edilmiş ve bu işin gizli aktörü olarak bir Hahambaşı aktif rol oynamıştır. Bu tarihi gerçeği bilmeden, Türk istiklalinin ne anlama geldiğini çözebilmenin mümkün olmadığını söyliyen Necip Fazıl, bir başka ifşasında, geçtiğimiz günler içinde gündeme gelen Dersim Faciasını, ilk defa gözler önüne sermiş olarak tarih boyunca gelen faciaların en büyüğü olarak gösteriyor; ve Doğu Faciasını bütün hikayesi, sorumluları ve sebep-sonuçları ile açıklığa kavuşturuyor…

Türkiyede Komünizmin nasıl iş gördüğü… Bütün gerçekliği içinde Köy Enstitüleri… Milli Şef döneminin suistimal hikayeleri… Ali Şükrü Cinayeti… Rejimin Din Düşmanlığının tarihçesi ve CHP karşısındaki Muhalefet Partilerinin içyüzü, ele alınan ve düğümleri çözülen mevzular içinde…

Ve daha neler; Rejimin, örtüler altında tutmaya gayret ettiği yakın geçmişin cevabı gizlenen birçok meselesi (Vesikalar Konuşuyor) kitabı içinde…

Büyük Doğu Cemiyeti

Bir idealin mana ve eylem ocağı olarak kurulan Büyük Doğu Cemiyeti, Necip Fazıl’ın sosyal-siyasi mücadelesi içinde önemli bir yer tutar. 28 Haziran 1949 - 26 Mayıs 1951 tarihleri arasında faaliyet gösteren Büyük Doğu Cemiyeti, seçimlere katılımı mümkün bir Parti olarak kurulmuş, ancak başta kadro zaafı ve dönemin baskıcı siyasi şartları sebebiyle, erken bir çıkış olarak tarihe intikal etmek zorunda kalmıştır. Bu kitapta, Büyük Doğu Cemiyetinin, bütün oluş ve olamayış sebeplerini içeren teferruatlı hikayesi, Necip Fazıl’ın kaleminden takip edilebilir.

Bediüzzaman Said Nursi

Necip Fazıl’ın gözünde Said Nursi, müşterek bir dava birliği ve beraberliği içinde bulunduğu, muhterem bir din adamıdır ve sahte şeyh ve kalpazan alimlerin ortalığı kapladığı bir devirde emin bir şahsiyettir. Bu sebeple, o tarihlerde (1950) geniş ve aktif aydınlar kalabalığına Said Nursi hazretlerini daha yakından tanıtmak lüzumunu duyan Necip Fazıl, Nur Risalelerinden bazı parçaları Büyük Doğu dergisinde yayınlamıştır.

Dolayısıyla bu eser, Said Nursinin hayat ve eserini tanıtan bir biyografi ve Nur Risalesinden yapılan sadeleştirmeleri içermekte.

Nasreddin Hoca

Ağızdan ağıza nakledilen fıkralarıyla halkın, hikmetinden gafil olarak sadece bir güldürücü olarak tanıdığı Nasreddin Hoca, Necip Fazıl’a göre yeniden ele alınması ve özüne nüfuz edilmesi gereken milli bir kahramandır. Onun menkıbeleri, muhtevalarındaki ince tenkid ve tahlil kıymetleriyle tek tek yeniden izah ve tespit edilmelidir. Nasreddin Hoca fıkralarına el atan Necip Fazıl, bu eserde, onu hikmet cephesiyle göstermek gayesinde…
Yazının devamını oku »
,

İstanbul Gibi Sevdim Seni

[ 07 Şubat 2010 | 0 yorum ]

Selim Belviranlı

Karanlıktan korkardım bilirsin
Her köşe başı acılar sızlatırdı yüreğimi
Ve her dönüşte yaşlar akardı gözümden
İstanbul gibi severdim seni
Yedi tepesinde yetmiş aşk
Karanlıktan korkardım bilirsin
Bir kez olsun bir anlık gelmezdin
Boğazdan öylesine bir selam çakardın
Yaldızlı şaşaalıydı bakışların
İstanbul kadar gururluydu saçların
Karanlıktan korkardım bilirdin,
Belki de bu yüzden benden giderdin
Tüm hesabı alt alta dizerdin
Altına bir çizik çekerdin
Faturayı dürerdin bükerdin
Hepsini bana yıkar giderdin

İstanbul aşktır bilirsin
Sülaymaniye aşk Kadıköy aşk
Fatihten kalmadır bu altı yüz yıllık kır at
Kim dizginini tutabilir
Kim namusuna dil uzatabilir
Ayasofyanın nazlı gelini
Beyazlar sana ne de çok yakışır
Buna aşk derler bu coğrafyada
Sulu kuleden surlara
Bu aşkın adı İstanbul’dur
Karanlıktan korkardım bilirsin
Arka sokaklarda kaybettim gönlümü sen bulamazsın
Senin ayakların alışık değildir bizim kaldırımlarımıza
Soğuğumuz dudaklarını çatlatır
Topraklarımız ellerini
Karanlıktan korkardım bilirsin
Karanlıklarıma gelme çıldırırsın
Yazının devamını oku »
,

Aborjin Yarası

[ 30 Ocak 2010 | 0 yorum ]

Mehmet Sarı

Ben bir aborjin yarasıyım
mazluma zalimin reva gördüğü
Kanayıp akar ömür maceram
tutsak yurdumun son iki yüz yılında
Avustralya karasının ortasından.
Gecelerim buz keser
yanar gündüzlerim
ağartamam karanlığımı
ala kargalar istilasından...

Ben bir aborjin yarasıyım
gözlerim bile ışıldamaz kara bahtıma,
Çekirgeler diş biler yeşil günlere
bunaltan gecelerin esintisizliğinde
Çöl çiçekleri büyütür kan sızıntılarım
Ölü bir ay doğar dikenler üstüne
yaşanmaz bir gezegene doğarcasına
tedirgin yalnızlıklarında uzun gecelerin.
Ben bir aborjin ağıtıyım güftesiz - bestesiz
sesimde umudu yeşerir gelecek günlerin...
Yazının devamını oku »
,

Ağlayamadım

[ 26 Ocak 2010 | 0 yorum ]

Hızır İrfan Önder

Çoğu insan gibi korktum ölümden
Ölmeden ölmeyi kavrayamadım!..
Neler geçti neler şaşkın gönlümden
Bir türlü nefsimi bağlayamadım!..
Oturup bir güzel ağlayamadım!..

Mala gönül verip dünyaya kandım
Sınırsız yaşamak özgürlük sandım
Hırsımın peşinden koşmaktan yandım
Hakk’ın boyasıyla boyayamadım!..
Oturup bir güzel ağlayamadım!..

Şan şöhret peşinde geçti yıllarım
Zillete düştükçe battı çullarım
Günaha girdikçe soldu güllerim
Kendimi haramdan koruyamadım!..
Oturup bir güzel ağlayamadım!..

Ömrümü tükettim bir hiç uğruna
Basmadı ki felek beni bağrına
Sapladım hançeri nefsin böğrüne
Yine de ben onu avlayamadım!..
Oturup bir güzel ağlayamadım!..
Yazının devamını oku »
,

Marangoz Sokak

[ 19 Ocak 2010 | 1 yorum ]

Orhan Kılıg


Biz marangoz sokağının,
Perde arkasındaki çıraklarıydık aslında,
Sevgiyi öğreniyorduk.
Bir avuç talaş gibi,
Çil çil dağılırken ,
Kasabanın bir avuç toprağına...

Marangoz sokağının anılarıyla orta gençliğimiz,
Son gençliğimize daha çok zaman vardı.
Ama daha az yaşanılması gereken şey,
Talaş olduyüreğimizde hayata karıştı.
Oysa hep ustalar karlı çıktı...
Yazının devamını oku »
, ,

Ağzı Bozuk Bir Yağmur

[ 15 Ocak 2010 | 1 yorum ]

Asude Zeynep Toprak

Eline kalemi alıp bir şeyler karaladı:

“…Kaç tanesini yakamdan sıyırıp geçmiştim acıların. Kaç tanesini yuyup- yıkamıştım. Bir daha karşıma seni hiçbir kasım çıkaramaz, diyordum. Ezber bozan bir rüzgâr esiyor üzerime… Hangi yarımı tam edeceğimi şaşırdım gayrı. Beti bereketi kaçtı mevsimlerin, dön…”

Usulca katladı yazdığı satırları. Acıyla, mutluluk üst üste gelmeyecek şekli aldığında kitabının arasına yerleştirdi kelimelerini. Modern bir unutkanlık süsü verdi dinlediği türkülere. Arkasına bakmaktan çekinmediği bir aşk beslemişti damında… Kapıyı çekti büyük bir hızla.


Büyük bir sessizlik hâkimdi adımlarına. İfadesiz adımlar atıyor ve imgesiz gözyaşlarını gizliyordu acıyla yüklü avuçlarında. Peşine takılan rüzgârı atlatmak isteyen saçlarını sağ yana savurup, gökyüzüne çaktırmadan gözyaşlarını siliverdi. Ağzı bozuk bir yağmur bekliyordu bu kasımı, ardına saklandığı güneşin renginden anlamıştı bunu.


Rüzgârın dindiği anda adım atmaktan vazgeçti. Uçuyordu dememek için tek sebep kuşlara fütursuzluk etmekti. Koşar-adım girdi parktan içeri. Kasım günü olduğu belliydi. Yapraklar, yaprakların altında kalanlar, kapıya dayanan bir aşk ve dönmesi beklenen bir yaz…

Usulca yanaştı yanına, oturdu sessizce… Uzun uzun şiirler dinlemeye geldiğini söyledi ardından, dinledi de. elinde sıkıca tuttuğu kitabı uzattı. Farkında mıydı ki “kasım gidiyordu”, farkında mıydı ki gitmek için gelmişti yanında ki...

Ayağa kalktılar, yürümek, nefes almakla eş değerdi. Ağzı bozuk bir yağmur başladı. Sövdü kadının eteklerine, şair bir erkek gibiydi sonbahar, bir kez daha aldanmıştı imgelerine; yaprak, rüzgâr ve yağmura…
Yazının devamını oku »
,

Nefisle Söyleşi

[ 11 Ocak 2010 | 0 yorum ]

Ayhan Çoban


Kitabı solundan bekle ey nefis
Bir ömür geçer mi böyle tevbesiz

Battığın çamur mu, cirif mi, zift mi
Hatadan dönüşün yolu girift mi

Sen küçük dağların mimarı mısın
İblisin müridlik umarı mısın

Ne sebep virandır ruhum elinden
Ya benden geç artık ya emelinden

Yıkıldı sayende gönül sarayım
Günahlar elinde öyle karayım

Vaktidir bir azap müjdelemenin
Vaktidir “ölüm var, ölüm” demenin

Kabrin çukurudur ilacın senin
Kabrin çukurudur ilacın senin
Yazının devamını oku »